AKADEMİK ÖZGÜRLÜK


ULUSLARARASI İLİŞKİLER ÖĞRENCİLERİNİN REHBER SİTESİ




2010-02-07 içindeki 26 yayından en yeni 19 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
2010-02-07 içindeki 26 yayından en yeni 19 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

AB uzmanlık sınavı için yürütmeyi durdurma kararı çıktı

Gönderen Orhan YILMAZ 13 Şubat 2010 Cumartesi 0 yorum

İçinde Ermeni kökenli bir Türk vatandaşının da devlet memuru olarak yer aldığı, Türkiye’yi AB’ye taşıyacak 42 uzman alımı ile ilgili sınav kararı, mahkemeye takıldı. Ankara Bölge 1. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurdu. Sınavın sadece bir kez yapılabileceği şartından dolayı bu karar uzman alımını önemli ölçüde zora soktu.







Ankara 1. Bölge İdare Mahkemesi ABGS uzmanlık sınavını durdurdu.
Bu sınav Türkiye için tarihte bir ilkti.

Devlet Bakanı Egemen Bağış’a bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS), geçen sonbaharda yazılı ve sözlü sınav sonucunda 42 ismi AB uzmanlığı için işe almıştı. Sınavları geçerek 42 kişi içine giren Leo Süren Halepli de, Ermeni kökenli bir Türk vatandaşının devlet memuru olarak işe başlaması anlamında tarihte bir ilk olmuştu.

Ancak, sonrasında sürece yazılı sınavı kazanamayan bir aday, ABGS’nin sınavı ilgili kanunlar uyarınca yapmadığı, adayların yeterli koşulları sağlamadan kabul edildiği, sınav ilanının yönetmeliğe uygun olmadığı gerekçesi ile dava açtı. 
Ankara 1.Bölge İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Bunun üzerine, daha önce uzmanlığa kabul edilecekleri bildirilen isimlere ise ‘askıda oldukları’ haberi gönderildi.

İşte gerekçeler
Mahkeme kararında, ABGS’nin 4 yıl AB ile ilgili çalışma şartında sadece beyanı yeterli kabul etmesi, tez ve benzeri çalışmaları aramaması, detaylı belge istememesi, SSK kayıtlarına bakılmaması, yazılı sınavda sorulardan birinin yabancı dilde sorulması dahil bazı gerekçeler gösterdi. ABGS, yürütmeyi durdurma kararına itiraz için bir üst bölge mahkemesine başvuracak.

Kaynak: Hürriyet

İspanya Büyükelçisi Joan Clos, Erdoğan'ın AB büyükelçilerine verdiği yemekte sarfettiği 'AP'nin gözü kör mü?' çıkışını NTV'ye değerlendirdi. Clos bazen en iyi tutumun aşırı tepki vermemek olduğunu belirtti. AB ile ilgili konularda emir vermenin değil, ikna yönteminin geçerli olduğunu söyledi.








Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki gün AB büyükelçilerine verdiği yemekte yaptığı konuşmaya ilk tepki AB Dönem Başkanı, İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Joan Clos’tan geldi. Clos, Avrupa Parlamentosu’nu yayınladığı Türkiye raporu ve Kıbrıs önerileri nedeniyle sert dille eleştiren Erdoğan’ın sözlerine karşı “En iyi tepki aşırı tepki vermemektir” dedi. Erdoğan’ın “AB’nin gözü kör mü?” eleştirisini “ikinci one minute çıkışı” olarak değerlendirenlere katılmadığını da belirten Büyükelçi, NTV’ye şöyle konuştu:
’Emir verme’

“Bu parlamento son seçimlerin 
bir ürünü yani soldan ziyade çoğunluğun sağ partilerden geldiği bir parlamento. Avrupa’daki sağ görüşlülerin tavrının daha çok yansıdığı bir parlamento. Bence en iyi tepki bu tür durumlarda aşırı tepki vermemektir. Türkiye ve Türkiye yanlılarının yapması gereken daha çok lobi yapmaktır. Bu bir ikna etme meselesi, emir verme meselesi değil. Yaşananların ikinci one minute çıkışı olduğunu düşünmüyorum. Bu hepimizin çok iyi anladığı gibi bir eleştiri anıydı ve bizler de bu eleştiriyi Avrupa Parlamentosu’na ileteceğiz. Ama bu derin bir kriz değil.”
Büyükelçinin okuduğu şiir

BÜYÜKELÇİ Joan Clos, yemekte, Cumhuriyetçi ünlü İspanyol şair Antonio Machado Ruiz’den bir dize okumuştu:

Yolcu, yol senin ayak izlerindir/ Yol, başka bir şey sanma;/ Yolcu yol yoktur/ Yol yürüdükçe yol olur/ Yol olur yürüye yürüye/ Bakışlarını geriye çevirince de/ Dönüp bir daha basılmayacak/ Keçi yolu görülür/ Yolcu yol yoktur/ Yalnızca geminin köpükleri denizde





Kaynak: Euractiv

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın Genel Sekreter Yardımcısı Vigen Sarkisyan, Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollerin onaylanma süreciyle ilgili olarak bundan sonraki önemli adım için beliren tarihin 24 Nisan olduğunu söyledi. 




Sarkisyan, Washington'daki düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (CSIS) Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreciyle ilgili konferans verdi.

"Protokollerin parlamentolarda onayına giden sürecin, Yukarı Karabağ ile bağlantı kurma gibi herhangi bir ön koşul içermemesi ve mantıklı bir zaman dili içerisinde olması gerektiğini" savunan Sarkisyan, "onay süreci uzadıkça yeni zorlukların da ortaya çıkma tehlikesinin bulunduğunu" söyledi. Sarkisyan, "21. yüzyılda beklenen, blokajlar, ambargolar değil, vizyoner liderlik" ifadesini kullandı.

Sarkisyan, "iki tarafın aralarındaki önemli anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp ilişkilerini başlatarak bu sorunların çözümünü ikili çıkarları çerçevesinde daha sonra ele alabileceklerini" belirtti. "Dünyada aralarındaki her türlü soruna rağmen diplomatik ilişkilerini sürdüren birçok ülkenin bulunduğuna" işaret eden Sarkisyan, "protokollerin Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin aslında bir başlangıcını oluşturduğunu, bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğini" kaydetti.

"SINIRLAR AÇILMALI"

"İki ülke arasındaki sınırın açılması gerektiğini" savunan Sarkisyan, "mantıklı ve normal olanın da AB üyeliği arzusu taşıyan bir ülkeyle AB'nin Doğu Ortaklığı girişimi üyesi bir ülke arasında sınırların açık olması olduğunu" söyledi.

Sarkisyan, "iki ülke arasındaki yakınlaşma sürecinin Ermenistan açısından, bölgedeki sorunların da çözümü anlamına geldiğini" ifade ederek, şöyle devam etti:

"Sorunları çözmenin en iyi yolu, bölgesel işbirliğinden geçer. Sınırların açılmasının her zaman büyük destekçisi olduk. Protokollerin hayata geçirilmesi, insanların birbirini daha iyi anlaması, ortak zemin ve çıkarların yaratılması ve komşular arasında en zor konuların ele alınmasına olanak verecek. Bu ulaşılamayacak bir hedef değil, bunu yapabilecek olgunluğa sahibiz. Bu ekonomik açıdan da hem bölgeye hem iki ülkeye yarar sağlayacağı gibi, insanlar ve sivil toplum arasında da temasları artırıp, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sunacaktır."

"Protokollerin onayının, Türkiye'nin Güney Kafkasya'daki siyasi haritaya geri dönmesi için en iyi yol olduğunu" belirten Sarkisyan, "Türkiye, Avrupa-Atlantik güvenlik anlaşmalarında oynadığı büyük role, Gürcistan'la olağanüstü ilişkilerine ve Azerilerle neredeyse ailesel boyuta varan bağlarına rağmen, Güney Kafkasya'daki bölgesel süreçlerin fiilen dışında kalıyor. Çünkü bölgedeki bir kilit sorunda bir tarafta yer alarak, kendi kendisini izole etti. Protokollerin onayı, Türkiye'nin Güney Kafkasya'da söz sahibi bölge ülkesi olma rolünü yeniden kazanmasına olanak verecek" yorumunda bulundu.

"BUNDAN SONRAKİ ÖNEMLİ ADIM İÇİN BELİREN
YENİ TARİH 24 NİSAN"

Onay için "son süre" koymanın sakıncalarına değinen Sarkisyan, ancak protokollerle ilgili süreçte iki ülke arasındaki önemli gelişmelerin, belirli zaman kısıtlamaları sayesinde olabildiğini ileri sürdü. Örnek olarak, ortak açıklamanın 1915 olaylarının yıl dönümü olarak gördükleri 24 Nisan'dan önce, 22 Nisan'da yapılması, diğer önemli adımların Türkiye-Ermenistan futbol maçlarının olduğu zaman diliminde atılmasını veren Sarkisyan, sürecin bundan sonraki önemli adımı için beliren yeni tarihin ise 24 Nisan günü olduğunu savundu.

Süreçte diğer önemli bir zaman kriteri olarak da Türkiye'de 2011'de yapılması öngörülen genel seçimleri gösteren Sarkisyan, hükümetin seçim sürecine girecek olması nedeniyle belirli bir süreden sonra adım atmasının zorlaşacağını bildiklerini belirti.

"TBMM'NİN KARARINI BEKLEYECEĞİZ"

Sarkisyan, protokollerin onayı için önce TBMM'nin kararını bekleyeceklerini, eğer TBMM protokollerden yana tavır ortaya koyarsa, Ermeni parlamentosunun da buna olumlu karşılık vereceğinden şüphe duymadığını belirtti.

"Ermenistan'ın bu süreçte iç politikada aldığı riskleri, parlamentodaki çoğunluk partisi olarak Türkiye'deki iktidar partisinin de alması gerektiğini" savunan Sarkisyan, "uluslararası aktörlerin desteğinin önemli olduğunu, ancak artık kararı iki tarafın alması gerektiğini, sürecin ilerlemesi için uluslararası baskının artık bir etkisinin olmayacağını" savundu.

Sarkisyan, "Protokollerin parlamentoda onayı hikayenin sonu değil, başlangıcı. Daha sonra daha zor bir aşama olan, uygulama ve bunu sürdürülebilir kılma aşamasına geçiyoruz ki, bunu sadece iki taraf (Ermenistan ve Türkiye) yapabilir" dedi.

"SÜRECİN AKSAMASI YENİ ŞÜPHELER, HAYAL KIRIKLIKLARI
DOĞURACAK"

Sarkisyan, Ermeni tarafı olarak süreci ileri götürmeye hazır olduklarını çok net biçimde ortaya koyduklarını, Türkiye'den de bu adımı beklediklerini söyledi.

Sürecin aksaması halinde riskleri en aza indirmek için uluslararası toplumun çıkış stratejisi üzerinde düşünmesi gerektiğini, Ermenistan olarak da bunu yaptıklarını kaydeden Sarkisyan, "Şundan eminim, sürecin aksaması bölgeyi, normalleşme sürecinin başladığı dönemden bile geriye götürecek ve yeni şüpheler, hayal kırıklıkları ve güvensizlikleri doğuracak" dedi.

Sarkisyan, uluslararası çapta fakirlikle savaşan bir oluşum olan G-20'nin bir üyesinin, yoksulluğun yüksek düzeyde olduğu bir ülkeye tek taraflı ambargo koymasının normal olmadığını, uluslararası toplum ve G-20 ülkelerinin, sınırın açılması yönündeki mevcut fırsatın değerlendirilmemesi halinde konuyu Türkiye'nin dikkatine getirmesi gerektiğini savundu.

"TASARILARLA PROTOKOL ARASINDA BAĞLANTI
KURMAK İSTEMİYORUZ"

Bir soru üzerine, çeşitli ülkelerin parlamentolarında gündeme gelen Ermeni tasarıları ile protokoller konusu arasında bir bağlantı kurmak istemediklerini kaydeden Sarkisyan, tasarılarla ilgili diğer ülkelerdeki gelişmeleri dikkatle izlediklerini, ancak etkide bulunmadıklarını ve özellikle ABD Kongresi gibi büyük ülkelerin parlamentoları üzerinde baskılarının söz konusu olmadığını söyledi.

Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararıyla ilgili Türkiye'nin endişelerinin ise "temelsiz" olduğunu öne süren Sarkisyan, Ermenistan anayasası gereği önemli uluslararası anlaşmaların parlamentoda onayından önce Anayasa Mahkemesinin önüne geldiğini, Anayasa Mahkemesinin yürütme organının yerini alması diye bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Bir başka soru üzerine, sürece dair karamsar olmadıklarını belirten Sarkisyan, "Seçim bize bağlı. Eğer istersek yapabiliriz, istemezsek binlerce bahane bulabiliriz" dedi.

Sarkisyan, protokollere göre, tarihsel boyuta ilişkin kurulması öngörülen alt komisyonda 1915 olaylarının da gündeme geleceğini, ancak bu olayların "Ermeni soykırımı" olup olmayacağının tartışılacağına inanmadığını ifade ederek, "Çünkü TCK'de 'soykırım' sözcüğünün kullanılmasını yasaklayan düzenleme varken, bunun açık olarak tartışılması çok zor olacak" dedi.

1915 olaylarının uluslararası boyutta "soykırım" olarak tanınmasını, genel anlamda "soykırım" suçunun dünyada bir daha tekrarlanmaması açısından gerekli gördüklerini ifade eden Sarkisyan, "1915'te neler olduğuna dair, 'zaten bilinen bir şeyi" ülkelere kanıtlamak zorunda olmadıklarını" da söyledi. 



Kaynak: AA

ABD Başkanı Barak Obama, Kosova Cumhuriyeti'nin yıl dönümü nedeniyle Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Seydiu'ya kutlama mesajı gönderdi. 


Obama mesajında, Kosova'nın bağımsızlığının 2. yılını kutladığını ve Kosova halkının demokratik, barışçıl ve etnik çeşitliliğe sahip bir devletin inşası yönündeki çabalarını takdirle karşıladıklarını vurguladı.

Barack Obama aynı zamanda, iki ülke arasındaki dostluk ve işbirliğinin devam edeceğine dair büyük inancını ifade etti.

Almanya Devlet Başkanı Horst Köhler de, Cumhurbaşkanı Seyidu'ya gönderdiği kutlama mesajında, geçen yıl Kosova'nın ekonomik istikrarın yanı sıra iç ve dış politikada önemli başarılar kaydettiğini belirterek, ülkesinin Kosova'yı desteklemeye devam edeceğini kaydetti.

Kosova'nın bağımsızlık yıl dönümü dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Fatmir Seyidu'ya kutlama mesajı gönderenler arasında Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy ve İsveç Karlı Carl Gustaf da yer alıyor.

Bugüne kadar Türkiye'nin de dahil olduğu 65 ülke Kosova'nın bağımsızlığını tanıdı.



Kaynak: AA

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kazakistan ve Türkiye'nin ortak sınırı bulunmayan ancak birbirine sınır tanımayan dostlukla bağlı iki ülke olduğunu söyledi. 




Resmi ziyaret için Kazakistan'da bulunan Davutoğlu, Kazakistan Dışişleri Bakanı Kanat Saudabayev ile bir araya geldi.

İki bakan, baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından Türkiye ile Kazakistan arasında ikili işbirliği ile afet ve istatistik konularında işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Davutoğlu, anlaşmaların imzalanmasından sonra yaptığı konuşmada, Kazakistan'ın 2010 yılında AGİT dönem başkanlığı görevini devraldığına, Türkiye'nin de yine 2010 yılı CICA dönem başkanlığı görevini üstlendiğine işaret ederek, "Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Başkanlığını da bu yıl yine bir Türk milletvekili üstlendi. Avrasya'daki bütün kurumların başında neredeyse Kazak ve Türkler bulunuyor. Bu yıl adeta Türkiye-Kazakistan yılı olacak" diye konuştu.

Kazakistan ve Türkiye'nin ortak bir Avrasya stratejisi konusunda birlikte çalışacaklarını belirten Davutoğlu, AGİT çalışmaları konusunda da Kazakistan'a her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi"

70. doğum gününü kutlayacak olan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in öncülüğünde Kazakistan'ın önemli atılımlar yaptığını ifade eden Davutoğlu, "Kazakistan'ın başarıları her zaman bizi mutlu etmiş, üzüntüleri de bizim üzüntümüz olmuştur" dedi.

Kazakistan'ın temsilciliği bulunmayan ülkelerde Türk temsilciliklerinin Kazakistan'a da hizmet edeceğini belirten Davutoğlu, "Umarım olmaz, ama afet konusunda da Kazakistan'la işbirliği anlaşması imzaladık. Türkiye her zaman Kazakistan'ın yanında olacaktır. Her yıl en az iki kere dışişleri bakanları olarak bir araya gelecek. Birbirimizi ziyaret edeceğiz. Benim bakan olduğum son 8 ay içinde Sayın Saudabayev ile 5 kez görüştük. Bundan sonra bu görüşmeler daha da artacaktır" diye konuştu.

Kazakistan Dışişleri Bakanı Saudabayev de burada yaptığı konuşmada Türkiye ile ilişkilere verdiği önemi anlattı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in geçen yılki Türkiye ziyaretine değinen Saudabayev, "Biz Türkiye ile her konuda işbirliği ve dostluk çerçevesinde çalışmak istiyoruz" dedi.

Heyetler arası görüşmelerde, Türk vatandaşlarının Kazakistan'da 1 ay vizesiz kalabilmesi konusunun gündeme geldiği, Kazak yetkililerinin, Türkiye'nin bu sürenin 3 aya çıkartılması teklifine sıcak baktığı ve bu konuda çalışma başlatma sözü verdikleri öğrenildi. 



Kaynak: AA

Uranyumu yüzde 20 düzeyinde zenginleştirme çalışmalarını başlattığını açıklayarak Batı'nın tepkisini çeken İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, bu hedeflerine ulaştıklarını açıkladı. 




İran'da İslam Devrimi'nin 31. yıldönümü kutlamaları için başkent Tahran'da toplanan yüz binlerce İranlıya seslenen Ahmedinejad, yine Batı'ya çattı.

Batılı ülkelerin 'İran'ın kaydettiği ilerlemelerden korktuğunu' ifade eden Ahmedinejad, Batı'nın, özellikle nükleer alanda ilerlemeleri baltalamaya çalışmasına rağmen, 'ülkesinin her yıl büyük bir adım daha attığını' kaydetti.

Artık yüzde 20 zenginleştirilmiş ilk uranyum stoklarına sahip olduklarını ilan eden İran lideri, bu oranın yüzde 80'e çıkarılabileceğini kaydetti.

Nükleer bomba üretimi için uranyumun yüzde 80 oranında zenginleştirilmesinin yeterli olacağını ifade eden uzmanlar, İran'ın bu seviyeye bir yıl içinde ulaşabileceğini belirtiyor.

Batı ile uranyum takasına ilişkin görüş ayrılıklarının giderilememesi üzerine uranyum zenginleştirme işlemini başlatan Tahran yönetimine, sert tepki gösteren ABD ise İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı bazı şirketlere yeni yaptırımlar getirdi.

Yaptırımlar söz konusu kişi ve kurumların ABD'nin yetki alanı içindeki varlıklarının dondurulmasını ve söz konusu şirketlerle ticari faaliyet yapılmamasını öngörüyor.

* TAHRAN'DA GERİLİMLİ KUTLAMA

Amerikan yönetimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden de Tahran'a sert yaptırımlar uygulanmasını öngören yeni bir karar çıkarmak istiyor.

Ancak İran'la yoğun ticari ilişkileri bulunan Çin, müeyyidelere karşı çıkıyor.

ABD, atom bombası peşinde olmakla suçladığı İran'a karşı askeri saldırı seçeneğini de masada tutuyor.

Bu konudaki son uyarı ABD Başkanı Barack Obama'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones'tan geldi. Jones, Alman Stern dergisine verdiği demeçte, "Her zaman en kötü seçeneği de düşünmeliyiz.

Ancak şimdilik yaptırımlar söz konusu. Yaptırımlar bu ülkeyi dışlayacaktır.

İran yönetimi de, ülke içindeki karmaşaları da göz önünde bulundurarak, bunu isteyip istemediğine karar vermeli" diye konuştu.

Jones ayrıca İran'ın, nükleer teknolojisini terör örgütlerine vermesinden endişe duyduklarını söyleyerek "Bu bir kâbus olur." dedi.

Bu arada Tahran'daki kutlama törenleri sırasında muhalefetle polisin çatıştığı iddia edildi.

Güvenlik güçlerinin, muhalefet lideri Mir Hüseyin Musavi'nin başkentin göbeğinde gösteri yapan yandaşlarına ateş açtığı ve göz yaşartıcı gazla müdahale ettiği öne sürüldü.

Diğer bir muhalefet lideri Mehdi Kerrubi ile eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin, Besic milisleri tarafından saldırıya uğradığı bildirildi.



Kaynak: USAK

Amerika İran’ın, nükleer programında önemli ilerleme kaydettiği yolundaki iddialarını yalanladı.




Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs, İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad’ın dün yaptığı açıklamaların çoğunun doğru ve bilimsel dayanağı olmadığını ve yalnızca siyasi propaganda amaçlı olduğunu söyledi.

Ahmedinejad, nükleer silahlarda kullanılabilecek kalitede uranyum zenginleştirebileceklerini açıklamış, ancak böyle bir şeye niyetleri olmadıklarını belirtmişti. Reuters haber ajansına konuşan İran Ulusal Atom Enerji Dairesi başkanı Ali Ekber Salihi de, yüzde 100 oranında uranyum zenginleştirebileceklerini söyledi.

Uzmanlar nükleer silah için uranyumun yüzde 90 oranında zenginleştirilmesi gerektiğini kaydediyor.

Beyaz Saray sözcüsü Gibbs, son açıklamalarla Tahran hükümetinin, nükleer programını ‘sivil amaçlıymış’ gibi göstermeye çalıştığını savundu.



Kaynak: Voanews

AB Dönem Başkanı İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Joan Clos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AB Büyükelçilere verdiği yemekte Türk hükümetinin yaptığı açılımlara destek vererek, “Türkiye değişiyor ve siyasi reformlar ve değişiklikler sürecinden geçiyor. ‘Demokratik açılım’ veya ‘Ermeni girişimi’ gibi hükümetinizin zor konularda ilerlemek için vizyonu ve iradesinin olduğunu gösteren girişimleri olumlu karşılıyoruz” dedi.







Büyükelçi Clos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İspanya’nın AB Dönem Başkanlığını üstlenmesinden dolayı Başbakanlık Konutunda AB Büyükelçilerine verdiği öğle yemeğinde AB adına yaptığı konuşmada Türkiye’nin değişmekte olduğunu belirterek, “Demokratik Açılım” ve “Ermeni Girişmi”ni olumlu karşıladıklarını söyledi. Clos, şunları söyledi:

“Türkiye değişiyor ve siyasi reformlar ve değişiklikler sürecinden geçiyor. ‘Demokratik açılım’ veya ‘Ermeni girişimi’ gibi hükümetinizin zor konularda ilerlemek için vizyonu ve iradesinin olduğunu gösteren girişimleri olumlu karşılıyoruz.”

Hem AB’de, hem de Türkiye’de meydana gelen değişimlerden, Türkiye’nin katılım sürecine yeni bir hayat enjekte etmek için yararlanılması gereğini vurgulayan Clos, İspanya Dönem Başkanlığı sırasında gıda güvenliği, rekabet, kamu ihaleleri, sosyal işleri, kültür ve eğitim ve enerji gibi başlıklarda ilerleme sağlanması umudunu dile getirdi. 
Joan Clos, “ AB’nin İspanya Başkanlığı irade olduğunda bir yol bulunacağından kesinlikle emin. İspanya Başkanlığı , birlikte çalışarak Türkiye’nin AB katılım sürecine olumlu bir katkı yapmaktan gurur duyacak” dedi.
AB sürecinin zaman zaman siyasi faktörlerden veya zor kriz senaryoları nedeniyle sarsılabileceğini de belirten Clos, buna karşın ne zaman müzakerelere bir kriz vurursa bu krizin bir fırsata dönüştürmeye ve süreci ilerletmeye yönelik çabaların bir kat artırılması gerektiğini vurguladı.

Tarihin, tüm kriterleri yerine getiren adayların tam üye olduğunu gösterdiğini de ifade eden Clos, her ilinde AB konusunda çalışmalar yapmak üzere vali yardımcılarının atanması kararını olumlu karşıladıklarını da söyledi.


Kaynak: Ajanslar

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Kıbrıs konusunda Türkiye’ye yaptığı çağrıyı değerlendirerek, “Müzakerelerde bizi rahat bıraksınlar. Bunu BM’ye bıraksınlar, müzakerelerden sorumlu BM’dir. Taraflara bıraksınlar. Bunların faydası olmuyor. Uygulama şansı zaten yoktur...” dedi.






KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Kıbrıs konusunda Türkiye'ye yaptığı çağrıyla ilgili olarak, ''Müzakerelerde bizi rahat bıraksınlar. Bunu BM'ye bıraksınlar, müzakerelerden sorumlu BM'dir. Taraflara bıraksınlar. Bunların faydası olmuyor. Uygulama şansı zaten yoktur'' dedi.

Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde, siyasi partilere başlattığı ziyaretler çerçevesinde Birleşik Kıbrıs Partisi'ni (BKP) ziyaret eden Talat, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Talat, AP'den geçen ve ''Türkiye'ye Kıbrıs'tan asker çekmesi ve Maraş'ın Rumlara devredilmesi'' çağrısında bulunan karara ilişkin değerlendirmesinin istenmesi üzerine, parlamentoda onaylanan raporu hazırlayan raportör ile bir saat görüşerek, bu raporun müzakere sürecine zarar vereceğini gerekçeleriyle birlikte anlattığını anımsattı.

Raportöre bu konuların halen müzakere edildiğini aktardığını ifade ederek, bunların, müzakerelerde ele aldıkları hususlar olduğunu, AP olarak niye başka konularla ilgilenmeyerek bunları ele aldıklarını sorduğunu kaydeden Talat, raportörün de bunları anladığını gördüğünü, ancak raportörün kendisine, bu raporun parlamentodan geçebilmesi için tüm siyasi grupların onay verebilecekleri, dolayısıyla onların taleplerinin de içinde yer aldığı bir rapor hazırlanması gerektiğini, bu nedenle rapora tüm siyasi grupların görüşlerinin doldurulduğu yanıtını verdiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, bunu doğru bulmadığını belirterek, ''Müzakerelerde bizi rahat bıraksınlar. Bunu BM'ye bıraksınlar, müzakerelerden sorumlu BM'dir. Taraflara bıraksınlar. Bunların faydası olmuyor. Uygulama şansı zaten yoktur'' dedi.

''Türk Ordusu'nun adadaki varlığının Kıbrıs sorununa bağlı bulunduğunu ve sorun çözüldüğü zaman bu konunun da ortadan kalkacağını, Maraş'ın da aynı şekilde çözümlenmiş olacağını'' ifade eden Talat, ''Gelsinler müzakerelere odaklanalım, Kıbrıs sorununu çözelim. En kazasız belasız yol budur. Kimseyi üzmeden, kavga etmeden Kıbrıs sorununu çözelim. Esas hedef bu olmalıdır. Avrupalıların da buna önem vermesini istiyorum. Nitekim AP Yüksek Temas Grubu'na bu konuyu açtığımda haklı olduğumu ifade etmişlerdir'' dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soru üzerineyse, karardaki taleplerin yanlış yere yapıldığını belirterek, Türk Ordusu'nun çekilmesinin Türkiye'den talep edilebileceğini, çünkü ordunun Türk Ordusu olduğunu, ancak 1974'ten itibaren Kuzey Kıbrıs'a gelmiş vatandaşların Türkiye'ye gönderilmesinin bu ülkeden istenemeyeceğini, aradan 30 yıl geçtiğini, bu talepleri olabilecek gibi bulmadıklarını, raporun kurgu olarak da yanlış olduğunu kaydetti.

-ORAMS DAVASI KARARI

Cumhurbaşkanı Talat, Orams Davası süreciyle ilgili ne olacağına dair bir soru üzerine, gelecek günlerde Cumhurbaşkanlığında konuyla ilgili bir değerlendirme toplantısı daha yapacaklarını kaydetti.

Mahkeme kararının ortada olduğunu ve Oramların buna uygun gerekli girişimleri yaptıklarını belirten Talat, Rum Mahkemesi kararının İngiliz İstinaf Mahkemesi tarafından uygulanma talebinin hangi koşullarda hayata geçebileceğinin birçok faktöre bağlı bulunduğunu söyledi.

Evin yıkılması ve arazinin ''sahibine'' teslim edilmesinin KKTC yasalarıyla da ilişkili olduğunu ifade eden Talat, ayrıca böyle bir durumun yaratacağı toplumsal sıkıntılar, çalkantılar ve kararın uygulanmasının insan haklarına uyumunun da tartışma konusu olduğunu belirtti.

Oramların şu anda AİHM'de adil yargılamayla ilgili itiraz başvuruları olduğunu ve henüz sonuçlanmadığını kaydeden Talat, bu koşullar altında söz konusu evin yıkımına gidilmesinin başka birçok komplikasyon yaratacağını ve yıkımın mümkün olmadığının görüldüğünü söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, ''ne efelenmeye, ne kontrolsüz tepkiye, ne de kararı uygulayacağız demeye'' gerek olduğunu belirterek, ''Sağduyulu değerlendirmeli''.



Kaynak: Euractiv 

MİSYON

Gönderen Orhan YILMAZ 11 Şubat 2010 Perşembe 0 yorum


Çok Kutuplu Yeni Dünya Düzeni’nde belirsizlikler ve riskler artmış, küresel güçlerin rekabet ettiği alanlar çoğalmış, sahneye yeni aktörler çıkmış ve yeni bir “uluslar arası ortam” doğmuştur. Bu yeni uluslar arası ortamda soğuk savaş döneminin ya da tek kutuplu dünya düzeninin araç ve yöntemleriyle hareket etmek, sonuç almak ve ilerlemek imkansız hale gelmiştir.

Yeni Dünya Düzeni’nin kendine özgü koşulları, kuralları, araçları ve yöntemleri bulunmaktadır. Soğuk Savaş Dönemi’nin “sert güç” politikası, günümüzde yerini “yumuşak güç”ün cazibesine bırakmıştır. Artık propaganda değil, ikna önemli hale gelmiştir. Devletler arasındaki diplomasi kadar, toplumlar/kamuoyları arasındaki iletişim, etkileşim, dolayısıyla “toplumdan topluma diplomasi” de önem kazanmaya başlamıştır.

Böyle bir ortamda; Türkiye’nin yeni uluslar arası ortama ve çok kutuplu yeni dünya düzenine uyum sağlamasını, etkinliğini artırmasını, bölgesel ve küresel amaçlarına ulaşması için gerekli olan araç ve yöntemleri kullanmasını, kendisiyle ilgili algıyı yönetmesini ve kendisini doğru mesajlarla tanıtmasını sağlayacak çalışmalar yapmayı paylaşmayı misyon edinmiştir.



"AKADEMİK ÖZGÜRLÜK"



NATO Raporu: "Türkiye'de Nükleer Silah Var"

Gönderen Orhan YILMAZ 10 Şubat 2010 Çarşamba 0 yorum

NATO eski Genel Sekreteri George Robertson imzalı nükleer silah raporunda Türkiye"de ABD"ye ait nükleer silahlar olduğu doğrulandı.




Avrupa Reform Merkezi, NATO eski Genel Sekreteri Robertson imzalı raporunda Almanya’nın, topraklarında kalan nükleer silahların kaldırılmasını isteği sert dille eleştirirken Almanya’nın bu yönde bir adım atması halinde bile “Belçika, İtalya, Holanda ve Türkiye’ye yerleştirilmiş olan, geri kalan 180 silahının oluşturduğu “güvenlik şemşiyesi”nden yararlanmaya devam edebileceğine dikkat çekildi.

Almanya’nın, topraklarındaki nükleer silahların kaldırılması isteği tartışmalara yol açtı. Avrupa Reform Merkezi, NATO eski Genel Sekreteri Robertson’un da imzasıyla yayımlandığı raporda Almanya’nın bu tutumunu sert dille eleştirirken Almanya’nın, bu yönde bir adım atsa da Türkiye, Belçika, İtalya ve Hollanda’da konuşlanmış, ABD’ye ait 180 nükleer silahların sağladığı “güvenlik şemsiyesi”nden yararlanmaya devam edebileceği vurgulandı.

Londra’da faaliyet gösteren Avrupa Reform Merkezi, NATO eski Genel Sekreteri Robertson’un da imzasını taşıyan “Almanya, Pandora Kutusunu’na Açıyor” isimli raporunda Alman hükümetinin, topraklarında kalan ABD’ye ait nükleer silahların kaldırılması isteğini sert dille eleştirdi.
Raporda, Almanya’nın nükleer füzelerini kaldırıp ABD’nin nükleer gücünün korumasından yararlanmayı sürdürmek istemeyeceği savunulurken de “ Nükleer şemsiye altında kalmak isteyip bunu sağlama zorunluluğunu da başkalarına havale etmek, sorumsuzluktur” denildi.
Almanya’nın tutumunu ve söz konusu raporu değerlendiren New York Times gazetesi ise, raporun AB ve NATO ülkelerinin Almanya’nın tek taraflı politikalarını benimsenmesinden duydukları kaygıları yansıttığını belirtti.

Munih Güvenlik Konferansı sırasında Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin nükleer silahların soğuk savaştan miras olduğunu belirtirken sarfettiği “Artık askeri bir amaca hizmet etmiyorlar” sözlerini de aktarın NYT haberinde de soğuk savaş sona erdiğinde Avrupa’ya konuşlanmış olan 2 bin kadar ABD nükleer silahtan geçen yıl itibariyle 200’e indirildiğine işaret edildi.

New York Times’e göre, raporda Almanya’nın bu tutumu sürdürmesi halinde ABD Başkanı Barak Obama’nın “nükleer silahsızlanma” politikasına katkıda bulunacağı ancak yine “Geri kalan 180 ABD silahlarının yerleştirilmiş olduğu Belçika, İtalya, Hollanda ve Türkiye’nin sağladığı güvenlik şemsiyesine güvenebileceği” kaydedildi.



Kaynak: Milliyet

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Murat Mercan başkanlığındaki heyet, temaslarda bulunmak üzere İsveç'in başkenti Stockholm'e gitti.


 

Heyette, Mercan'ın yanı sıra Dışişleri Komisyonu üyeleri AK Parti Tekirdağ Milletvekili Necip Taylan, AK Parti Sakarya Milletvekili Şaban Dişli, CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve MHP Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı bulunuyor.

Heyet, bu sabah ilk olarak Dışişleri Bakanlığı binasında İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Bakanı Gunilla Carlsson ile bir araya geldi. Basına kapalı yapılan görüşmeye Türkiye'nin Stockholm Büyükelçisi Zergün Korutürk de katıldı. 



Kaynak: AA

Murat Mercan ve beraberindeki heyet, bugün İsveç parlamentosunda da görüşmelerde bulunacak. 

Amerikan-Türk Konseyinin (ATC) "29. Yıllık Türkiye-ABD İlişkileri Konferansı", 11-14 Nisan arasında Washington'da düzenlenecek. 

ATC'nin açıklamasına göre, konferansa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jim Jones, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner ve ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı James Cartwright konuşmacı olarak davet edildi.

Konferans kapsamında savunma ve güvenlik konuları, telekom ve dijital medya, enerji ve altyapı, sağlık hizmetleri ve tıbbi ürünler, bankacılık ve finans, tarım ürünleri ticareti ve gıda endüstrisi gibi konular ele alınacak.

Açıklamada, "Yaklaşık 30 yıldır ATC, Türk ve Amerikalı liderler arasındaki en büyük buluşmaya ev sahipliği yaparak, mevcut ve geleceğe dair ekonomik, kültürel ve siyasi hedeflerin belirlenmesi, ortaklıkların güçlendirilmesi ve genişletilmesi için mümkün olan en iyi fırsatı katılımcılara sağlıyor" denildi.

ATC'nin yıllık konferansları, her iki ülkeden seçkin konuşmacıların da aralarında bulunduğu 600'den fazla katılımcısıyla, iş ilişkilerinin geliştirilmesi, ürün tanıtımı, üst düzey hükümet ve askeri yetkililer arasında temas kurulması ve bilgi alışverişinde bulunulması açısından fırsatlar sağlıyor.

Geçmişte konferansa konuşmacı olarak katılanlar arasında ABD Savunma Bakanı Robert Gates ve eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da bulunuyor.



Kaynak: AA

Genelkurmay Başkanlığı, Afganistan’ın başkenti Kâbil’de görev yapan Türk birliğinin çalışmaları hakkında bilgi vermek için dün basın turu düzenledi.


Çolak, Kâbil Bölge Komutanlığı’nda verdiği brifingde, Afganistan’da Türk askerine saygı ve sevginin “çok yüksek” olduğunu belirtti.
Afgan askerleri ile eğitim ve güvenlik amaçlı ortak devriyeye çıktıklarını söyleyen Çolak, Türk askerinin sıcak çatışmaya girip girmediğinin sorusuna, “Sıcak çatışmaya kesinlikle girmiyoruz. Öyle bir kısıtlamamız var. Aynı şekilde mayın temizleme konusunda taahhütlerimiz var. Mayın temizleme işine, uyuşturucuyla mücadeleye girmiyoruz. Bu konularda gö- revimiz yok. Biz silahımızı sadece meşru müdafaa kapsamında kullanırız” karşılığını verdi. Çolak, Türk askerine silahlı saldırı olması halinde nasıl karşılık vereceklerinin sorulması üzerine, “Kendisine bir tehdit olduğu zaman buna mukabele etmeyecek olan askeri birlik olabilir mi? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kâbil’deki birliği sadece ve sadece meşru müdafaa kapsamında silahını kullanır. Bizim silahlarımız her zaman aşağıya bakıyor. Biz hiçbir zaman halka silahımızı çevirmedik. Ama bize çevrilirse meşru müdafaa hakkı ortaya çıkmıştır. Silahımızı hiç çekinmeden kullanırız” dedi. Çolak, şehir devriyesine çıkan yabancı askerlerin Türk bayrağı takıp takmadıkları sorusu üzerine ise, “Türk bayrağı burada büyük önem taşıyor. Türk bayrağı Afganistan’da en geçerli pasaporttur” ifadesini kullandı.



Kaynak: Milliyet

Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye raporu çeşitli değişikliklerle kabul edildi. Türkiye, Kıbrıs'tan asker çekmeli, Maraş'ı geri vermeli, Kıbrıs'taki TC vatandaşları geri çağırmalı önerileri yine raporda yeraldı. Genişlemeden sorumlu AB Komiseri Füle, Emasya'nın kalkmasını sivilleşme yönünde önemli reform olarak övdü.









AB Komisyonu'nun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu Üyesi Stefan Füle, görevini resmen devraldığı günde EMASYA Protokolünün yürürlükten kaldırılmasını "sivil-asker ilişkilerinde dönüm noktası" olarak tanımladı.
Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen raporda yine Kıbrıs konusu öne çıktı. Kıbrıslı Rumların da etkisiyle eskiden beri tekrarlanan talepler dile getirildi. Tek yanlı olarak Ankara'ya yapılan çağrıda Kıbrıs'tan Türk ordusunun çekimesi, Maraş'ın iadesi ve kuzeydeki Türk vatandaşları sorununun çözülmesi istendi.l
Böylece Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM müzakereleri sürerken Avrupa'dan beklediği siyasi ve psikolojik destek gelmedi.
Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda genişleme raporlarının tartışıldığı oturumda konuşan Füle, "AB Komisyonu'nun Türkiye'nin katılım sürecine bağlı kalacağı" taahhüdünde bulunarak, bu sürecin Türkiye'deki siyasi ve ekonomik reformları güçlü şekilde teşvik ettiğini belirtti.
Stefan Füle, "Geçen yıl dönüm noktası niteliğinde birçok reform hayata geçirildi. Bunlardan bazılarına birkaç yıl önce neredeyse hiç ihtimal verilmiyordu. Geçen hafta iptal edilen, orduya güvenlik tehlikelerinde yetki almadan müdahale izni veren güvenlik protokolü (EMASYA) sivil asker ilişkilerinde dönüm noktasıdır. AB Komisyonu bu protokolün iptaliyle ilgili gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürecek" dedi.
Anayasa Mahkemesi'nin DTP'yi kapatmasının AB'de endişe yarattığını ve aralık ayında güneydoğudaki bazı tutuklamalardan üzüntü duyduklarını dile getiren Füle, bu dönemde yaşanan terör saldırılarını da kınayarak, bu gelişmelerden hiçbirinin Demokratik Açılımın başarıyla uygulanmasına hizmet etmeyeceği görüşünü savundu.

REFORM ÇABALARI İKİYE KATLANMALI
AB Dönem Başkanı İspanya'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Lopez Garrido Diego ise Türkiye'nin katılım müzakerelerini ilerletme kararlılıklarını vurgulayarak, sıranın zorlu fasıllara geldiğini, yeni fasılların açılabilmesi için Türkiye'nin reform çabalarını ikiye katlaması gerektiğini söyledi.
İspanya'nın dönem başkanlığında açılması için teknik hazırlıkları süren 4 fasıl arasında kamu alımları, rekabet politikası, gıda güvenliği ve sosyal politika ve istihdamın bulunduğunu anlatan Garrido Diego, Nabucco anlaşmasının imzalanmasının ardından daha da önem kazanan, Kıbrıs Rum kesiminin engellemeyi sürdürdüğü enerji faslının açılması için de çaba göstereceklerini kaydetti.
RAPOTÖR OOMEN-RUİJTENAP Türkiye Raportörü Hollandalı Hristiyan Demokrat Ria Oomen-Ruijten, Anayasa Mahkemesi'nin askerlere sivil yargının önünü açan yasayı iptal ederken, mevcut anayasaya bağlı hareket ettiğini hatırlatarak, "Türkiye'nin modernleşmesi yolunda gerçek reformları engelleyen mevcut anayasanın bir an önce değiştirilmesi" çağrısında bulundu.
Hükümetin Kürt, Alevi ve diğer grupların haklarıyla ilgili geniş kapsamlı bir tartışma başlatmasından duyduğu memnuiyeti ifade eden Oomen-Ruijten, Anayasa Mahkemesi'nin DTP'yi kapatma kararının iyi analiz edilmesini isteyerek, TBMM üzerinde hala tehditler bulunduğu, siyasi partilerle ilgili düzenlemelerde Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tavsiyelerine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun şekilde reform yapılması gereği üzerinde durdu.
AP Türkiye karar taslağı, bugün AP genel kurulunda oylanacak. Belgeye Raportör Oomen Ruijten'in de desteğiyle verilen değişiklik önergeleriyle "Balyoz" darbe planının girmesi, Türkiye'den Kıbrıs'taki müzakerelere katkı için adadaki askerlerini "derhal çekmeye başlaması" çağrısının yumuşatılması bekleniyor.

Kaynak: Euractiv


Batı yanlılarının bölünmüşlüğü, 2004’te Turuncu Devrim ile tanışan Ukrayna’da Rusya yanlılarının işine yaradı. Orta Asya cumhuriyetlerinin ardından Ukrayna’da yüzü Moskova’ya dönük güçler işbaşına geldi.





Ukrayna’da Merkez Seçim Komisyonu devlet başkanlığı seçimini Viktor Yanukoviç’in kazandığını açıkladı. Yanukoviç oyların yüzde 48,8’ini alırken, rakibi Julia Timoşenko 3 puan farkla yüzde 45,6’da kaldı. Seçmenlerin yüzde 4,4’ü adayların hiçbirine oy vermedi.

59 yaşındaki Yanukoviç, dün ilk tahmini sonuçların ardından zaferini ilan etmişti. Yenilgiyi kabullenen Timoşenko bugün bir basın toplantısı düzenleyeceğini duyurdu.

Gözlemciler, yüzölçümü açısından Rusya’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci ülkesi olan Ukrayna’da Yanukoviç’in çok az farkla başkanlığa seçilmesinin Timoşenko’nun elini güçlendirdiğine dikkat çekiyor.
Yanukoviç'in Başbakan adayı Sergey TigipkoYanukoviç'in Başbakan adayı Sergey Tigipko
Yanukoviç ekibini kuruyor
Yanukoviç, seçim gecesi Timoşenko’ya başbakanlık görevinden istifa etmesi çağrısında bulunmuştu. Yanukoviç, devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda üçüncü olan Sergey Tigipko’yu bu göreve getirmek istiyor. Ukrayna’nın en zenginleri arasında yer alan banker Tigipko, Yanukoviç’in teklifine sıcak baktığını duyurmuştu.

Yanukoviç’in devlet başkanlığı seçimini kazanmasının özellikle Rusya ile olan ilişkileri olumlu yönde etkilemesi bekleniyor. Yanukoviç, Rusçayı ülkenin resmi dilleri arasına katmayı ve Moskova ile Kırım’da üslenen Karadeniz Donanması’nın geleceği üzerine pazarlık yapmak istiyor. Kırım Yarımadası'ndaki üssün kira sözleşmesi 2017`de bitiyor. Yanukoviç, kira bedelini artırarak sözleşmeyi uzatmayı planlıyor. 
AB'nin değerlendirmesi
Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, AB'nin Ukrayna ile ilişkileri sağlamlaştırmaya çalıştığını açıkladı. Ashton, “Ukrayna’nın reform programının hayata geçirilmesine destek vermekte kararlıyız. AB'nin yeni Ukrayna devlet başkanı ile çalışması bu amacı çabuklaştıracaktır” dedi.

Ashton, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) Ukrayna'daki seçimlerin dürüst yapıldığına dair olumlu değerlendirmesinden memnuniyet duyduğunu kaydetti. Ashton, ülkedeki seçim ortamının genel olarak sükûnet içinde geçmesinin, bu ülkedeki demokratik gelişimin önemli bir göstergesi olduğunu ifade etti.


Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

AB Komisyonu Bugün Parlamento'da Oylanıyor

Gönderen Orhan YILMAZ 09 Şubat 2010 Salı 0 yorum

AB Komisyonu bugün Parlamento'da oylanıyor
Avrupa Parlamentosu milletvekilleri bugün Avrupa Komisyonu'nun yeni üyelerini oylayacak.





Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu genel kurul salonu

AB'nin yürütme organı olan komisyonun başkanı Jose Manuel Barroso ile çalışmak üzere seçilen 26 adayın, göreve başlayabilmek için Parlamentodan topluca onay alması gerekiyor.

Herhangi bir adayın reddedilmesi, tüm ekibin geri çevrilmesi anlamına gelecek.

Ancak böyle bir durum olasılık dahilinde görünmüyor.

Komisyon'da insani yardımlardan sorumlu olması öngörülen ve Bulgaristan'ın bu görev için seçtiği ilk aday olan Rumiana Jeleva, bu konudaki geçmişi hakkında konusunda Avrupa Parlamentosu üyelerini ikna edemeyince ülkesi tarafından adaylıktan çekilmişti.

Ardından da İngiltere ve Fransa arasında komisyondaki önemli rollerin paylaşımı konusunda bir gerginlik yaşanmıştı.

Onaylandığı takdirde yeni Komisyon 2014 yılına kadar görev yapacak.



Kaynak: BBC

NATO Afganistan'da Büyük Bir Harekata Hazırlanıyor

Gönderen Orhan YILMAZ 08 Şubat 2010 Pazartesi 0 yorum

Afganistan’ın güneyindeki Marjah bölgesinde halk, olası bir NATO operasyonuna karşı evlerini terk ediyor. 




NATO komutanları, binlerce koalisyon ve Afgan askerinin bir süredir Taleban’ın elindeki Marjah kentini geri almaya hazırlandığını açıkladı. 80 bin kişinin yaşadığı Marjah, NATO komutanlarına göre militanlar ve afyon kaçakçılarının merkezi haline geldi. Yetkililer militanların da aynı bölgede düzenlenecek operasyona hazırlandıklarını bildirdi.

Sivillerin bölgeyi önceden terk etmesi için operasyon hazırlıkları önceden açıklandı.

Öte yandan Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, ordunun asker ihtiyacını karşılamak için zorunlu askerlik başlatmayı düşündüğünü açıkladı. Münih’te düzenlenen bir uluslararası güvenlik konferansında konuşan Karzai, zorunlu askerliğin yürürlüğe girmesiyle birlikte, Afgan kuvvetlerinin ülkede güvenliği beş yıl içinde devralabileceğini belirtti.

Amerika ve NATO, Afgan güvenlik kuvvetlerinin yetersizliği ve eğitimindeki yavaşlıktan kaygı duyuyor.



Kaynak: Voanews

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türk Dış Politikası ve AB ile ilişkilerin 2010 yılı vizyonunu Turkish Policy Quarterly (TPQ) için kaleme aldı. Davutoğlu makalede, Türkiye’nin AB üyeliği vizyonunun dış politika önceliği olduğunu yineledi ve bu süreçte AB’den iç politik sorunları, ikili tartışmaları arka planda tutmasını ve ahde-vefa ilkesine saygı göstermesini istedi.









Davutoğlu TPQ’ye yazdığı makalede Türkiye’nin dış politika vizyonunu ve AB ile ilişkilerde gelinen noktayı özetledi. Türkiye’nin dış politikasında son dönemde göze çarpa çok yönlülük çabalarının iki temel nedene dayandığını belirten Dışişleri Bakanı şöyle kaydetti:
“Öncelikle, Balkanları, Kafkasları ve Hazar Bölgesini, Karadenizi, Doğu Akdeniz’i, Orta Doğu’yu ve Körfezi içine alan komşu bölgelerde refah, istikrar ve güvenin sağlanması amacıyla proaktif bir diplomasi izlenmesi gerekmektedir. Türkiye ayrıca sahip olduğu çeşitli bölgesel kimlikleri ile çok yönlü ve entegre bir dış politika izleyecek yetenek ve güce sahiptir.”
Barış için bir güç olmaya kararlı Türkiye’nin günümüzde çok daha sonuç odaklı ve proaktif olduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye’nin çok yönlü dış politikasının dört temel sütun üzerine inşa edildiğini belirtti.
Davutoğlu’na göre, birinci sütun güvenliğin bölünemezliği, ikincisi diyalog, üçüncüsü ekonomik bağımsızlık, dördüncüsü ise kültürel uyum ve karşılıklı saygı.
İsviçre’deki minaret referandumuna da değinen Dışişleri Bakanı, “Bu olay farklı kültürlere sahip ulusların arasındaki anlayışa ve işbirliğine ne kadar çok önem vermemiz gerektiğini hatırlatıyor” diye yazdı.
Türk Dış Politikasına ilişkin açıklamalarının ardından Davutoğlu, Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin görüşlerini paylaştı. Türk dış politikasının yeniden şekillendirilmediğinin, yalnızca komşu ülkelerle daha yapıcı politikalar yürütüldüğünü bir kez daha anımsatarak, Türkiye’nin AB’yle bütünleşmesinin hala dış politika önceliği olduğunu ifade etti.
“AB üyeliği Türkiye’nin stratejik tercihidir ve bu amaç Cumhuriyet Dönemi’nin en önemli projelerinden biridir.”
15 yıl once gümrük birliğini tamamlayan Türkiye için AB’nin  en önemli ticaret ortağı olması, güvenlik politikalarında güçlü bir işbirliği içinde olunması, Türk diyasporasının büyük bölümünün Avrupa’da yaşaması  sebebiyle Davutoğlu, Türkiye’nin hali hazırda AB’nin bir parçası olduğunu kaydetti.
Davutoğlu AB ve Türkiye’nin farklı ve çakışan iki vektör olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’nin komşu bölgelerle barışı, istikrarı ve güvenliği sağlamayı amaçlayan politikalarının, Avrupa’nın enerji arz ve güvenliğine katkıda bulunmasının Avrupa’nın da hedefleri arasında bulunduğunu kaydeden Dışişleri Bakanı, şöyle devam etti:
“Avrupa’yla aynı tarihi, aynı coğrafyayı, aynı vizyonu, demokrasi, insane hakları , hukukun üstünlüğünün aralarında bulunduğu aynı değerleri paylaşıyoruz. Türkiye ve AB aynı gemide gidiyor, zaman zaman zorlu sularda ama yine de küresel barış ve istikrar yolunda aynı yönde gidiyor.”
Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle AB’nin yeni kurumsal bir yapıya büründüğünü belirten Davutoğlu, bu yapıyla birliğin uluslararası sahnede  daha güçlü olmaya hazırlandığını kaydetti. Tam da bu dönemin Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir iyimserlik rüzgarı estireceğine inandığını belirten Dışişleri Bakanı, şimdi yeni fikirler ve yeni bakış açıları zamanı olduğunu ve ilişkilerimizi daha yakın bir Birliğe gidecek şekilde hareketlendirmek için bu fırsatı yakalamamız gerektiğini ifade etti.
Ahmet Davutoğlu, AB üyeliği müzakerelerinin uzun ve zorlu olduğunu, ancak bu durumun yola çıkılmadan önce bilindiğini söyledi. Türkiye’nin önüne çıkan siyasi engellerin AB’nin güvenilirliğine zarar verdiğini kaydeden Davutoğlu, üyeliğin bir gecede gerçekleşmeyeceğini, son kararın şimdiden önyargılarla verilmemesi gerektiğini bildirdi. Türkiye’nin AB’yle aynı standartlara ve normlara sahip olacağını ve bunun da ilgili tüm tarafların çıkarına olacağını kaydetti.
Üyelik müzakerelerinin sürdüğü bu dönemde AB’ye doğrudan seslenen Davutoğlu, 3 maddeli listesini şu şekilde sundu:
-AB, ahde vefa ilkesine saygı göstermelidir
-AB ikili sorunların katılım müzakerelerini gölgede bırakmasına izin vermemelidir
-AB Türkiye’nin katılım sürecinin iç politik sebeplerle manipüle edilmesine göz yummamalıdır.
Davutoğlu AB’nin önünde iki yol olduğunu; ya dinamik ekonomisi ile küresel bir güç olacağını ya da içe dönük bir perpektifle yalnızca kıtasal bir güç olarak kalacağını söyledi  .
Son olarak, “Türkiye bu sınavı önüne ne çıkarsa çıksın geçecektir” diyen Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin kendi potansiyelini ortaya koyabilmesi açısından önemli olan bu fırsatın büyük bir başarıya dönüşeceğine ilişkin inancını ifade etti.

Kaynak: Euractiv

Google-Translate-Turkish to English Google-Translate-Turkish to French Google-Translate-Turkish to German Google-Translate-Turkish to ItalianGoogle-Translate-Turkish to Spanish Google-Translate-Turkish to Russian Google-Translate-Turkish to Ukrainian Google-Translate-Turkish to BulgarianGoogle-Translate-Turkish to Greek