Şubat 2010 içindeki 81 yayından en yeni 13 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Şubat 2010 içindeki 81 yayından en yeni 13 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Türkiye'nin sert tepkisi ve Obama'nın son andaki müdahalesi etkili olamadı. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde "soykırım" yasa tasarısı kabul edildi. 22 üye "hayır" derken, "evet" oyları 23 oldu. Ankara'dan ilk tepki 'üzüntü ve kınama' belirten Başbakanlık'tan geldi. Büyükelçi Namık Tan Ankara'ya çağırıldı. ABD ile ilşkiler gerilim sürecine girdi.
ABD'de Ermeni Tasarısı Komite'de 23-22 oyla kabul edildi. Bir kişi oy kullanmadı.
Obama'nın son anda devreye girmesi ve Türkiye'nin sert tepkisi tasarının geçmesini engelleyemedi.
Gül Obama ile görüşerek tasarının engellenmesini istemişti.
ABD'de Ermeni iddialarıyla ilgili tasarının kabul edilmesinin ardından Başbakanlık'tan jet açıklama geldi. Açıklamada, "Türkiye bugün kabul edilen tasarıyı üzüntüyle karşıladı. Türk ulusunu işlemediği bir suçla itham eden bu tasarıyı kınıyoruz. Tasarı içerdiği somut tarihi hataların yanı sıra tek yanlı hazırlanmıştır."
Başbakanlık'tan yapılan açıklamada ayrıca Büyükelçi Namık Tan'ın istişare için geri çağrıldığı bildirildi.
Dış İlişkiler Komitesi'nde oylama öncesi üyeler görüşlerini belirtti. Komite üyelerinden Mike Pence, Türkiye'nin ABD'nin en büyük müteffiklerinden biri olduğunu belirterek, 'soykırım' için ret oyu vereceğini söyledi. Pence, Türkiye'nin Afganistan'daki rolünün önemine dikkat çektikten sonra, İncirlik üssünün ABD için çok değerli olduğunu belirtti.
Cumhuriyetçi Michael T. McCaul da tasarı üzerindeki görüşlerini şöyle açıkladı: "Geçmişte bu tasarıyı destekmiş olanlardan biriyim. Bir ırkın yok edilmesinden bahsedildi. Bu kongre 25 yıl önce zaten bir tasarı kabul etmişti. Ben Türk hükümetinin de bunu kabul etmesini isterdim. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi çok önemli. Bence Ermeniler ve Türkler geçmiş sorunları kendi aralarında görüşmeliler. Bir protokol var ve her iki hükümette bunu sürdürebilecek durumda. Bu tasarı protokolü rotasından saptıracağı düşüncesindeyim. Bu tasarı ayrıca Ermenistan'a yarardan çok zarar verecek. Sonuç olarak bu tasarı bize ve askerlerimize zarar verecek."
Demokrat Michael McMahon da tasarının geçmesi halinde ABD'nin Irak ve Afganistan'daki çabalarının zarar göreceğini söyledi. Irak ve Afganistan konusunda Türkiye ile yakın bir işbirliği içinde olduklarına işaret eden McMahon, tasarının geçmesi ve ardından Türkiye'nin İncirlik üssünü kapatması halinde Amerikan ordusunun Irak'tan çekilirken daha tehlikeli rotalar kullanmak zorunda olacağına işaret etti. Türkiye'nin Afganistan'a olan katkılarına dikkati çeken McMahon, tasarının kabul edilmemesi çağrısında bulundu.
Demokrat Eni Faleomavaga da Türkiye ile Ermenistan arasında süren müzakerelere dikkati çekerek Başkan Berman'a, bu olurken Kongre'nin böyle bir tasarıyı ele almasının nedenini sordu.
Oturumun ilk bölümünde söz alan Komite'nin Başkanı Howard Berman da, oturumun açılış konuşmasında, "Türkiye bizim müttefikimiz. Ancak Türkiye'nin soykırım iddialarını tanıması ve bunu konuşması büyük önem arz ediyor" dedi.
Kendisinin bir tarihçi olmadığını ancak uzmanların büyük çoğunluğunun bu trajik cinayetlerin "soykırım olması" gerektiği konusunda hem fikir olduklarını anlatan Berman, bu tasarının simgesel bir önemi bulunduğunu anlattı ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"Artık Ermeni soykırımını tanımanın vakti gelmiştir. Elbette ki bu Türkler için hayal kırıklığı olacaktır. Ancak ilişkilerimizin zamanla düzeleceğine ve daha sağlıklı bir şekilde ilerleyeceğine inanıyorum."
Berman'ın ardından söz alan Dış İlişkiler Komitesi'ndeki Cumhuriyetçi grubun lideri Ileana Ros-Lehtinen de yaptığı konuşmada tasarıya destek vererek, kabul edilmesi çağrısı yaptı.
Şu anda tasarıyla ilgili Komite üyeleri görüşlerini dile getiriyor. Görüşlerin dinlenmesinin ardından oylamaya geçilecek. Oturumu üç Ermeni ve sekiz Türk parlamenter de izliyor.
Tasarının geçmesi için 46 üyenin salt çoğunluğunun kabul yönünde oy kullanması gerekiyor. Geçmesi durumunda tasarı, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na sevk edilecek.
OBAMA'DAN SON DAKİKA MÜDAHALESİ
Tasarının Komite'den geçmesi bekleniyordu. Ancak Obama yönetiminden gelen bir son dakika müdahalesinin çıkacak sonuç üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor.
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bugün Komite'nin Demokrat Başkanı Berman'ı telefonla arayarak, tasarının reddedilmesini tavsiye etti.
Beyaz Saray Sözcüsü Mike Hammer yaptığı açıklamada, Clinton'ın Berman'a tasarının kabulünün Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini tehlikeye atacağı uyarısında bulunduğunu söyledi.
Bu müdahaleyle Obama, seçim döneminde "soykırım" iddialarını tanıma yönünde vermiş olduğu sözden de geri adım atmış oldu.
ANKARA BÜTÜN SENARYOLARA HAZIR
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'de tasarı görüşülmeye başlandıktan sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Bakanlık'ta üst düzey diplomatlarla bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı.
Bu görüşmede tasarının kabul edilmesi, reddedilmesi veya oylamanın ertelenmesi yani olası bütün senaryolar ele alındı. Her senaryo için birer açıklama metni hazırlandı.
Dolayısıyla oylama sonucunun ardından herhalükarda Dışişleri Bakanlığı tarafından bir açıklama yapılması bekleniyor.
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, bugün daha erken saatlerde yaptıkları açıklamada, tasarının geçmesi durumunda Büyüelçi Namık Tan'ın geri çekilmesi de dahil bütün seçeneklerin masada olduğunu söyledi.
Kaynak: Euractiv
ABD yönetimi Kongreye, Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarının geçirilmemesi çağrısında bulundu.
Beyaz Saray sözcüsü Mike Hammer, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman’la dün görüştüğünü ve tasarının geçmesinin Türkiye ile Ermenistan arasındaki süreci riske atacağına işaret ettiğini belirtti.
Kaynak: AA
Beyaz Saray sözcüsü Mike Hammer, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman’la dün görüştüğünü ve tasarının geçmesinin Türkiye ile Ermenistan arasındaki süreci riske atacağına işaret ettiğini belirtti.
Kaynak: AA
ABD'deki düşünce kuruluşlarından Woodrow Wilson Center'da, "Türk Ordusunun Rolü Üzerindeki Kriz" başlıklı toplantı düzenlendi.
Toplantıda konuşan MHP İstanbul milletvekili Mithat Melen, iktidarların seçimle gelip seçimle gitmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'de ordunun uzunca bir süre savunmadan çok siyasetle ilgilendiğini ifade eden Melen, bazen politikacıların da buna davet çıkardığını belirtti.
Ordunun siyasetten çok, savunma konularıyla uğraşması gerektiğine değinen Melen, askerlerin kanıt gösterilmeden uzun süre tutuklanmasının da doğru olmadığını kaydetti.
Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyleyen Melen, ancak hükümetin de anayasa değişikliği tartışmalarında hatalar yaptığını, konuyu parlamentodan çok "sokakta ve medyada" konuştuğunu savundu.
Bunun yanında yargıda da reform gerektiğini vurgulayan Melen, tüm bu meselelerin parlamento içinde çözülmesi gerektiğini yineledi.
Melen, Türkiye'de insanların mutlu olmadığını, sürekli tutuklama ve gözaltıların vatandaşları rahatsız ettiğini söyleyerek, "Hükümete, özellikle de parlamentoya güven kaybedilmemeli. Bu konularda parlamento öncü rol oynamalı" dedi.
Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Steven Cook da, Türkiye'deki darbe ve müdahalelerin askerin "zayıflığını" gösterdiğini savundu. Cook, "hükümetin, Ergenekon ve 'Balyoz planı' iddiaları çerçevesindeki soruşturmalarla güçsüzleşen orduya salt siyasi oportünizm anlayışıyla kimin patron olduğunu göstermeye çalıştığını ve askere sivil yönetim altında olduğunu hatırlattığını" ileri sürdü.
Cook, Türkiye ile İsrail arasında gerginlik yaratan Anadolu Kartalı tatbikatının aslında iki ülke ilişkileriyle pek de alakalı olmadığını, bunun iç politika ve hükümetin ordu üzerinde kurmak istediği etkiyle ilgisi olduğunu iddia etti.
Lehigh Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü ve Carnegie Endowment adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Henri Barkey de, Türkiye'de "AK Parti ile ordu arasında kavga olmadığını, bu süreci daha büyük çerçevede, sivil-asker, toplum-asker arasında bir olay olarak gördüğünü" söyledi.
Türk siyasetinde ordunun 1961 anayasasında partilerden daha liberal rol üstlendiğini, ancak zamanla toplumun gerisinde kaldığını ve özellikle 1980 darbesinden sonra değişime direnen bir konuma büründüğünü savunan Barkey, Türkiye'nin de "çok ideolojik bir ülke" olduğunu ileri sürdü.
Barkey, "Kemalist ideolojinin şu anki durumunun Atatürk'ten kaynaklanmadığını, ondan sonra gelenlerin ideolojiyi katılaştırması nedeniyle bu hale geldiğini" savundu.
Türkiye'deki değişimde AK Parti'nin önemli bir rol üstlendiğini, ileride tarih yazacakların bunu anlatacağını ifade eden Barkey, hükümetin pazar ekonomisinde çok başarılı olduğunu, ancak kültürel ve siyasi liberalizm alanlarında noksanları bulunduğunu söyledi.
Şemdinli davası dosyasını hazırlayan savcının görevinden alınmasının genç savcılarda ters tepki yarattığını öne süren Barkey, buna karşın yargının üst düzey organlarının ise hala orduya destek verdiğini kaydetti.
Barkey, "hükümetle ordu arasındaki olan ya da olmayan çatışmanın ülkeyi gelecek haftalarda nereye taşıyacağına dair tahmininin" sorulması üzerine, gerilimin artacağı ve kriz dönemlerinin olacağını iddia etti. Ağustos ayında TSK'da komuta kademesinin değişeceğini, Genelkurmay Başkanlığına şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in gelmesinin öngörüldüğünü belirten Barkey, "çok farklı bir dünya görüşüne sahip bir kişilik" olarak nitelendirdiği Orgeneral Koşaner'in "küreselleşmenin Türkiye'nin düşmanı olduğunu ve büyük tehdidin Amerikalılar ve Avrupalılar tarafından fonlanan sivil toplum örgütlerinden geleceğini" savunduğunu öne sürdü.
Bu durumun bir gerilim kaynağı yaratabileceğini savunan Barkey, "Genelkurmay başkanlarına dair atamanın, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından onaylanması gerekiyor. Bu yıl onların, 'Hayır, ondan hoşlanmıyoruz' demeleri düşünülebilir" yorumunda bulundu.
AA
Toplantıda konuşan MHP İstanbul milletvekili Mithat Melen, iktidarların seçimle gelip seçimle gitmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'de ordunun uzunca bir süre savunmadan çok siyasetle ilgilendiğini ifade eden Melen, bazen politikacıların da buna davet çıkardığını belirtti.
Ordunun siyasetten çok, savunma konularıyla uğraşması gerektiğine değinen Melen, askerlerin kanıt gösterilmeden uzun süre tutuklanmasının da doğru olmadığını kaydetti.
Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyleyen Melen, ancak hükümetin de anayasa değişikliği tartışmalarında hatalar yaptığını, konuyu parlamentodan çok "sokakta ve medyada" konuştuğunu savundu.
Bunun yanında yargıda da reform gerektiğini vurgulayan Melen, tüm bu meselelerin parlamento içinde çözülmesi gerektiğini yineledi.
Melen, Türkiye'de insanların mutlu olmadığını, sürekli tutuklama ve gözaltıların vatandaşları rahatsız ettiğini söyleyerek, "Hükümete, özellikle de parlamentoya güven kaybedilmemeli. Bu konularda parlamento öncü rol oynamalı" dedi.
Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Steven Cook da, Türkiye'deki darbe ve müdahalelerin askerin "zayıflığını" gösterdiğini savundu. Cook, "hükümetin, Ergenekon ve 'Balyoz planı' iddiaları çerçevesindeki soruşturmalarla güçsüzleşen orduya salt siyasi oportünizm anlayışıyla kimin patron olduğunu göstermeye çalıştığını ve askere sivil yönetim altında olduğunu hatırlattığını" ileri sürdü.
Cook, Türkiye ile İsrail arasında gerginlik yaratan Anadolu Kartalı tatbikatının aslında iki ülke ilişkileriyle pek de alakalı olmadığını, bunun iç politika ve hükümetin ordu üzerinde kurmak istediği etkiyle ilgisi olduğunu iddia etti.
Lehigh Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü ve Carnegie Endowment adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Henri Barkey de, Türkiye'de "AK Parti ile ordu arasında kavga olmadığını, bu süreci daha büyük çerçevede, sivil-asker, toplum-asker arasında bir olay olarak gördüğünü" söyledi.
Türk siyasetinde ordunun 1961 anayasasında partilerden daha liberal rol üstlendiğini, ancak zamanla toplumun gerisinde kaldığını ve özellikle 1980 darbesinden sonra değişime direnen bir konuma büründüğünü savunan Barkey, Türkiye'nin de "çok ideolojik bir ülke" olduğunu ileri sürdü.
Barkey, "Kemalist ideolojinin şu anki durumunun Atatürk'ten kaynaklanmadığını, ondan sonra gelenlerin ideolojiyi katılaştırması nedeniyle bu hale geldiğini" savundu.
Türkiye'deki değişimde AK Parti'nin önemli bir rol üstlendiğini, ileride tarih yazacakların bunu anlatacağını ifade eden Barkey, hükümetin pazar ekonomisinde çok başarılı olduğunu, ancak kültürel ve siyasi liberalizm alanlarında noksanları bulunduğunu söyledi.
Şemdinli davası dosyasını hazırlayan savcının görevinden alınmasının genç savcılarda ters tepki yarattığını öne süren Barkey, buna karşın yargının üst düzey organlarının ise hala orduya destek verdiğini kaydetti.
Barkey, "hükümetle ordu arasındaki olan ya da olmayan çatışmanın ülkeyi gelecek haftalarda nereye taşıyacağına dair tahmininin" sorulması üzerine, gerilimin artacağı ve kriz dönemlerinin olacağını iddia etti. Ağustos ayında TSK'da komuta kademesinin değişeceğini, Genelkurmay Başkanlığına şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in gelmesinin öngörüldüğünü belirten Barkey, "çok farklı bir dünya görüşüne sahip bir kişilik" olarak nitelendirdiği Orgeneral Koşaner'in "küreselleşmenin Türkiye'nin düşmanı olduğunu ve büyük tehdidin Amerikalılar ve Avrupalılar tarafından fonlanan sivil toplum örgütlerinden geleceğini" savunduğunu öne sürdü.
Bu durumun bir gerilim kaynağı yaratabileceğini savunan Barkey, "Genelkurmay başkanlarına dair atamanın, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından onaylanması gerekiyor. Bu yıl onların, 'Hayır, ondan hoşlanmıyoruz' demeleri düşünülebilir" yorumunda bulundu.
AA
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, AB Dönem Başkanı İspanya’nın ev sahipliğinde 5-6 Mart tarihlerinde Cordoba kentinde düzenlenecek AB Dışişleri Bakanları düzeyindeki gayri resmi Gymnich toplantısına katılacak.
İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos’un ev sahipliğini yapacağı Gymnich toplantısına aday ülkelerin de davet edildiği belirtiliyor.
Endülüs’teki Cordoba kentindeki Viana Sarayı’nda gerçekleşecek olan toplantıya katılmak üzere Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Cuma günü İspanya’ya gidecek.
Altı ayda bir düzenlenen Gymnich toplantıları, AB açısından siyasi önem taşıyan konular ele alınıyor.
“AB Dışişleri Bakanı” tanınan Dış İşleri ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın ilk defa katılacağı, bu haftaki Gymnich toplantısının gündeminde Türkiye’nin çok yakından ilgilendiği Ortadoğu’daki barış süreci ile AB’nin Ortadoğu’daki rolünün yanı sıra Batı Balkanlar gibi maddeler de bulunuyor.
İspanya’nın dönem başkanlığını üstlenmesinden önce Kasım ayında bu ülkeyi ziyaret eden Ahmet Davutoğlu, Şubat ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eş başkanlığında Madrid’te gerçekleştirilen Türkiye-İspanya Hükümetlerarası Zirvesi’nde yer almıştı.
Kaynak: AA
İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos’un ev sahipliğini yapacağı Gymnich toplantısına aday ülkelerin de davet edildiği belirtiliyor.
Endülüs’teki Cordoba kentindeki Viana Sarayı’nda gerçekleşecek olan toplantıya katılmak üzere Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Cuma günü İspanya’ya gidecek.
Altı ayda bir düzenlenen Gymnich toplantıları, AB açısından siyasi önem taşıyan konular ele alınıyor.
“AB Dışişleri Bakanı” tanınan Dış İşleri ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın ilk defa katılacağı, bu haftaki Gymnich toplantısının gündeminde Türkiye’nin çok yakından ilgilendiği Ortadoğu’daki barış süreci ile AB’nin Ortadoğu’daki rolünün yanı sıra Batı Balkanlar gibi maddeler de bulunuyor.
İspanya’nın dönem başkanlığını üstlenmesinden önce Kasım ayında bu ülkeyi ziyaret eden Ahmet Davutoğlu, Şubat ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eş başkanlığında Madrid’te gerçekleştirilen Türkiye-İspanya Hükümetlerarası Zirvesi’nde yer almıştı.
Kaynak: AA
ABD Kangresi Temsilciler Meclisi alt Komitesi bugün 'Ermeni katiamı'nı onaylayan tasarıyı oyluyor. Türkiye tasarının geçmemesi için yoğun lobi yapıyor. Tasarının geçmesi Ankara'nın Ermeni açılımı tümüyle kilitleyebilir. Davutoğlu (Resim) "Ümit ederim ki tasarı geçmez" dedi. Gül dün gece Obama ile görüştü.
ABD Kongresi'nin alt kanadı Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren 252 nolu tasarıyı bugün görüşerek oylayacak. Görüşme, TSİ 17.00'da başlayacak. Komitede, 46 milletvekili bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dün gece Obama'ya telefon ederek tasarının engellenmesini istedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu "ümit ederim ki tasarı geçmez" dedi.
AA'nın haberine göre Demokrat Parti California Milletvekili Howard Berman'ın başkanlığını yaptığı komitede, 46 milletvekili bulunuyor.
Komitede, bugünkü görüşmeye hangi milletvekillerinin katılacağının önem taşıdığı belirtiliyor. Tasarıya destek veren ile karşı çıkan milletvekillerinin sayısının birbirine yakın olduğu, bu nedenle sonuçtaki oy farkının çok az olabileceği ifade ediliyor.
Komitenin toplantısını, tasarıya karşı lobi faaliyetinde bulunmak için hafta başından bu yana Washington'da temaslarda bulunan ve özellikle dün, kararsızlar ile tasarıya ''evet'' demeyi düşünen milletvekilleriyle görüşen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan ile TBMM Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Suat Kınıklıoğlu'nun başkanlığında heyetler de izleyecek.
ABD Başkanı Barack Obama'ya ve Amerikan devletine, ''1915 olaylarını soykırım olarak tanıması'' çağrısında bulunan tasarı, geçen yılın Mart ayında, Temsilciler Meclisi'ndeki Ermeni lobisinin en önemli isimlerinden Demokrat milletvekilleri Adam Schiff ve Frank Pallone ile Cumhuriyetçi milletvekilleri George Radanovich ve Mark Kirk tarafından sunulmuştu.
Tasarı, komiteden geçse bile bağlayıcılığı bulunmuyor, tavsiye niteliği taşıyor. Ancak, tasarının komiteden geçmesi halinde Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na sunulması gündeme geliyor. Yine de tasarının Genel Kurul'a çıkması kesin değil. Nitekim, 252 sayılı tasarının aynısı 2007 yılında da Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu'nda 21'e karşı 27 oyla kabul edilmişti, ancak o zamanki Başkan George W. Bush yönetiminin çabaları sonucu, Temsilciler Meclisi genel kurulu tasarıyı gündemine almamıştı.
Öte yandan, tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu gündemine gelip, kabul edilmesi durumunda dahi bağlayıcılığı olmayıp, tavsiye niteliğini taşıyor. ABD Başkanı Barack Obama ve ABD yönetiminin tavsiyeye uyması gerekmiyor, ancak tasarının kabulü, Kongre üyelerinin bu konuya ''hassasiyet'' gösterdiğini ifade ediyor.
''ERMENİ LOBİSİNİN EGOSU"TBMM heyeti, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi'nde, bugün oylanacak 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarıya karşı Kongre'de temaslarda bulundu.
Bu çerçevede heyet, Komite Başkanı Howard Berman'nın yanı sıra Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Ike Skelton, Dışişleri Komitesi Avrupa Alt Komitesi Başkanı William Delahunt, Dışişleri Komitesi üyeleri Joe Wilson, Bob Inglis, Ted Poe ve Brad Sherman gibi özellikle tasarıya "evet" demeyi düşünen ve kararsız olan milletvekilleriyle görüştü.
Görüşmeler sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mercan, Berman ile görüşmelerinin uzun sürdüğünü, kendisine tasarının, Türk-Amerikan ilişkilerini ile Türkiye-Ermenistan arasındaki protokolleri çok etkileyeceğini söylediklerini belirtti.
Berman'ın Ermeni seçmenlerin bulunduğu California milletvekili olduğunun hatırlatılması ve "karşı taraftan nasıl bir izlenim edindiğinin" sorulması üzerine Mercan, "Kendisinin izlenimini hep beraber göreceğiz, ama burada yerel politikaların ulusal çıkarları çok etkilememesi gerektiğini düşünüyorum. Oylamayı göreceğiz" dedi.
Mercan, kararsız milletvekilleriyle ilgili soruya da "Bir kısım görüştüklerimizle ilgili lehte olumlu izlenimler elde ettik. Tabii bu arada aleyhte, lehte olup da kafası karışanlar da olabilir. Çünkü sonuç olarak bu bir oylama. Ama şunu söyleyeyim: Sonuç ne olursa olsun kaybeden Türkiye olmayacak. Sonuç eğer kötü olursa başkaları kaybeder" yanıtını verdi.
Mercan, ABD'nin önemli havacılık, uzay ve savunma şirketlerinin tasarının reddedilmesi çağrısının hatırlatılması üzerine de "Bu tasarı yarın geçerse kazanacak kimse yok, herkes kaybedecek. Bunu çok samimi olarak söylüyorum, hem ABD hem Ermenistan hem Türkiye bu tasarının geçmesinden zarar görecek. Burada kazanacak bir tek şey var: ABD'deki Ermeni lobisinin duyguları ve egosu. Eğer tasarı geçerse buradaki Ermeni lobisinin egoları kazanacak, başka hiçbir şey kazanmayacak" diye konuştu.
Komitede, bugünkü görüşmeye hangi milletvekillerinin katılacağının önem taşıdığı belirtiliyor. Tasarıya destek veren ile karşı çıkan milletvekillerinin sayısının birbirine yakın olduğu, bu nedenle sonuçtaki oy farkının çok az olabileceği ifade ediliyor.
Komitenin toplantısını, tasarıya karşı lobi faaliyetinde bulunmak için hafta başından bu yana Washington'da temaslarda bulunan ve özellikle dün, kararsızlar ile tasarıya ''evet'' demeyi düşünen milletvekilleriyle görüşen TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan ile TBMM Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Suat Kınıklıoğlu'nun başkanlığında heyetler de izleyecek.
ABD Başkanı Barack Obama'ya ve Amerikan devletine, ''1915 olaylarını soykırım olarak tanıması'' çağrısında bulunan tasarı, geçen yılın Mart ayında, Temsilciler Meclisi'ndeki Ermeni lobisinin en önemli isimlerinden Demokrat milletvekilleri Adam Schiff ve Frank Pallone ile Cumhuriyetçi milletvekilleri George Radanovich ve Mark Kirk tarafından sunulmuştu.
Tasarı, komiteden geçse bile bağlayıcılığı bulunmuyor, tavsiye niteliği taşıyor. Ancak, tasarının komiteden geçmesi halinde Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na sunulması gündeme geliyor. Yine de tasarının Genel Kurul'a çıkması kesin değil. Nitekim, 252 sayılı tasarının aynısı 2007 yılında da Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu'nda 21'e karşı 27 oyla kabul edilmişti, ancak o zamanki Başkan George W. Bush yönetiminin çabaları sonucu, Temsilciler Meclisi genel kurulu tasarıyı gündemine almamıştı.
Öte yandan, tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu gündemine gelip, kabul edilmesi durumunda dahi bağlayıcılığı olmayıp, tavsiye niteliğini taşıyor. ABD Başkanı Barack Obama ve ABD yönetiminin tavsiyeye uyması gerekmiyor, ancak tasarının kabulü, Kongre üyelerinin bu konuya ''hassasiyet'' gösterdiğini ifade ediyor.
''ERMENİ LOBİSİNİN EGOSU"TBMM heyeti, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi'nde, bugün oylanacak 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarıya karşı Kongre'de temaslarda bulundu.
Bu çerçevede heyet, Komite Başkanı Howard Berman'nın yanı sıra Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Ike Skelton, Dışişleri Komitesi Avrupa Alt Komitesi Başkanı William Delahunt, Dışişleri Komitesi üyeleri Joe Wilson, Bob Inglis, Ted Poe ve Brad Sherman gibi özellikle tasarıya "evet" demeyi düşünen ve kararsız olan milletvekilleriyle görüştü.
Görüşmeler sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mercan, Berman ile görüşmelerinin uzun sürdüğünü, kendisine tasarının, Türk-Amerikan ilişkilerini ile Türkiye-Ermenistan arasındaki protokolleri çok etkileyeceğini söylediklerini belirtti.
Berman'ın Ermeni seçmenlerin bulunduğu California milletvekili olduğunun hatırlatılması ve "karşı taraftan nasıl bir izlenim edindiğinin" sorulması üzerine Mercan, "Kendisinin izlenimini hep beraber göreceğiz, ama burada yerel politikaların ulusal çıkarları çok etkilememesi gerektiğini düşünüyorum. Oylamayı göreceğiz" dedi.
Mercan, kararsız milletvekilleriyle ilgili soruya da "Bir kısım görüştüklerimizle ilgili lehte olumlu izlenimler elde ettik. Tabii bu arada aleyhte, lehte olup da kafası karışanlar da olabilir. Çünkü sonuç olarak bu bir oylama. Ama şunu söyleyeyim: Sonuç ne olursa olsun kaybeden Türkiye olmayacak. Sonuç eğer kötü olursa başkaları kaybeder" yanıtını verdi.
Mercan, ABD'nin önemli havacılık, uzay ve savunma şirketlerinin tasarının reddedilmesi çağrısının hatırlatılması üzerine de "Bu tasarı yarın geçerse kazanacak kimse yok, herkes kaybedecek. Bunu çok samimi olarak söylüyorum, hem ABD hem Ermenistan hem Türkiye bu tasarının geçmesinden zarar görecek. Burada kazanacak bir tek şey var: ABD'deki Ermeni lobisinin duyguları ve egosu. Eğer tasarı geçerse buradaki Ermeni lobisinin egoları kazanacak, başka hiçbir şey kazanmayacak" diye konuştu.
Davutoğlu: Umarım Komite'den geçmez
KAHİRE - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin 4 Mart tarihli gündemindeki 1915 olaylarına ilişkin tasarıyla ilgili olarak, "Ümit ediyoruz ki bu tasarı komiteden geçmez" diye konuştu.
Davutoğlu, basın mensuplarının söz konusu tasarının geçmesi durumunda Türkiye'nin tavrının ne olacağına ilişkin sorusu üzerine, ABD'de Türkiye'den çeşitli heyetlerin bulunduğunu anımsatarak, bu heyetlerin yoğun temaslar yaptığını ve Türkiye'nin görüşlerini ilgili taraflara aktardıklarını belirtti.
Kendisinin de muhataplarıyla temas halinde olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Ümit ediyoruz ki bu tasarı komiteden geçmez. ABD yönetiminin gerekli mesajı vermesini bekliyoruz. Geçmesi durumunda, bunun kongrede oylanmaması için çaba göstermesi lazım. Dünya ve bölgesel barışa bu kadar katkı yapan bir ülkeyi rahatsız edecek bir karar almak, hiçbir akıl ve mantıkla bağdaşır bir tutum değildir. Bunu herkesin bilmesi ve göz önüne alması lazım. Ümit ediyoruz ki komite üyeleri böyle bir hataya düşmez" dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile temasının olup olmadığının sorulması üzerine, sürekli temas halinde olduklarını belirterek, ABD yönetiminin Türkiye'nin tutumunu çok iyi bildiğini ifade etti. Bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayan kimsenin bulunmadığını söyleyen Davutoğlu, "Ne beklediğimiz, ne istediğimiz malum" diye konuştu.
Tasarıyı oylayacak kongre üyelerinin öncelikle Türkiye-ABD ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceğini düşünerek karar vermesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, kısır siyasi gerekçelerle oy vermenin sadece Türkiye'ye değil, bu ilişkilere de zarar vereceğini belirtti. Bu konulara dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, kimsenin bu ilişkileri test etmeye çalışmaması gerektiğini kaydetti.
ÇOK ÖNEMLİ BİR ORDU GELENEĞİMİZ VAR
Bir gazetecinin, Türkiye'deki iç siyasi gelişmelerin dış politikaya etkisinin olup olmayacağı yönündeki sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, şöyle dedi:
"Bizim çok önemli bir ordu geleneğimiz var. Aynı zamanda çok güçlü demokrasi geleneğimiz var. Bunları birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz. Güçlü ülkeler meşruiyetini halktan alır, sadece halka hesap verir. Yine güçlü ülkeler ancak ve ancak güvenlik ortamının sağlandığı ve dolayısıyla güçlü bir güvenlik yapılanmasının olduğu ülkelerdir. Önemli olan, her kurumun bulunması gereken konumda olması ve üstlendiği işlevi yerine getirmesidir.
ORTA DOĞU AYRI BİR YERE SAHİPDavutoğlu, Kahire Amerikan Üniversitesinde yaptığı konuşmada "Dünyanın yeniden şekillenmesinde Orta Doğu ayrı bir yere sahip" dedi.
Davutoğlu, ulus parametrelerinin değiştiğini ve bunların iyi okunması gerektiğini belirten Davutoğlu, "Yoksa kendinizi bu şartlara adapte edemezsiniz. Coğrafya ve tarihinizi değiştiremezsiniz, ama bunu iyi okuyabilirsiniz. Dünyanın yeni şekillenmesinde Orta Doğu ayrı bir yere sahip. Bölge bir subjedir, obje değildir. Bu yeni değişimde gerçekten Orta Doğu özel bir yer alıyor" dedi.
Kendisinin de muhataplarıyla temas halinde olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Ümit ediyoruz ki bu tasarı komiteden geçmez. ABD yönetiminin gerekli mesajı vermesini bekliyoruz. Geçmesi durumunda, bunun kongrede oylanmaması için çaba göstermesi lazım. Dünya ve bölgesel barışa bu kadar katkı yapan bir ülkeyi rahatsız edecek bir karar almak, hiçbir akıl ve mantıkla bağdaşır bir tutum değildir. Bunu herkesin bilmesi ve göz önüne alması lazım. Ümit ediyoruz ki komite üyeleri böyle bir hataya düşmez" dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile temasının olup olmadığının sorulması üzerine, sürekli temas halinde olduklarını belirterek, ABD yönetiminin Türkiye'nin tutumunu çok iyi bildiğini ifade etti. Bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayan kimsenin bulunmadığını söyleyen Davutoğlu, "Ne beklediğimiz, ne istediğimiz malum" diye konuştu.
Tasarıyı oylayacak kongre üyelerinin öncelikle Türkiye-ABD ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceğini düşünerek karar vermesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, kısır siyasi gerekçelerle oy vermenin sadece Türkiye'ye değil, bu ilişkilere de zarar vereceğini belirtti. Bu konulara dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, kimsenin bu ilişkileri test etmeye çalışmaması gerektiğini kaydetti.
ÇOK ÖNEMLİ BİR ORDU GELENEĞİMİZ VAR
Bir gazetecinin, Türkiye'deki iç siyasi gelişmelerin dış politikaya etkisinin olup olmayacağı yönündeki sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, şöyle dedi:
"Bizim çok önemli bir ordu geleneğimiz var. Aynı zamanda çok güçlü demokrasi geleneğimiz var. Bunları birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz. Güçlü ülkeler meşruiyetini halktan alır, sadece halka hesap verir. Yine güçlü ülkeler ancak ve ancak güvenlik ortamının sağlandığı ve dolayısıyla güçlü bir güvenlik yapılanmasının olduğu ülkelerdir. Önemli olan, her kurumun bulunması gereken konumda olması ve üstlendiği işlevi yerine getirmesidir.
ORTA DOĞU AYRI BİR YERE SAHİPDavutoğlu, Kahire Amerikan Üniversitesinde yaptığı konuşmada "Dünyanın yeniden şekillenmesinde Orta Doğu ayrı bir yere sahip" dedi.
Davutoğlu, ulus parametrelerinin değiştiğini ve bunların iyi okunması gerektiğini belirten Davutoğlu, "Yoksa kendinizi bu şartlara adapte edemezsiniz. Coğrafya ve tarihinizi değiştiremezsiniz, ama bunu iyi okuyabilirsiniz. Dünyanın yeni şekillenmesinde Orta Doğu ayrı bir yere sahip. Bölge bir subjedir, obje değildir. Bu yeni değişimde gerçekten Orta Doğu özel bir yer alıyor" dedi.
Kaynak: AA
Trabzon’da E-Kapasite Rüzgarı
Trabzon Kent Konseyi Gençlik Meclisi Üyeleri, Ulusal Gençlik Parlamentosu’nun Eskişehir’de düzenlenen ulusal koordinasyon toplantısında ve Habitat Bilişim Akademileri sorumluları ve BBBÖ master eğitmenleriyle gerçekleştirdiği buluşmada E-Kapasite Haftası’nı başlatma kararı almıştı.
Bu kapsamda Trabzon Gençlik Meclisi 1-5 Mart arasında E-Kapasite Haftası etkinliklerini etkili bir programla üstlendiği misyonu yerine getirdi ve Trabzon’da farkındalık yarattı. Kısaca yapılan etkinlikleri belirtmek gerekirse;
Trabzon Meydanında açmış oldukları Bilişim Çadırı aracılığıyla tüm halka bilgi ve iletişim teknolojileri hakkında bilgilendirmelerde bulunup E-Kapasite Haftasına dikkat çektiler ayrıca UGP BBK, BBBÖ projelerinin tanıtımları da yaptılar. Trabzon Gençlik Meclisin Özel çalışmaları olan bilgilendirici broşürler dağıtıldı.
Trabzon Gençlik Meclisi olarak hazırlanan anketler halkın her kesiminden katılımcılarla başarılı bir şekilde uygulandı. Anket çalışmalarında halkın bilişim alanındaki yeterlikleri ve etkinlikleri ön planda tutuldu.
Gerçekleştirilen sokak röportajlarıyla halkın bilişime olan bakışı, bilişim konusunda diğer ülkelerle rekabet edebilir konumda mıyız? Bilişimi ne ölçüde kullanıyoruz gibi konulara dikkat çekilerek keyifli röportajlar gerçekleştirildi.
Trabzon Gençlik Meclisi Üyeleri ayrıca bilişim haftasına dikkat çekmek için haftalık toplantılarından birini online olarak gerçekleştirdi.Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesindeki bilişim ile yakından ilgili olan Kulüplerle aktif katılımlı toplantılar ziyaretler gerçekleştirdiler. E- Kapasite Haftasına dikkat çekildi.
Türkiye’de 81 İlde eş zamanlı olarak kutlanan E-kapasite Haftasını Trabzon Gençlik Meclisi gönüllü üyeleri yapmış oldukları etkin program sayesinde bu haftaya dikkat çekmeyi başarmış bulunmaktadır. Trabzon Gençlik Meclisi Üyelerine yapmış oldukları başarılı çalışmalar için Teşekkür ederim.
"Akademik Özgürlük"
Mısır'da resmi temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Kahire Büyükelçiliği'nde, Mısırlı büyükelçilere ve entelektüellere verilen yemeğe katıldı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bu akşam Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı tarafından Büyükelçilik rezidansında verilen yemeğe katıldı.
Davutoğlu, Mısırlı büyükelçiler ve entelektüellerin katıldığı yemek öncesinde, Mısırlı Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Butros Gali ile de bir süre sohbet etti.
Basının başlangıçta kısa süre görüntü almasına izin verilen yemekte Davutoğlu'nun, Türkiye'nin dış politikası hakkında bir konuşma yaptığı öğrenildi.
Davutoğlu, Mısır'daki temaslarını sürdürecek. Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile bir araya gelecek olan Davutoğlu, ardından Arap Birliği 133'üncü Dışişleri Bakanları toplantısının açılışında konuşacak. Davutoğlu, daha sonra da Kahire Amerikan Üniversitesi'nde, Türkiye'nin Ortadoğu politikasıyla ilgili öğrencilere hitap edecek.
Bakan Davutoğlu'nun, temaslarını tamamlayarak geç saatlerde Mısır'dan ayrılması bekleniyor.
Kaynak:AA
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bu akşam Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı tarafından Büyükelçilik rezidansında verilen yemeğe katıldı.
Davutoğlu, Mısırlı büyükelçiler ve entelektüellerin katıldığı yemek öncesinde, Mısırlı Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Butros Gali ile de bir süre sohbet etti.
Basının başlangıçta kısa süre görüntü almasına izin verilen yemekte Davutoğlu'nun, Türkiye'nin dış politikası hakkında bir konuşma yaptığı öğrenildi.
Davutoğlu, Mısır'daki temaslarını sürdürecek. Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile bir araya gelecek olan Davutoğlu, ardından Arap Birliği 133'üncü Dışişleri Bakanları toplantısının açılışında konuşacak. Davutoğlu, daha sonra da Kahire Amerikan Üniversitesi'nde, Türkiye'nin Ortadoğu politikasıyla ilgili öğrencilere hitap edecek.
Bakan Davutoğlu'nun, temaslarını tamamlayarak geç saatlerde Mısır'dan ayrılması bekleniyor.
Kaynak:AA
Başbakan Erdoğan, 3 Rum gazetesine verdiği tarihi röportajda Türk askerinin KKTC’den bir süre sonra çekilebileceğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu ve bir anlaşma sağlanması durumunda Ada’dan asker çekebileceklerini belirtti. Erdoğan, İstanbul Kültür Üniversitesi’nin araştırma merkezi “Global Political Trends Center” tarafından organize edilen görüşmede Rum basınına konuştu.
Politis, Alithia ve Cyprus Mail gazetelerinin temsilcilerinin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Ada’dan asker çekilmesi ve çözüm konusunda önemli mesajlar verdi.
Erdoğan’ın Rum basınına ilk kez konuşması gazetelerde “heyecan” yarattı. Gazeteler, “Tarihte ilk kez Türkiye Başbakanı ile yüz yüze görüştüklerini yazdı. Haberlerde, Erdoğan’ın “dostluk atağına” kalkarak “Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ve bunun hemen olması gerektiğini” vurguladığı savunuldu. Başbakan Erdoğan, gazetecilerin, “Türk ve Rum görüşleri arasındaki uçuruma ilişkin” sorusuna, “Bu uçurum büyümeye devam ediyor” diye cevap verdi.
Erdoğan şunları kaydetti: “Hedefimiz, Kıbrıs sorununa kalıcı ve bütünlüklü bir çözümün bulunması. Çok sabırlıyım ve bu fırsat penceresinin kapanmasını istemeyiz. Sizin zamanı hesaplama şekliniz bizimkinden farklı. Kostas’ın (Yunanistan eski Başbakanı Karamanlis) bana hediye ettiği tespih var ve boncukların sayısı farklı. Sizde 21, bizde 33. Sabırlı olmayı tespihin boncuklarıyla sayarsak farklıdır. Ancak biz öyle ya da böyle saymaya devam edeceğiz... Ada’da daha çok Kıbrıslı Rum var, gerçek bu. Askerin çekilmesi konusundaysa daha önce konuşmuştuk. Bir süre sonra asker geri çekilebilir. Ancak eğer bize askerin şimdi gitmesi gerektiği söylenirse, orada dururuz.”
Kaynak: Milliyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu ve bir anlaşma sağlanması durumunda Ada’dan asker çekebileceklerini belirtti. Erdoğan, İstanbul Kültür Üniversitesi’nin araştırma merkezi “Global Political Trends Center” tarafından organize edilen görüşmede Rum basınına konuştu.
Politis, Alithia ve Cyprus Mail gazetelerinin temsilcilerinin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Ada’dan asker çekilmesi ve çözüm konusunda önemli mesajlar verdi.
Erdoğan’ın Rum basınına ilk kez konuşması gazetelerde “heyecan” yarattı. Gazeteler, “Tarihte ilk kez Türkiye Başbakanı ile yüz yüze görüştüklerini yazdı. Haberlerde, Erdoğan’ın “dostluk atağına” kalkarak “Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ve bunun hemen olması gerektiğini” vurguladığı savunuldu. Başbakan Erdoğan, gazetecilerin, “Türk ve Rum görüşleri arasındaki uçuruma ilişkin” sorusuna, “Bu uçurum büyümeye devam ediyor” diye cevap verdi.
Erdoğan şunları kaydetti: “Hedefimiz, Kıbrıs sorununa kalıcı ve bütünlüklü bir çözümün bulunması. Çok sabırlıyım ve bu fırsat penceresinin kapanmasını istemeyiz. Sizin zamanı hesaplama şekliniz bizimkinden farklı. Kostas’ın (Yunanistan eski Başbakanı Karamanlis) bana hediye ettiği tespih var ve boncukların sayısı farklı. Sizde 21, bizde 33. Sabırlı olmayı tespihin boncuklarıyla sayarsak farklıdır. Ancak biz öyle ya da böyle saymaya devam edeceğiz... Ada’da daha çok Kıbrıslı Rum var, gerçek bu. Askerin çekilmesi konusundaysa daha önce konuşmuştuk. Bir süre sonra asker geri çekilebilir. Ancak eğer bize askerin şimdi gitmesi gerektiği söylenirse, orada dururuz.”
Kaynak: Milliyet
![]() |
| Sinan OĞAN TÜRKSAM Başkanı |
ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi 4 Mart 2010 tarihinde görüşüp oylayacağı 1915 yılında yaşanan hadiseleri “soykırım” olarak değerlendirme tasarısına bu defa “soykırım” deme ihtimali son derece yüksektir. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkileri Komitesi Başkanı Howard Berman’ın, 252 nolu "Ermeni soykırımı" tasarısını gündeme alması ile beraber Türkiye’nin hem “Ermeni açılımı” ve hem de ABD ile ilişkileri ciddi bir sınav ile karşı karşıya kalmıştır.
Peki, ne olur? Şöyle bir senaryonun gerçekleşmesi ihtimali yüksektir.
1. ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi 4 Mart oylamasında tasarıya evet diyerek genel kurula gönderecektir.
2. Genel kurulda ise ne olacağı pazarlıklara bağlı olacaktır. Burada Türkiye’nin protokolleri onaylaması istenecektir. Ancak Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı sonrasında Dağlık Karabağ sorunu çözülse bile TBMM’nin protokolleri onaylaması imkansız hale gelmiştir. Diğer bir ifade ile mecliste hiç kimse protokolleri bu haliyle onaylayarak Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesine “Batı Ermenistan” diyemez. Muhtemeldir ki, genel kurulda pazarlıklar yapılır ve Ankara’dan kopartılacak yüklü tavizler karşılığı genel kurul “soykırım” demez. Veya Obama gibi “Büyük Felaket – Merts Yegern” diyebilir.
Türkiye tasarının komiteden geçmemesi için son dakika bir çaba içerisine girdi. Türkiye’den iki heyetin bu amaçla son hafta içerisinde ABD’ye giderek temaslarına başladı. Peki ama son haftaya girilirken giden heyetlerin lobi çalışmaları bir anlam ifade eder mi? Kanaatimizce bu son dakika girişiminin bir faydası olmayacağı gibi “turistik” geziden de öteye geçmeyecektir.Bütün bu çabaların arkasında yatan en önemli sebeplerden birisi de ABD Başkanı Obama’nın 24 Nisan tarihli konuşmasında 1915 yılında yaşanan Tehcir hadisesine “soykırım” demeyi başarmaktır. Obama’nın 24 Nisan konuşması öncesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 12-13 Nisan tarihlerinde ABD'ye gidecek ve Obama'nın ev sahipliğinde yapılacak nükleer enerji zirvesine katılacaktır. Muhtemeldir ki, bu zirvede ikili görüşme olacaktır ve bu konu da iki lider arasında görüşülecektir.
Kanaatimizce Obama’nın 24 Nisan konuşmasında ifade edeceği sözcük bu defa da “Büyük Felaket – Merts Yegern” olacaktır. Zira ABD’nin Irak’tan Afganistan’a ve İran’a kadar bir çok alanda Türkiye’nin desteğine ihtiyacı olduğu aşikardır. Amerika Ankara’yı kaybetmeyi göze alamayacaktır. Ancak bu bir pazarlık sürecidir ve bu süreçte ABD’nin elinin de güçlü olduğunu söylemek gerekir. Zira pazarlık masasında İran’ın da bulunduğunu ve hatta seçimler öncesinde Türkiye’deki siyasal durumun da yine pazarlığa dahil olduğu ifade edilebilir.
Kaynak: Türksam
|
Bu tabloda Rusya olabildiğince rasyonel davranıyor: Müttefikini (Ermenistan’ı) korumaya çalışıyor, küçük müttefiklerini (Abhazya ve Osetya) ise devlet statüsüne taşıyor. Böylece müttefik ülke sayısını 3’e çıkardı. Sırada Gürcistan’ın geri kalanı ile Azerbaycan kaldı.
Peki, ABD ve genel olarak Batı ne yapıyor?
Rusya’nın aksine ABD bölgedeki müttefiklerini cezalandırıyor ve Rusya’nın bölgedeki değişmez kalesi konumundaki Ermenistan için tüm Batılı ittifak sistemini dağıtıyor. Eğer ABD rasyonel davranmış olsaydı Soğuk Savaş sonrasında tüm planlarını Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan hattını güçlendirmek üzerine kurardı. Bu hattın devamında Hazar’a ve Orta Asya’ya uzanmak ve güçlü bir ittifak sistemi kurmak mümkündü. Türkiye’nin batısından Çin’e kadar uzanabilecek böyle bir hat Rusya ve İran gibi ülkelerin bölgedeki etkisini de azaltabilirdi. Fakat Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) hariç ABD böyle bir ittifak oluşumuna yeterli desteği vermedi. Aksine, pek çok örnekte gördük ki ABD, Azerbaycan ve Türkiye’yi değil de Ermenistan’ı destekledi:
Ermenistan kurulduğu ilk günden bu yana kişi başına en çok ABD yardımı alan ülke oldu. Ermeni güçleri Azerbaycan topraklarının beşte birine yakınını işgal etmiş olmasına rağmen ABD Ermenistan’ı cezalandırmak bir yana Azerbaycan’ı cezalandırdı. İşgal karşısında Türkiye ve Azerbaycan Ermenistan ile olan sınırlarını kapatınca ABD iki ülkeye baskı yapmaya başladı ve bu baskılar halen devam etmekte. Bu da yetmezmiş gibi ABD, Türkiye ile Ermenistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklarda da Ermenistan’ın yanında yer alıyor ve neredeyse 100 yıl önce yaşanan olayları günümüz ilişkilerinde bir sorun haline getiriyor.
Obama seçildikten sonra ABD’nin “Ermenistan ile sınırları açın” talepleri daha bir arttı. Hatta Amerikalılar sınırlar açılmaz, protokol yürürlüğe girmezse Kongre’den Ermeni tasarısının geçebileceği tehdidinde (hatta şantajında) bile bulundular. Oysa ki ABD ne yaparsa yapsın Ermenistan Rusya’nın tapulu mülküdür. Ermeniler sınır kapılarının hepsi açılsa da Batı bloğuna geçemez. Bir kere tüm hayati altyapı borçlara karşılık olarak Ruslara geçmiştir. İkinci olarak İran ve Türkiye sınırlarını Rus askeri koruyor. Ülkede Rusyacılar öylesine güçlü ki Ermenilik ile Rusluk arasını açmaya çalışana vatan haini gözüyle bakılıyor.
Kısacası Türkiye ile Ermenistan sınırları açılırsa Ermenistan Batı’ya yaklaşır tezi tamamen yanlıştır. Tam tersine Ermenistan’ı kazanayım diye Azerbaycan küstürüldükçe Gürcistan da yalnız kalıyor. Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan üçlüsünün kurduğu Batı yanlısı hat tamamen kopmak üzeredir.
Garip, Amerikalılar tüm güçleriyle bölgenin yeniden Rusya’ya dönmesi için çalışıyor sanki.
Özet olarak ABD bölgede kendi çıkarlarına göre davranmıyor. Amerikalılar ile Rusların belki de aynı doğrultuda hareket ettiği tek bölge Kafkasya. Bunun en temel nedeni ise Amerika’daki Ermeni diasporası.
Sayıları 500.000’i aşan etkili Ermeni kökenli Amerikalılar ABD’nin değil, Rusya’nın çıkarlarına hizmet ediyorlar. Bir tür saplantı haline getirdikleri Türkiye düşmanlığı onları rasyonel davranmaktan alıkoyuyor. Onlar için ABD önemli değil. İsterse ABD’nin bölgede hiçbir nüfuzu kalmasın, yeter ki Türklere zarar verilebilsin, bu Ermeni diasporası için yeterli.
Özellikle seçim dönemlerinde etkileri artan Ermeni kökenli Amerikalılar en son başkan Barack Obama’dan çok net sözler aldılar. Obama seçilmeden önce eğer başkan olursa Ermenilerin iddia ettiği şekliyle 24 Nisan’da ‘soykırım’ kelimesini kullanacağına söz verdi. Hatta bununla da kalmadı sözünü yazılı hale getirip internet sitesine koydu. Obama şimdi bu sözün altında ne yapacağını bilemiyor. Geçen yıl edebiyat yaparak durumu idare etmeye çalıştı. Şimdi ise Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokolleri gerekçe göstererek beklenen kelimeyi kullanmayı erteliyor. Kendisini kurtarmaya çalışan Obama bunun için Türkiye’nin biran önce protokolleri imzalamasını istiyor. Fakat Türkiye de protokollerin onaylanabilmesi için Karabağ sorununda bir ilerleme olmasını bekliyor. Ancak Obama sıkışmış durumda, ne Karabağ, ne müttefiki Türkiye ve Azerbaycan’ın çıkarları, ne de Amerikan çıkarları umurunda değil. Diasporanın baskısını ensesinde hissediyor.
Sözün özü, ABD Kafkasya’da rasyonel davranmıyor. ABD’de küçük bir etnik azınlık kendi gündemini ABD devletine empoze ediyor. Amerikan dış siyaseti Ermenilerce rehin alınmış durumda. Bu bize yabancı değil. Benzeri bir tabloyu 1974-1980 arasında ABD’nin Türkiye’ye silah ambargosu uygulaması örneğinde görmüştük. Koskoca Amerika Rum lobisinin kontrolüne girmiş, Amerikan başkanları dahi NATO’dan müttefikleri olan Türkiye’ye karşı silah ambargosu uygulanmasına engel olamamıştı. Böylece tarihte belki de bir ilk gerçekleşti ve bir ülke müttefikine silah ambargosu uyguladı. Bu ambargo 1980’de kalktı, ancak etkisi öylesine ağır oldu ki bugün Türkiye’de güçlü bir Amerika karşıtlığı varsa bunda ambargonun büyük bir etkisi olmuştur. Ambargo üzerine pek çok bilimsel makale yapıldı ve küçük bir azınlığın koca bir ülkeyi nasıl esir aldığı uzun uzun tartışıldı. Bugün ABD’yi benzeri bir tehlike bekliyor. ABD Kafkasya’da Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’ı Rusya’nın kollarına atma pahasına Rusya’nın en önemli müttefikini, yani Ermenileri destekliyor. Dahası bu destek sonucunda pek çok enerji projesi de ağır yaralar alabilecekken.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, resmi ziyaret için bu gece Mısır'ın Şarm eş Şeyh kentine geldi.
Davutoğlu ve beraberindeki Türk heyeti taşıyan özel uçak, TSİ 23.50'de Şarm eş Şeyh Havalimanına indi. Davutoğlu'nu, Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı ve Mısır Dışişleri Bakanlığı yetkilileri karşıladı.
Bakan Davutoğlu bugün Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek tarafından kabul edilecek, daha sonra gün içinde Kahire'ye geçerek iki gün sürecek resmi temaslarda bulunacak.
Kaynak: AA
Davutoğlu ve beraberindeki Türk heyeti taşıyan özel uçak, TSİ 23.50'de Şarm eş Şeyh Havalimanına indi. Davutoğlu'nu, Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı ve Mısır Dışişleri Bakanlığı yetkilileri karşıladı.
Bakan Davutoğlu bugün Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek tarafından kabul edilecek, daha sonra gün içinde Kahire'ye geçerek iki gün sürecek resmi temaslarda bulunacak.
Kaynak: AA
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, 1915 olaylarıyla ilgili olarak Amerikan CBS televizyonunda yayınlanan programı ''talihsiz'' olarak niteleyerek, ''CBS televizyonuna yönelik elbette bizler, kamuoyumuz gerekli tepkileri verecektir'' dedi.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mercan'ın başkanlık ettiği heyet ile Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat Kınıklıoğlu'nun başkanlığındaki diğer bir heyet, Washington'daki temasları öncesinde Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde basın toplantısı düzenledi.
Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi'nden geçmesi halinde, bundan sonraki süreçte Türkiye'nin nasıl bir tavır izleyeceğine dair soru üzerine Mercan, tasarının Genel Kurul'a gelmemesi hususunda daha önceleri de bütün hükümetlerin ve parlamenterlerin muhataplarıyla görüşmeler yaptıklarını hatırlatarak, böyle bir durumda yine benzer adımların atılacağını, ancak bu konuları şimdiden konuşmak için vaktin erken olduğunu düşündüğünü söyledi.
Mercan, bir soru üzerine, Amerikan televizyon kanalı CBS'de 1915 olaylarıyla ilgili yayınlanan belgeseli ''talihsiz'' olarak niteledi.
Türkiye'nin iktidarı ve muhalefetiyle kendi tarihinin bağımsız, objektif komisyon tarafından, bütün arşivler ortaya çıktıktan sonra araştırılması hususunda irade beyan ettiğine, bütün arşivlerini de açtığına dikkati çeken Mercan, ''Bu kadar açık ve objektif bir durum sözkonusu olduktan sonra CBS'in sanki bunların hiçbirisini görmezden gelerek, 'sözde soykırım' konusunda yayın yapmasını ben doğrusu şık ve hakkaniyet ölçüsünde bulmuyorum'' diye konuştu.
Murat Mercan, tarih komisyonunun kurulmasının bütün dünya tarafından kabul edilmiş bir mekanizma olduğunu belirterek, ''Hal böyle olunca birtakım yorumları yapmayı doğru bulmuyorum. CBS televizyonuna yönelik elbette bizler, kamuoyumuz gerekli tepkileri de verecektir'' dedi.
AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Kınıklıoğlu da CBS'deki programla ilgili olarak, Ermeni diasporasının bu programlardan önce ve bu spesifik programla ilgili önceden kendi üyelerini uyarıp, telefonla ya da yorumlarla katılmalarını örgütlediğini ifade ederek, ''Ben tabii Türk tarafından nasıl birşey oldu bilmiyorum, ama buradaki asıl güç, sahadaki güç. Yani burada yaşayan ve bizim tezlerimize inanan insanların, Kongre üyelerine yönelik lobi çalışmalarıyla olan bir güç. Yoksa yılda 5 gün gelip, bir parlamento heyetinin 330 milyonluk bir ülkenin kamuoyunu çevirmesi mümkün değil. CBS ile ilgili olan bu çalışmaya karşılık, ben açıkçası bizim Türk toplumunun önderlerinin nasıl bir çalışması olduğunu, ne yaptıklarını merak ediyorum'' diye konuştu.
-''TASARININ GENEL KURULA GELMEYECEĞİ KANAATİNDEYİM''-
Murat Mercan, bir başka soru üzerine, Türk-Amerikan ilişkilerinin geldiği noktanın, birlikte özellikle bölgede yapılabilecek birtakım işbirliği alanlarının, Başkan Barack Obama'nın 'model ortaklık' nitelemesini kullanmasının ve benzeri birçok unsurun hepsi birden gözönüne alındığında, böyle bir tasarının Temsilciler Meclisi'nden geçmesinin ABD'nin çıkarlarının lehine olmadığını, bu hususları Amerikalı yetkililere anlatmaya devam edeceğini söyledi.
Mercan, gelecek dönemde de Türk-Amerikan ilişkilerinin artarak devam edeceğine inandığını, Amerikan yönetiminin de bunu çok iyi anladığını belirterek, ''Tasarı Komite'den geçse bile, ki ben inşallah geçmez diyorum, geçme olasılığı var, geçse bile bunun Genel Kurula gelmeyeceği kanaatindeyim'' dedi.
Türkiye'nin bu konudaki haklılığını, özellikle tarih komisyonuyla alakalı ortaya koyduğu tezi muhataplarına sürekli anlattıklarını ifade eden Mercan, bir soruya cevaben, parlamentonun ve hükümetin yapacağı şeylerin tanımının belli olduğuna işaret ederek, ''Burada hükümet eğer parlamentoya bir kanun veya uluslararası anlaşma yollarsa, bunu parlamento gündeme alır ya da almaz. Hepimiz rollerimizi iyi bilelim. Bu rollerimiz çerçevesi içinde elimizden gelen herşeyi yapıyoruz'' diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ ise bir soru üzerine, Washington'da büyükelçi olduğu dönemlerde, 1979-89 yıllarında, esas itibariyle Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinin daha çok ikili bir çerçevede sürdürüldüğüne, son 20 yıl içinde bambaşka jeopolitik dengelerin ortaya çıkmasına paralel olarak, Türkiye'nin de çok değiştiğine, ortamı ve ağırlığı farklı bambaşka bir ülkenin ortaya çıktığına dikkati çekti.
-''GÜVENİ KAYBETMEYİN MESAJI VERECEĞİZ''-
Irak örneğini veren Şükrü Elekdağ, ''Amerikan askerleri Irak'tan çıktığı takdirde, eğer Irak birliğini ve bütünlüğünü muhafaza edecekse, ABD'nin burada en çok kapısını çalacağı ülke Türkiye. Eğer orada kaos ve katliam istemiyorsanız, ister istemez Türkiye'ye bakacaksınız, Türkiye yardım edecek bu konuda. Oradaki her grupla teması olan bir Türkiye var'' dedi.
Elekdağ, Afganistan konusunda da Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin ''herhalde ABD'den sonra en fazla Türkiye'nin söylediklerine önem verdiğini'', Pakistan'daki liderlerin de Türkiye ile ilişkilerine özel önem gösterdiğini, Türkiye'nin bütün bölgede bir danışman olarak görüldüğünü kaydetti.
Ermeni tasarının Türkiye'de çok hassas bir konu olduğunu, uluslararası ilişkilerde karşılıklı güvenin son derece önem taşıdığını ifade eden Elekdağ, ''Türk halkının, Türkiye'yi yönetenlerin güvenini kaybetmemek lazım. Bizim muhataplarımıza esas söyleyeceğimiz şey esas itibariyle bu; 'bu güveni kaybetmeyin, çünkü bu güveni kaybederseniz bütün bu geniş yelpaze üzerinde yapmış olduğumuz işbirliği bundan zarar görür'. Bu gerçektir, boş bir laf değildir'' diye konuştu.
Elekdağ, George Bush döneminde Türk kamuoyunun ABD'ye bakışındaki olumsuz havanın Obama'nın iktidara gelmesiyle olumluya dönmeye başladığını, Obama'nın da Türkiye'nin bu durumunu dikkate alıp bu bakışı değiştirmemesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü ister istemez politika aynı zamanda bir yerde halkın desteğine dayanıyor. Yani halkın desteği olmadan politikayı bir süre sürdürürsünüz, uzun süre sürdüremezseniz'' ifadesini kullandı.
MHP İstanbul Milletvekili Mithat Melen de ABD'nin özellikle son yıllardaki uluslararası meselelerinin çok büyük bir çoğunluğunun ya Türkiye ile ilgili ya da Türkiye üzerinden olduğuna dikkati çekti. Melen, buna Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesi süreci, Afganistan, enerji güvenliği, Avrupa'daki ekonomik sıkıntılar, Rusya, İran gibi konuları örnek gösterdi.
-''ERMENİ ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI İZAHA MUHTAÇ''
Murat Mercan, Türkiye-Ermenistan protokolleriyle ilgili bir soru üzerine, protokollerin ilişkilerin normalleşmesine sunacağı katkıyı sürekli dile getirdiklerini, protokollerin bölgede topyekün barış ve istikrar amacına hizmet etmesi gerektiğini, ancak Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararın, uluslararası hukukta ne anlama geldiği konusunda izaha muhtaç olduğunu söyledi.
''Bütün bu endişeler varken, biz bu protokolleri kendi komisyonumuzda gündeme alır ve bu protokollerin geçmemesi gibi bir sonuç ortaya çıkarsa, bu belki telafisi olmayacak bir sonuç olur'' diyen Mercan, ''bu nedenle gelişmeleri biraz daha bekleyip bu hususlarla alakalı, daha açıklığa kavuşan hususlar olduktan sonra gündeme almayı daha doğru bulduğunu'' kaydetti. Mercan, sözlerini, ''Bizim bazı endişelerimiz var, bu endişelerimizle ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Protokoller devam ediyor, süreç devam ediyor, süreç bitmiş ve tıkanmış değildir, ama bu gelişmeleri takip ediyoruz'' diye sürdürdü.
Şükrü Elekdağ da Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 9.maddesine göre imzalanan bir anlaşmanın nihai olduğuna ve o anlaşmanın meclislere değiştirilmeden götürülmesi gerektiğine dikkati çekerek, Ermenistan'ın, Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla protokolleri değiştirdiğini ve bu bakımdan uluslararası hukuku ihlal ettiğini söyledi.
Kaynak: AA
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mercan'ın başkanlık ettiği heyet ile Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat Kınıklıoğlu'nun başkanlığındaki diğer bir heyet, Washington'daki temasları öncesinde Türkiye'nin Washington Büyükelçiliğinde basın toplantısı düzenledi.
Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi'nden geçmesi halinde, bundan sonraki süreçte Türkiye'nin nasıl bir tavır izleyeceğine dair soru üzerine Mercan, tasarının Genel Kurul'a gelmemesi hususunda daha önceleri de bütün hükümetlerin ve parlamenterlerin muhataplarıyla görüşmeler yaptıklarını hatırlatarak, böyle bir durumda yine benzer adımların atılacağını, ancak bu konuları şimdiden konuşmak için vaktin erken olduğunu düşündüğünü söyledi.
Mercan, bir soru üzerine, Amerikan televizyon kanalı CBS'de 1915 olaylarıyla ilgili yayınlanan belgeseli ''talihsiz'' olarak niteledi.
Türkiye'nin iktidarı ve muhalefetiyle kendi tarihinin bağımsız, objektif komisyon tarafından, bütün arşivler ortaya çıktıktan sonra araştırılması hususunda irade beyan ettiğine, bütün arşivlerini de açtığına dikkati çeken Mercan, ''Bu kadar açık ve objektif bir durum sözkonusu olduktan sonra CBS'in sanki bunların hiçbirisini görmezden gelerek, 'sözde soykırım' konusunda yayın yapmasını ben doğrusu şık ve hakkaniyet ölçüsünde bulmuyorum'' diye konuştu.
Murat Mercan, tarih komisyonunun kurulmasının bütün dünya tarafından kabul edilmiş bir mekanizma olduğunu belirterek, ''Hal böyle olunca birtakım yorumları yapmayı doğru bulmuyorum. CBS televizyonuna yönelik elbette bizler, kamuoyumuz gerekli tepkileri de verecektir'' dedi.
AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Kınıklıoğlu da CBS'deki programla ilgili olarak, Ermeni diasporasının bu programlardan önce ve bu spesifik programla ilgili önceden kendi üyelerini uyarıp, telefonla ya da yorumlarla katılmalarını örgütlediğini ifade ederek, ''Ben tabii Türk tarafından nasıl birşey oldu bilmiyorum, ama buradaki asıl güç, sahadaki güç. Yani burada yaşayan ve bizim tezlerimize inanan insanların, Kongre üyelerine yönelik lobi çalışmalarıyla olan bir güç. Yoksa yılda 5 gün gelip, bir parlamento heyetinin 330 milyonluk bir ülkenin kamuoyunu çevirmesi mümkün değil. CBS ile ilgili olan bu çalışmaya karşılık, ben açıkçası bizim Türk toplumunun önderlerinin nasıl bir çalışması olduğunu, ne yaptıklarını merak ediyorum'' diye konuştu.
-''TASARININ GENEL KURULA GELMEYECEĞİ KANAATİNDEYİM''-
Murat Mercan, bir başka soru üzerine, Türk-Amerikan ilişkilerinin geldiği noktanın, birlikte özellikle bölgede yapılabilecek birtakım işbirliği alanlarının, Başkan Barack Obama'nın 'model ortaklık' nitelemesini kullanmasının ve benzeri birçok unsurun hepsi birden gözönüne alındığında, böyle bir tasarının Temsilciler Meclisi'nden geçmesinin ABD'nin çıkarlarının lehine olmadığını, bu hususları Amerikalı yetkililere anlatmaya devam edeceğini söyledi.
Mercan, gelecek dönemde de Türk-Amerikan ilişkilerinin artarak devam edeceğine inandığını, Amerikan yönetiminin de bunu çok iyi anladığını belirterek, ''Tasarı Komite'den geçse bile, ki ben inşallah geçmez diyorum, geçme olasılığı var, geçse bile bunun Genel Kurula gelmeyeceği kanaatindeyim'' dedi.
Türkiye'nin bu konudaki haklılığını, özellikle tarih komisyonuyla alakalı ortaya koyduğu tezi muhataplarına sürekli anlattıklarını ifade eden Mercan, bir soruya cevaben, parlamentonun ve hükümetin yapacağı şeylerin tanımının belli olduğuna işaret ederek, ''Burada hükümet eğer parlamentoya bir kanun veya uluslararası anlaşma yollarsa, bunu parlamento gündeme alır ya da almaz. Hepimiz rollerimizi iyi bilelim. Bu rollerimiz çerçevesi içinde elimizden gelen herşeyi yapıyoruz'' diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ ise bir soru üzerine, Washington'da büyükelçi olduğu dönemlerde, 1979-89 yıllarında, esas itibariyle Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinin daha çok ikili bir çerçevede sürdürüldüğüne, son 20 yıl içinde bambaşka jeopolitik dengelerin ortaya çıkmasına paralel olarak, Türkiye'nin de çok değiştiğine, ortamı ve ağırlığı farklı bambaşka bir ülkenin ortaya çıktığına dikkati çekti.
-''GÜVENİ KAYBETMEYİN MESAJI VERECEĞİZ''-
Irak örneğini veren Şükrü Elekdağ, ''Amerikan askerleri Irak'tan çıktığı takdirde, eğer Irak birliğini ve bütünlüğünü muhafaza edecekse, ABD'nin burada en çok kapısını çalacağı ülke Türkiye. Eğer orada kaos ve katliam istemiyorsanız, ister istemez Türkiye'ye bakacaksınız, Türkiye yardım edecek bu konuda. Oradaki her grupla teması olan bir Türkiye var'' dedi.
Elekdağ, Afganistan konusunda da Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin ''herhalde ABD'den sonra en fazla Türkiye'nin söylediklerine önem verdiğini'', Pakistan'daki liderlerin de Türkiye ile ilişkilerine özel önem gösterdiğini, Türkiye'nin bütün bölgede bir danışman olarak görüldüğünü kaydetti.
Ermeni tasarının Türkiye'de çok hassas bir konu olduğunu, uluslararası ilişkilerde karşılıklı güvenin son derece önem taşıdığını ifade eden Elekdağ, ''Türk halkının, Türkiye'yi yönetenlerin güvenini kaybetmemek lazım. Bizim muhataplarımıza esas söyleyeceğimiz şey esas itibariyle bu; 'bu güveni kaybetmeyin, çünkü bu güveni kaybederseniz bütün bu geniş yelpaze üzerinde yapmış olduğumuz işbirliği bundan zarar görür'. Bu gerçektir, boş bir laf değildir'' diye konuştu.
Elekdağ, George Bush döneminde Türk kamuoyunun ABD'ye bakışındaki olumsuz havanın Obama'nın iktidara gelmesiyle olumluya dönmeye başladığını, Obama'nın da Türkiye'nin bu durumunu dikkate alıp bu bakışı değiştirmemesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü ister istemez politika aynı zamanda bir yerde halkın desteğine dayanıyor. Yani halkın desteği olmadan politikayı bir süre sürdürürsünüz, uzun süre sürdüremezseniz'' ifadesini kullandı.
MHP İstanbul Milletvekili Mithat Melen de ABD'nin özellikle son yıllardaki uluslararası meselelerinin çok büyük bir çoğunluğunun ya Türkiye ile ilgili ya da Türkiye üzerinden olduğuna dikkati çekti. Melen, buna Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesi süreci, Afganistan, enerji güvenliği, Avrupa'daki ekonomik sıkıntılar, Rusya, İran gibi konuları örnek gösterdi.
-''ERMENİ ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI İZAHA MUHTAÇ''
Murat Mercan, Türkiye-Ermenistan protokolleriyle ilgili bir soru üzerine, protokollerin ilişkilerin normalleşmesine sunacağı katkıyı sürekli dile getirdiklerini, protokollerin bölgede topyekün barış ve istikrar amacına hizmet etmesi gerektiğini, ancak Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararın, uluslararası hukukta ne anlama geldiği konusunda izaha muhtaç olduğunu söyledi.
''Bütün bu endişeler varken, biz bu protokolleri kendi komisyonumuzda gündeme alır ve bu protokollerin geçmemesi gibi bir sonuç ortaya çıkarsa, bu belki telafisi olmayacak bir sonuç olur'' diyen Mercan, ''bu nedenle gelişmeleri biraz daha bekleyip bu hususlarla alakalı, daha açıklığa kavuşan hususlar olduktan sonra gündeme almayı daha doğru bulduğunu'' kaydetti. Mercan, sözlerini, ''Bizim bazı endişelerimiz var, bu endişelerimizle ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Protokoller devam ediyor, süreç devam ediyor, süreç bitmiş ve tıkanmış değildir, ama bu gelişmeleri takip ediyoruz'' diye sürdürdü.
Şükrü Elekdağ da Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 9.maddesine göre imzalanan bir anlaşmanın nihai olduğuna ve o anlaşmanın meclislere değiştirilmeden götürülmesi gerektiğine dikkati çekerek, Ermenistan'ın, Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla protokolleri değiştirdiğini ve bu bakımdan uluslararası hukuku ihlal ettiğini söyledi.
Kaynak: AA
“Ermeni Soykırımı” tasarısının Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülmesine günler kala CBS’in “60 Dakika” programı Ermeni tezlerine yer verdi. Programda Nazilerin Osmanlı’dan ilham aldığı öne sürüldü.
Amerikan CBS televizyonunda yayınlanan “60 Minutes” (60 Dakika) isimli haber programı, “Ermeni soykırımı” tasarısının perşembe günü ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülmesinden önce Ermeni tezlerinin aktarıldığı bir habere yer verdi.
Programın sunucusu Bob Simon, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlamaktan kaçınırken, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1 milyondan fazla Hıristiyan Ermeni’nin Osmanlı Türkiye’sinden toplu tehcir edildiğini ve ardından “katledildiğini” savundu.
-Topraktan kemikler çıkıyor-
Sunucu Simon ile Amerikalı-Ermeni yazar Peter Balakian’ın birlikte Suriye’ye giderek Fırat Nehri kıyısı yakınlarındaki Deyr Elzur’da dolaştığı programda, “dünyadaki en büyük Ermeni mezarlığı olduğu iddia edilen bu yerden halen kemiklerin çıktığı” belirtildi.
Peter Balakian, “Burada 450 bin kadar Ermeni öldü” dedi. Programda, “Yahudiler için Auschwitz ne anlam ifade ediyorsa, Deyr Elzur’un da Ermeniler için aynı anlamı ifade ettiği” öne sürüldü.
Programda, Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy ile yapılan röportaja da yer verildi. Bob Simon’ın, “Suriye’deydik, kumu kazıdık ve kemikler çıktı, buna ne diyorsunuz?” sorusu üzerine Şensoy, “Türkiye’de her yerde kemik bulabilirsiniz. Bu topraklarda çok sayıda trajedi oldu... Birçok kişi, Birinci Dünya Savaşı’nın mahrumiyet koşullarında öldü” dedi.
Nabi Şensoy, 1915 olaylarının arkasında Ermenileri ölüme gönderme niyetinin olmadığını, bu nedenle olayları tanımlarken çok dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
-‘Gaz mağaraları’-
Programda, Sarkin Sarkissian adlı bir piskopos, içine kadın ve çocukların atıldığını iddia ettiği mağaralardan birini gösterdi. Sunucu Simon, Ermenilerin bunun ilkel bir gaz odası olduğuna inandığını ve bilim adamlarına göre “Osmanlı Türklerinin daha sonra Naziler tarafından da benimsenen bir model geliştirdiğini” söyledi.
Hrant Dink’in kızı Delal Dink de babasına Türklüğü aşağılama suçlamasıyla açılan davaların ardından Hrant Dink’in Türkiye’deki aşırı milliyetçilerin hedefi haline geldiğini söyledi. Programda, Hrant Dink’in, Ermenistan’da “soykırımın son kurbanı ve şehit” olarak görüldüğü ifade edildi.
“60 Minutes” programında daha önce de Fener Rum Patriği Bartholomeos’un “çarmıha gerildiğimizi hissediyoruz” şeklindeki sözleri tartışma yaratmıştı.
-İlişkilere önemli zarar verir-
Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, ABD Temsilciler Meclisi Dışil İşkiler Komitesi’nde 4 Mart’ta oylanacak “Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı”na ilişkin olarak, “Bu türlü bir tasarı, Türk-ABD ilişkilerine, kabulü halinde önemli zarar verir” dedi. Çiçek, dün Bakanlar Kurulu toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Çiçek şunları kaydetti: “Türkiye ile ABD, iki önemli müttefik ülkedir. Son 50, 60 yılın tarihini birlikte paylaşıyoruz. Dolayısıyla bu türlü bir tasarı, Türk-ABD ilişkilerine, kabulü halinde önemli zarar verir. Özellikle hem Türkiye’nin hem de ABD’nin bölgede yüklendikleri sorumluluklar ve bunun karşılıklı olarak getirdiği yükümlükler dikkate alındığında bu türlü sözde bir kısım tasarıların meclislerden karara bağlanmış olmasını biz baştan beri doğru bulmuyoruz. Bunun Türk-ABD ilişkilerini büyük ölçüde etkileyebileceğini düşünüyoruz. Bunu komisyon üyeleri de herhalde düşünecektir, düşünmelidir.”
-Protesto çağrısı-
ABD’deki iki önemli Türk çatı kuruluşu Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) ve Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA), CBS’e tepki göstererek Amerikalı Türkleri, kanalı mektup, faks ve e-posta yoluyla protesto etmeye çağıran bir kampanya başlattı. TADF ve ATAA ayrıca, CBS yöneticilerine mektup göndererek taraflı yayına karşı tepkilerini dile getirdi.
Kaynak: Miliyet
Amerikan CBS televizyonunda yayınlanan “60 Minutes” (60 Dakika) isimli haber programı, “Ermeni soykırımı” tasarısının perşembe günü ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülmesinden önce Ermeni tezlerinin aktarıldığı bir habere yer verdi.
Programın sunucusu Bob Simon, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlamaktan kaçınırken, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1 milyondan fazla Hıristiyan Ermeni’nin Osmanlı Türkiye’sinden toplu tehcir edildiğini ve ardından “katledildiğini” savundu.
-Topraktan kemikler çıkıyor-
Sunucu Simon ile Amerikalı-Ermeni yazar Peter Balakian’ın birlikte Suriye’ye giderek Fırat Nehri kıyısı yakınlarındaki Deyr Elzur’da dolaştığı programda, “dünyadaki en büyük Ermeni mezarlığı olduğu iddia edilen bu yerden halen kemiklerin çıktığı” belirtildi.
Peter Balakian, “Burada 450 bin kadar Ermeni öldü” dedi. Programda, “Yahudiler için Auschwitz ne anlam ifade ediyorsa, Deyr Elzur’un da Ermeniler için aynı anlamı ifade ettiği” öne sürüldü.
Programda, Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy ile yapılan röportaja da yer verildi. Bob Simon’ın, “Suriye’deydik, kumu kazıdık ve kemikler çıktı, buna ne diyorsunuz?” sorusu üzerine Şensoy, “Türkiye’de her yerde kemik bulabilirsiniz. Bu topraklarda çok sayıda trajedi oldu... Birçok kişi, Birinci Dünya Savaşı’nın mahrumiyet koşullarında öldü” dedi.
Nabi Şensoy, 1915 olaylarının arkasında Ermenileri ölüme gönderme niyetinin olmadığını, bu nedenle olayları tanımlarken çok dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
-‘Gaz mağaraları’-
Programda, Sarkin Sarkissian adlı bir piskopos, içine kadın ve çocukların atıldığını iddia ettiği mağaralardan birini gösterdi. Sunucu Simon, Ermenilerin bunun ilkel bir gaz odası olduğuna inandığını ve bilim adamlarına göre “Osmanlı Türklerinin daha sonra Naziler tarafından da benimsenen bir model geliştirdiğini” söyledi.
Hrant Dink’in kızı Delal Dink de babasına Türklüğü aşağılama suçlamasıyla açılan davaların ardından Hrant Dink’in Türkiye’deki aşırı milliyetçilerin hedefi haline geldiğini söyledi. Programda, Hrant Dink’in, Ermenistan’da “soykırımın son kurbanı ve şehit” olarak görüldüğü ifade edildi.
“60 Minutes” programında daha önce de Fener Rum Patriği Bartholomeos’un “çarmıha gerildiğimizi hissediyoruz” şeklindeki sözleri tartışma yaratmıştı.
-İlişkilere önemli zarar verir-
Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, ABD Temsilciler Meclisi Dışil İşkiler Komitesi’nde 4 Mart’ta oylanacak “Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı”na ilişkin olarak, “Bu türlü bir tasarı, Türk-ABD ilişkilerine, kabulü halinde önemli zarar verir” dedi. Çiçek, dün Bakanlar Kurulu toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Çiçek şunları kaydetti: “Türkiye ile ABD, iki önemli müttefik ülkedir. Son 50, 60 yılın tarihini birlikte paylaşıyoruz. Dolayısıyla bu türlü bir tasarı, Türk-ABD ilişkilerine, kabulü halinde önemli zarar verir. Özellikle hem Türkiye’nin hem de ABD’nin bölgede yüklendikleri sorumluluklar ve bunun karşılıklı olarak getirdiği yükümlükler dikkate alındığında bu türlü sözde bir kısım tasarıların meclislerden karara bağlanmış olmasını biz baştan beri doğru bulmuyoruz. Bunun Türk-ABD ilişkilerini büyük ölçüde etkileyebileceğini düşünüyoruz. Bunu komisyon üyeleri de herhalde düşünecektir, düşünmelidir.”
-Protesto çağrısı-
ABD’deki iki önemli Türk çatı kuruluşu Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) ve Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA), CBS’e tepki göstererek Amerikalı Türkleri, kanalı mektup, faks ve e-posta yoluyla protesto etmeye çağıran bir kampanya başlattı. TADF ve ATAA ayrıca, CBS yöneticilerine mektup göndererek taraflı yayına karşı tepkilerini dile getirdi.
Kaynak: Miliyet


























