AB ile çok zorlu dönem

Türkiye-AB ilişkilerinin geldiği ya da daha doğru ifadeyle takılıp kaldığı yeri anlamak için müzakere başlıklarının bilançosunu yapmak yeterli olabiliyor. Ancak sorun, kaç müzakere başlığının açıldığı ya da açılamadığında değil, bundan sonrasına ilişkin genel bir iradenin AB ve Türkiye’de bulunup bulunmadığıyla ilgili.

Türkiye açısından iradenin göstergesi, yapılacak olan reformlarla bağıntılı. Yeni bir anayasa, ceza yasasında yapılacak değişiklikler, hukuk sisteminin yeniden düzenlenmesi ile hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi bu kapsama giriyor. Benzer biçimde ekonominin de daha şeffaf ve rekabete uygun yeni kurallara ihtiyacı olduğu söylenmeli. Bununla birlikte, Türkiye’nin üye olmayacak ise tüm piyasasını AB piyasasına bağlamasını öngören adımları atması beklenemez; dolayısıyla Türkiye açısından hassas ayrım, kendi vatandaşlarının refahı, adaleti ve haklarını sağlama ile üyelik garantisi olmayan bir piyasaya kendisini bağlayarak küresel rekabet imkânını yitirmesi arasında.

AB için ise mesele çok daha az karmaşık; zira konu Türkiye’nin üyeliği yönünde siyasal bir iradenin bulunup bulunmamasıyla ilgili. Hırvatistan’ın üyelik yolu kolayca açılırken Türkiye konusunda karar veremeyen bir AB söz konusu ve “havet” durumundan kurtulmak için Türkiye’nin kendi kendine süreçten düşmesi tercih ediliyor gibi.

Umutsuz bir yıl

Türkiye’nin süreçten kendisinin çekilmesini zorlayacak uygulamaların önümüzdeki yıl da devam edeceği anlaşılıyor. 1 Ocak itibarıyla AB dönem başkanlığı Danimarka’ya geçti. Danimarka’nın Avrupa Bakanı Wammen, önceliğin AB krizinde olduğunu belirtti, ardından da Türkiye ile ilişkilerin var olan siyasi parametrelerle süreceğini ifade etti. Tercümesi, AB’nin kendi derdine düştüğü ve Türkiye’yle falan ilgilenecek halleri olmadığı biçiminde yapılabilir.

Bakan, son bir yıl içinde hiçbir müzakere başlığının açılmadığını ve kendi dönemlerinde de bu konuda bir değişiklik beklenemeyeceğini duyurdu. Dolayısıyla, Danimarka’dan sonraki altı aylık dönem başkanlığının da Kıbrıs’a geçeceği düşünülürse, ilişkilerin bir yıl daha donmuş vaziyette kalacağı beyan edildi denebilir. Bir önceki dönem başkanı Polonya gibi, “ellerinden gelen çabayı” gösterecekleri yönünde bir vaatte bulunmadığı için Danimarka’nın en azından dürüst davrandığı söylenebilir.

Ancak, müzakerelerin donması sadece ilişkilerin gelişmemesi yönünde bir etki yaratmıyor, bundan daha önemlisi, donan sürecin var olan ve daha önceden kurulmuş bağların işletilme sorununa yol açması.

Büyüyen sorunlar

Gelecek belirsizliği en az Gümrük Birliği’nin akıbeti kadar güvenlik konularındaki ortaklıkları da tehlikeye sokuyor. Danimarka, AB’nin ortak güvenlik politikasına dâhil değil, dolayısıyla bu konu bir sonraki dönem başkanı Kıbrıs’ın sorumluluğunda. Türkiye’nin Balkanlarda AB şemsiyesinde görev yapan askeri birlikleri ve polis gücü bulunuyor; dolayısıyla bu birliklerin kaptanı da Kıbrıs oluyor. Kıbrıs ile muhatap olmayacağını açıklayan Türkiye ise AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Ashton’la görüşme sürdüreceğini açıkladı. Bu, zaten toplantılara çağrılmayan Türkiye’nin Balkanlar’daki faaliyetleri konusunda iki seçenek arasında kaldığı anlamına gelir.

Ya bölgedeki misyonunu çekecek veya azaltacak ki buna AB içinde sevinen çok olur; ya da dönem başkanlarını dikkate almadan bu zorlu dönemi Asthon, yani Birleşik Krallık desteğiyle atlatmaya çalışır. Tam bu dönemde Kıbrıs’ın sorun çıkardığı her noktada yalnız kalmasını sağlayacak adımlar atılabilir ve Ashton’un Türkiye’ye arka çıkmasını kolaylaştırıp eli kuvvetlendirilebilir.

Kaynak:star

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ