AB yolunda anlamlı çaba

Bir yandan iç siyasetin toz dumanı öte yandan Ortadoğu ülkelerindeki çatışmalar bazı önemli gelişmelerin ayrıntı gibi kalmasına yol açıyor. Ne yazık ki Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin tamamladığı bir çalışma da; çalışmanın tanıtıldığı toplantıda Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın konuşması da bu durumdan nasibini aldı.

10 Mayıs’ta gerçekleştirilen toplantı vesilesiyle ABGS bünyesinde Çeviri Eşgüdüm Başkanlığı kurulmuş olduğunu öğrendik. AB ile müzakerelerin başlaması için verilen çabalar sırasında 80 bin olarak ifade edilen ama bugün 120 bin sayfaya ulaşmış olan AB mevzuatının tercüme edilmesinden sorumlu kılınan bu kuruluş, ilk icraat olarak Lizbon Antlaşması’nın tercümesini yapmış. AB, Türkiye üye olana kadar başka antlaşmalar yapsa bile, her durumda üyelik süreci kapsamındaki ülkeleri ilgilendiren bir antlaşma, zira aday ülke hukuk sisteminin, siyasal yönelimlerinin ve uygulamalarının ana çerçevesini belirliyor.

Tercüme sorunsalı

Bugüne kadar AB mevzuatının tercümelerinde karşılaşılan sorunların bertaraf edilmesi ve dil birliği sağlanamamasıyla ilgili çok sorun yaşandı. Common Economic Space kavramının Ortak Ekonomik Alan yerine Ortak Ekonomi Uzayı olarak bile tercüme edildiğine şahit olduk. “İşkenceyle mücadelenin önündeki tüm engeller kaldırılacak” cümlesinin işkenceyle mücadele mi edilecek yoksa daha rahat işkence mi yapılacak anlamında kullanıldığı sorusunu sormayı haklı kılacak ifadelere tanık olduk. Lizbon Antlaşması’nın temiz ve anlaşılır tercümesi için neden bu kadar zaman harcandığı, kitapçık görüldüğünde anlaşılıyor.

Tercüme konusunun önemi, içeriğinin benimsenmesini kolaylaştırmak açısından önemli. Madem yeni bir anayasa yapılacak, madem yargı sistemi yeniden şekillenecek ve madem ki yeni anayasaya uygun yeni yasalar yapılacak her yasa yapıcı ve uygulayıcısının masasında bu tür temel kaynakların bulunması gerekecek. Bu da en ideal anayasa yapılsa bile, “bize özgü” yorumlarla uygulama garabetleri yapılmasının önünde engel oluşturabilecek. Ayrıca, AB mevzuatı dilimize kazandırıldıkça olumsuzlukları olumlama amacıyla “…zaten AB ülkelerinde de böyle” türünden atıfların yapılması da mümkün olamayacak.

İrade beyanı

Antlaşma tercümesinin tanıtım toplantısında Egemen Bağış’ın konuşması ise, ayrıca değerlendirmeyi hak ediyordu. Bugün AB ile ilişkilerin iyi gitmediği üzerine kurgulanmış bir konuşma değildi ve bu haliyle zaten yeterince niyet ifade ediyordu. AB’ye kızarak, haksızlığa uğradığımızı sürekli tekrar ederek müzakere sürecini canlandırma olanağı olmadığı ortada, zaten bazı üye devlet liderleri tam da bunu istiyor; Türkiye kızıp süreci kendi kendisine terk etsin diye bekliyor.

AB mevzuatının Türkiye mevzuatı olduğunun altını çizen Bağış, sürecin yeniden canlandırılması gereğine dikkat çekti ve Türkiye’nin üyelik yolundaki iradesini koruduğunu belirtti. Kullandığı dil, bu iradenin varlığına inanmayı sağlayacak nitelikteydi ve herhalde en önemsenmesi gereken de buydu. AB konusunda çalışan, kafa yoran, kamu diplomasisi yapan ve özellikle AB üyesi ülkelerdeki çeşitli kesimleri ikna etmek için kendisini paralayan az sayıdaki davetli, kendi aramızda sohbet etme imkanı da bulduk. Umutsuz bakışlara rağmen davetliler AB ile ilgili bir iş yapılmış olmasından memnundu; ancak işlerin Bakan’ın kişisel çabalarıyla mı yürüdüğü yoksa hükümetin AB iradesinin bir uzantısı mı olduğu sorusuna yanıt bulamadı.

Kaynak: stargazetesi

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ