Akademisyenlerin Toplumdaki Ağırlığı Nedir?

AKADEMİK CAMİANIN ÖZGÜL AĞIRLIĞI

Başbakan Dolmabahçe’de üniversitelerin rektörleriyle bir araya geldi. Başbakan bu tavrıyla akademik camiayı, rektörleri ağırlamış, onore etmiş oldu. Toplantıda Üniversitelerin ve yüksek eğitimin bir kısım problemlerine değinildi.

Akademisyenler kendilerini çok önemserler. Toplumda, cemiyette dikkate alınmak isterler.İlgili ilgisiz kendilerine danışılmasından memnun olurlar. Pek çok akademisyen uzmanlık alanı olmayan konularda da ahkâm kesmeyi sever. Bu nedenle akademisyenler kolay kolay “bilmiyorum”, “alanım değil!” diyemezler. Akademisyenlerin piri sayılabilecek İmamı Azam’ın kendisine sorulan 10 sorudan 9′una “bilmiyorum” demesini hatırlayınca burada bir problem olduğu ortaya çıkıyor.

Akademisyenler arasında, akademik unvana göre bir kast sistemi vardır. Pek çok güçlüğü aşarak o unvanı aldıklarından olsa gerek, akademisyenler unvanlarını pek önemserler. Halkla, “avam”la ayrık durmayı tercih ederler. Geride bıraktıkları unvanlardaki akademisyenlere karşı da tepeden bir bakış vardır. Akademik camiada olmaması gerektiği halde prosedürleri, protokolleri, merasimleri severler.

Akademisyenler hayata, topluma katkılarını dikkate almaksızın, kendilerini hayatın merkezinde, “önemli”, “vazgeçilmez” kimseler olarak algılarlar.

Peki, gerçekte akademisyenlerin etkinliği, toplum içindeki özgül ağırlığı nedir?

Türk toplumunda akademisyenler “vazgeçilmez”, “olmazsa olmaz” insanlar mıdır?

Hayata, topluma katkıları kasıldıkları kadar var mıdır?

Yoksa akademisyen camiası halktan uzak, hayatın pratiklerinden kopuk,korunaklı kalelerde mi yaşamaktadırlar?

Üniversiteler sadece teoriler geliştirmek, teorik bilgiler üretmek için değil; toplumu aydınlatmak, eğitimli insan ihtiyacını karşılamak, hayata dair problemlere çözümler üretmek ve bu çözümleri tatbik edilebilir kılmak için vardırlar.

Bizdeki üniversitelerin ne kadar teorik bilgi ürettikleri, bilim dünyasına hangi katkıları sağladıkları tartışılabilir. Ancak bizde akademik camia hayattan, sokaktan, sanayiden, üretimden, iş dünyasından, pratiklerden kopuktur. Eğittikleri insanlar diplomalarını aldıktan sonra hayata ve mesleklerine intibak için ciddi bir zamana, deneyime ihtiyaç duyarlar.
Bilimsel çalışmalar arasında özgün, literatüre katkısı olan makaleler oldukça sınırlıdır. Bizde akademisyenler genelde batıda üretilenlerin rivayetleriyle uğraşırlar. Akademisyenler ilmin izzetini korumayı, müstağni olmayı, “halka tepeden bakma”, “başkalarını küçümseme”şeklinde anlayabilmektedirler.

Akademik bağımsızlık ve herkese ve her şeye rağmen doğruların arkasında durabilme konusunda akademik camiamız yakın zamanda büyük bir sınav vermiş ve kaybetmiştir.

28 Şubat sürecinde gerçekleri kısık sesle dahi haykıramadığı gibi; askerlerin, cuntacıların arkasında saf tutmuş, planlı ve provokatif eylemlerin içinde cübbeleriyle yer almışlardır.

1960 ve 1980 darbelerinin meşrulaştırılması, darbe anayasalarının hazırlanması akademisyenler tarafından yapılmıştır. Duayen hukukçulardan, akademisyenlerden darbe anayasalarına aykırı ses çıktığını bilmiyoruz. Özgürlükler konusunda akademik camia ilkeli ve tutarlı olamamıştır. Özgürlüklere genellikle devletçi ve ideolojik yaklaşılmıştır. Üniversite yönetimleri yasakların bizzat uygulayıcısı olmuşlar, kampüsleri kışlaya çevirmişlerdir.

Akademik camia rejimin, bilimle bağdaşmayan dogmaların savunuculuğuna soyunuyor. Ama sosyal bilimlerde gelişmeleri ıskalıyor, dünyayı okuyamıyor; tabii bilimlerde taklidin ötesine geçemiyor; dikkate değer şeyler üretemiyor. Üretenler Türkiye’deki üniversitelerin ortamından kurtulup batı üniversitelerine sığınabilenler.

Türk akademisyenlerin son 50-70 yılda ortaya koyduğu ciddi bir çalışma göstermek mümkün değildir. Ancak pek çok krizde, siyasi bunalımda, otoriterliğin meşrulaştırılmasında, darbelerin hazırlanmasında, özgürlükleri kısıtlayan düzenlemelere destek vermede akademisyenleri hep önde gördük. Bilim adamlarını makaleleriyle, fikirleriyle, ürettikleriyle bilim mahfillerinde pek göremedik; ama cübbeleriyle miting meydanlarında, garnizonlarda çok gördük.

Kamu sektörü ve özel sektör akademisyenlerle iş tutma, beraber çalışma ihtiyacı hissetmezler; zira üniversitelerin ve akademisyenlerin hayattan, uygulamalardan kopuk olduğunu bilirler.

Akademisyenler hayata, topluma katkılarının çok ötesinde bir “saygınlık” beklentisi içindeler. Ama akademik camianın toplum içindeki özgül ağırlığı ve etkinliği beklentilerinin ve olması gerekenin çok altında.

Akademisyenlerin beklentilerini azaltmaya, ama hayata, topluma katkısını artırmaya ihtiyaçları var.

Yard. Doç. Dr. Mahmut AKPINAR
Turgut Özal Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslar Arası İlişkiler Bölümü

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 5.5/10 (2 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Akademisyenlerin Toplumdaki Ağırlığı Nedir?, 5.5 out of 10 based on 2 ratings
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ