Brüksel-Ankara Hattında Şartlar Değişti…

Türkiye’nin AB ile ilişkileri her zaman sorunluydu. Şimdi de sorunlu. Ama yine de Türkiye-AB ilişkilerinde “bugün” ve “dün” arasında büyük fark var. AB üyelerinin ve Avrokratların Türkiye konusundaki tutumlarında ciddi bir değişim var.

Her nedense bazı çevreler siyasi kariyerlerini “Türkiye AB’ye giremez” demekle daha başarılı kılacaklarına inanıyordu. Hatta öyle siyasiler vardı ki, kendi evlerinde tembel tembel oturup, birkaç ayda bir Türkiye’ye gelip, Türkiye hakkında olumsuz açıklamalar yapmayı “siyasi performans” kabul ediyorlardı.

Elbette abartılı bir ifade olacak, ama kimi Avrupa Parlamentosu üyeleri Türkiye’de siyasi şov yapması siyaset ve Türkiye hakkında küstah bir tavırla hareket etmeyi marifet sanıyorlardı. Belki de bazıları Diyarbakır’a Brüksel’den çok gitmişti.

Onlara göre Türkiye asla AB’ye girmemeliydi. Avrupa’nın farklı siyasi çevreleri bu düşüncedeydi. Çünkü Türkiye onlara göre yeterince demokratik değildi. Onlar Türkiye’nin insan hakları konusunda yetersiz olduğunu düşünüyordu. Hatta Türkiye’nin AB tam üyeliğine de, katılım müzakerelerinin sürdürülmesine de şiddetle muhalefet edenler, Türkiye’nin fakir ve ekonomisinin de küçük olduğunu savunuyorlardı.

Hatta bazı teoriler vardı, fakir Türkiye kapıları açacaktı ve milyonlarca işsiz Türk Avrupa’ya sel gibi akacaktı. Bunun sonunda da Avrupa ekonomisi çok olumsuz etkilenecekti. AB’nin Türkiye yüzünden mali açıdan çökeceğini iddia edenler dahi oldu. Onlara göre Türkiye zaten sadece para almak için AB’ye katılımını gerçekleştirmek istiyordu.

Neredeyse her hafta Türkiye aleyhinde mizahi estetikten çok uzak, zevksiz ve tatsız karikatürler yayınlanıyordu. Kamuoyu anketlerinde oyunun ve popülaritesinin düştüğünü gören her siyasi muhakkak birkaç cümle saçma açıklama yaparak Türkiye konusuna değiniyordu.

AB siyasi ve iktisadi açıdan bir devdi. Çok güçlü ve çok zengindi. Kimseye ihtiyacı yoktu. Hatta belli ki, verdiği sözleri dahi tutmak zorunda değildi. Galiba Türkiye’nin AB’ye katılım konusunda ortaya koyduğu siyasi ve sosyal irade yanlış anlaşılmıştı.

Türkiye-AB ilişkileri kapsamında yürütülen katılım müzakereleri bloke oldu. Pratikte gerçek anlamda ne bir müzakereden ne de katılım sürecinden söz etmek mümkün. Türkiye-AB ilişkilerinin mevcut durumu sürdürülebilir olma özelliğini yitirdi.

AB bugün çok ciddi mali sorunlarla boğuşuyor. Bu mali sorunların hiçbirisinin Türkiye’nin katılımı konusuyla ilgisi yok. Bugün geçimini ve geleceğini Brüksel’in göndereceği paralara bağlamış AB ülkeleri var. Türkiye bunların da arasında yok.

Bırakın Türkiye’nin AB’den para beklentisini, Türk kamuoyunda ani bir AB katılımı konusunda kaygılar belirmeye başladı. Elbette Türkiye’nin de birtakım mali sorunları var, kuşkusuz Türkiye’de de işsizlik var. Ama her durumda Türkiye’nin durumu kesinlikle iyi! Hatta bazı AB üyeleri düşünüldüğünde kesinlikle çok iyi!

Türkiye’nin bölgesinde etkisi giderek artıyor. Başbakan Erdoğan’ın Arap halkları üzerindeki etkisi somut biçimde görülüyor. AB içerisinde bazı kesimler bu durumu ve Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri “eksen değişikliği” veya “neo-Osmanlılık” diye yorumlayabilir. Bunun herhangi bir önemi yok. Önemli olan şey, çok basit; Türkiye artık, o eski Türkiye değil.

Mısır, Tunus, Libya ve diğerleri bugün Türkiye’ye hiç olmadığı kadar yakın. Bugün Erdoğan Orta Doğu’da pek çok çevre için “rol modeli” konumunda. Türkiye de keza kendisini somut biçimde yeni bir “modalite” olarak ortaya koyuyor.

Brüksel henüz farkında olmasa da, AB’nin kendi çıkarları için Türkiye’ye eskiden olduğundan çok daha fazla ihtiyacı var. Erdoğan’ın çizdiği portre ve Magrep turunda ortaya koyduğu tavır, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada ve Türkiye ile ilgili konularda Türkiye’ye rağmen bir adım atılamayacağını vurguluyor.

AB’nin daima doğuda çok etkili bir Türkiye’ye gereksinimi vardı. Pekçok kimse şundan emin olabilir; Eğer AB biraz daha yavaş hareket ederse ve sorumluluklarını biraz daha ihmal ederse, Türkiye’yi kaybedebilir. Çünkü Türkiye’de kamuoyunun AB heyecanı çok azaldı. Çoğu kimse için AB üyesi olmak, sadece fakir Yunanistan’daki lüks hayatın finansmanına katkı vermek anlamına geliyor.

Başbakan Yardımcısı Babacan’ın da daha önce dile getirdiği gibi, Türkiye ekonomi yönetimi konusunda AB’den öğreneceği bir şey kalmadığını düşünüyor. Hatta Babacan krizin Avrupa’da keskinleşmesi olasılığı için diyor ki; “Tabii ki bir deprem olursa biz de hissedeceğiz. Ama bizim yapımız sağlam. Her türlü tedbir, her türlü önlem için yine hükümet olarak hazırız. Türkiye, oldukça güçlü bir noktada… Avrupa’da şu anda yaşanan sorunlara bakıyorsunuz. Nedir? Bütçe sorunu bizde yok, borç sorunu bizde yok, bankacılık sorunu bizde yok. Şu anda bir bakıma neredeyse siyah ile beyaz kadar Türkiye ile Avrupa’nın geri kalanı farklı bir tablo arz etmekte”.

Türkiye-AB ilişkilerinde şartlar değişti. Elbette Ankara daha önce tespit ettiği hedefler doğrultusunda AB’ye katılım için adım atmaya devam ediyor. Ama her şey artık bununla sınırlı değil. Hiçbir şey bu derecede de basit değil.

Özellikle Akdeniz’de bundan sonra yaşanacaklar AB’yi de, Avrupa’nın geleceğine de doğrudan etki edecek. Türkiye-AB ilişkilerinde yakın zamanda göreceğimiz birkaç keskin viraj var. Bu virajlar Akdeniz’de geçilecek. Açıkçası AB’nin müzakereler konusunda acil fren kozu da, ikili ilişkiler konusunda “katılım olasılığını” ödül olarak sunması da pek işe yaramayacak.

Türkiye-AB ilişkilerinin yeni bir ritme gereksinimi var. Tarafların sorumluluklarının doğru biçimde tarif edildiği ve tarafların birbirine duyduğu saygıyı öne çıkardığı yeni bir süreç gerekiyor. AB liderleri kasabalarda siyasi şov yapmak için çok değerli bir kaynağı müsrifçe harcadılar. Dini travmalar, tarihi hesaplaşmalar ve saire AB’ye gerçekten çok zarar verdi. Gelecekte şartlar daha da kötü olacak.

Kaynak: diplomatikgozlem.com

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: -1 (from 1 vote)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ