Türkiye’de insanlar bir araya gelip “Ne olacak bu memleketin hali?” diye birbirlerine sorduklarında sohbetleri genellikle kasvetlidir. Üstelik bu soru sadece aile meclislerinde ya da kahvelerde sorulmuyor, karamsarlık havası önemli miktarda gazete köşelerinden de ülkeye pompalanıyor. Oysa sınırların dışına çıktığımızda durumun daha farklı olduğunu anlamaya başlıyoruz. Dünyanın birçok gelişmiş ekonomisi için karamsar senaryoların konuşulduğu Davos’ta, Türklerle ilgili gizli ve açık hayranlığın sergilenmesi iç açıcı bir gelişme olarak değerlendirilmeli.
Türk ekonomisinin yapısal sorunları olduğunu biliyoruz. Ancak bugün, müsaadenizle, ekonomideki güzel gelişmelerin tadını çıkaralım. Dünya ekonomisi tepetaklak giderken ve kriz dalgaları birbirini takip ederken, Batılıların meraklı soruları, Davos Ekonomik Forumu’na katılan Türk yetkililere yönelmiş durumda. Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, birçok kişinin Türkiye’ye nasıl yatırım yapacakları konusunda araştırmalar yaptığını söylerken, diğer bir Türk işadamı Tuncay Özilhan ise “Türkiye on sene öncesinin Türkiye’si değil. 10 sene önce Avrupa’nın hasta adamı olan Türkiye, bugün Avrupa’ya ders verme noktasına geldi. Herkes Türkiye’nin tecrübelerini duymak istiyor” sözleriyle, dünyadaki ekonomik krizin nasıl fırsata çevrileceği konusunda Türkiye’nin akıl danışılan, tecrübeleri paylaşılan ülke konumuna geldiği saptamasında bulunuyor.
Çılgın Türkler Şaşırtmaya Devam Ediyor
Türk işadamlarının yanı sıra politikacılarının da benzer bir ilgiye mazhar olduklarını belirtmekte yarar var. Bu ilginin altında yatan neden ise Türkiye’nin hızla büyümesi ve genç nüfusuna rağmen işsizlik oranlarını dikkat çekici biçimde düşürmeyi başarması. Türkiye her sene yaklaşık 700 bin insanın iş piyasasına dahil olduğu dinamik bir ekonomiye sahip. Buna rağmen Türkiye, 2009 yılında yüzde 14 olan işsizlik oranını 2011’de yüzde 9.1’e geriletmeyi başarmış durumda.
İspanya’da işsizliğin yüzde 20’leri aştığı, İtalya’nın 2.1 trilyon dolar kamu borcuna battığı, Yunanistan’ın AB desteğine rağmen krizden kurtulamadığı, Euro Bölgesi’nin pek çok ülkesinin neredeyse “sıfır büyüme” kaydettiği bir ortamda Türkiye, 2010 yılını yüzde 9 ile kapatmış, 2011 yılında da yaklaşık yüzde 8 büyüme kaydetmesi beklenen bir ülke. Bu büyümenin ihracat ve istihdam odaklı olmasının yanında gelir adaletsizliğindeki düzelme de yavaş olmakla birlikte ümit verici.
Örneğin, gelir bölüşümündeki adaletsizliği ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 1994’te 0.49 düzeyinde idi. Yıllar içinde düzelen bu oran 2002’de 0.44’e, 2009’da ise 0.41’e geriledi. Sözün özü, ülke içerisindeki kasvetli havaya rağmen, karamsarlığa gömüldüğümüz bugünlerde kendimizle gurur duyabileceğimiz, başımızın daha dik olacağı gelişmeleri de ıskalamamamız gerekir. Demek ki biraz da sınırların dışına çıkmakta yarar var.
Bazen karşılaştırmalı çalışma eksikliklerimizi görmenin yanında olumlu gelişmeleri de bağnaz ve şaşı bakışlardan kurtarmamızı sağlar. Memleketin hali öyle söylendiği kadar da vahim değil. Mazoşist olmayı tercih edenlere diyecek lafımız yok ancak olumlu gelişmeleri de görmezden gelemeyiz.
Kaynak: Usak




















