Evrimsiz Devrim

Devrim kavramı, günümüz pratiğinde üzerinden yıllar geçmiş, efsaneleşmiş ve dolayısıyla unutulmuş (unutturulmuş ve yahut saptırılmış) bir fenomen olarak karşımızda üzeri tozlu olarak durmaktadır. Bu kavram tarih boyunca çeşitli toplumsal olaylara yakıştırılmıştır. Bu toplumsal olayların hepsinin de çok önemli iki özelliği vardır: Birincisi, büyük kitleler üzerinde toplumsal olarak çok büyük etkileri olmasıdır; ikincisi ise, devrimi izleyen sürecin çok sancılı, gittikçe daha karmaşık ve hatta kanlı olayların paralelinde gelişmesidir.

Devrim bir süreç değildir. Devrimin öncesi ve sonrası bir süreçtir. Devrim tanım olarak da belirli bir alanda hızlı ve köklü değişiklikleri içerir. Yani devrim bir anda gelişir, gerçekleşir ve sona erer. Bu arada şunu da belirmekte fayda var; burada bahsettiğimiz devrim genel anlamda bir devrimdir. İdeolojik, siyasi ya da toplumsal özel formlarına indirgenmemiş halini düşününüz. Bahsettiğim şekilde bir anda gerçekleşen devrim muhatap olduğu halktan bir anda birçok alışkanlıklarından, pratiklerinden vazgeçmesini isteyerek yeni sürece mümkün olduğu kadar kısa sürede ayak uydurmasını ister. Bu sürece uyum sağlamayanları da çok ağır bir şekilde doğrudan ya da dolaylı olarak cezalandırır.

Ayrıca halkın bu sürece hazır olmadan yakalandığı devrim beraberinde bir çok kanlı olaya getirir. Devrim, belirli bir elitin kendi bilimsel, kültürel ve/veya toplumsal birikimini halkın üstüne kusmasıdır adeta. Özellikle ideolojik olarak yapılan devrimlerle 20. yüzyılın iki kutuplu dünyasını düşününüz. Marx’ın dediğinin tam tersine herhangi bir sanayileşme ya da demokrasi tecrübesi olmayan ülkelerin sosyalizme soyunması tam bir tipik tepeden inme devrim örneğidir. Sosyalizm adı altında hızlı bir sanayileşme sürecine giren Doğu Bloku ülkeleri halkalarının Soğuk Savaş döneminde dünyanın diğer kutbu ile rekabet adına ne denli bir “devlet kapitalizmi” nin sömürüsü altına girdiğini kimse inkar edemez. Sadece bu olay bile devrim olgusunun dünyadaki bir çok örneğinde yanlış yerde ve yanlış zamanda yapıldığını ispatlar niteliktedir.

Peki Türkiye’de yapılan Kemalist Devrime ne demeli? Kimsenin konuşmaya cesaret edemediği , yüceleştirdiği Tek Parti Dönemi ve devamındaki Türkiye’nin sancılı kaderi…

Öncelikle belirtmek gerekir ki, halkın tabanına hitap etmeyen devrimler o toplumun sürekli ayağını bağlayan bir kavram olarak karşımıza çıkar. Hatta bu devrime karşı oluşturulan muhalif hareketler ağır bir propaganda yöntemi ile karalanarak çok sert bir şekilde bastırılır. Ama şu anlaşılmaz ki; o muhalif hareketler halkın devrime ayak uyduramadığını yani halkın aslında tarihsel bir gerçek olarak bu devrimin çok gerisinde olduğunu gösterir. Bunu görmezden gelen devrimci elitler bu tür grupları toplumu gericileştiren marjinal ve hatta vatan haini gruplar olarak bile gösterebilir. Devrim bu anlamda ilerici gibi bir olgu olarak gözükse de aslında gerçekleştiği toplumda büyük ayrılıklar yaratan, bazı grupları dışlayabilen en önemlisi de kendi halkını tanımayan ve anlayamayan bir hal alır. Bütün bu devrim pratikleri bizi devrim olgusunu daha derinlemesine düşünmeye itmelidir.

Son dönemlerde ortaya çıkan “Muhafazakarlaşıyor muyuz?” zırvalarını hatırlayınız. Türkiye’de çok partili demokrasiye geçildikten sonra merkez sağın en güçlü olduğu dönemi yaşadığımız bu günlerde ortaya çıkan bu tür diyaloglar aslında çok önemli bir toplumsal gerçeğin üzerini örtmeye çalışıyor. Tek Parti Döneminin yasakçı zihniyetinin bastırdığı birçok dini ve manevi olgular ancak neredeyse 55 – 60 yıl sonra vücut bulabilmektedir. Bu da insanların dini yaşam alanlarıdır. İrtica, laik devletin en büyük korkusu olarak yıllarca hepimizin beynine bilinçli olarak kazıtılmıştır. Türbanlı kadınların çoğalması halkın tabanını anlayamayan bazı yasakçı zihniyetçilerin zoruna gitmiş olmalı ki bu tür saçmalıklar üretmektedirler. Hatta artık  bu insanları irticacı, gerici söylemlerinden çok Amerikancı gibi ithamlarda bulunarak neredeyse vatan haniliğiyle suçlamaya yeltenmektedirler. Ama burada anlamadıkları şey, yıllarca halkın değerlerine kulak asmayarak kısıtladıkları şeylerin Türkiye şartlarında mevcut şartların oluşmasıyla normal bir düzeyde patlak vermesidir. Yani toplum devrim ile çok ileri bir çağa götürüldüğü ortamdan kendini olması gereken yere doğru çekmektedir.

Belirli bir toplumsal doyuma ulaşmadan devrim adı altında yapılan dayatmalar birçok toplumda buna benzer sorunlar ortaya çıkararak toplumlar arasında ikilik yaratmaktadır. Uygun şartlar gerçekleştiğinde toplumun mekanizmaları kendisini olması gereken yere çekmektedir. Bu bazılarına göre bir gerileme olsa da aslında bu sosyolojik bir gerçekliktir. Toplum kendisini belki de devrimsiz bir tarih yaşaması varsayımı altında evrimiyle ulaşması gereken yere ya da çok yakın bir noktasına doğru yaklaştırmaktadır. Şu an bu bilgiye sağlıklı olarak ulaşamasak da zamanı gelince tarih her şeyi gösterecektir.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 10.0/10 (2 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Evrimsiz Devrim, 10.0 out of 10 based on 2 ratings
Be Sociable, Share!

Yazar: Mehmet Akkoyunlu

Süleyman Demirel Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri ABD