

<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Akademik Özgürlük</title>
	<atom:link href="http://www.akademikozgurluk.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.akademikozgurluk.com</link>
	<description>Uluslararası İlişkiler Öğrencilerinin Rehber Sitesi.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 May 2012 16:56:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Fransa’nın Yeni dönemde Dağlık Karabağ Siyaseti Ne Olabilir?</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/fransanin-yeni-donemde-daglik-karabag-siyaseti-ne-olabilir.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/fransanin-yeni-donemde-daglik-karabag-siyaseti-ne-olabilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 16:24:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kafkasya-Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Makale-Analiz-Rapor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7889</guid>
		<description><![CDATA[2012 yılı gerçekten gerek bölge gerek Dünya siyaseti için önemli değişimlerin yaşandığı bir yıl olmaktadır. Rusya’da Mart 2012 de yapılan seçimlerle Dmitriy Medvedev Kremlin koltuğunu Vladimir Putin’e bıraktı ve Putin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7890" title="coşkun topal" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/05/coşkun-topal.png" alt="" width="445" height="250" />2012 yılı gerçekten gerek bölge gerek Dünya siyaseti için önemli değişimlerin yaşandığı bir yıl olmaktadır. Rusya’da Mart 2012 de yapılan seçimlerle Dmitriy Medvedev Kremlin koltuğunu Vladimir Putin’e bıraktı ve Putin bugün yeni görevine başladı. Yine İran’da yapılan parlamento seçimlerinde mevcut statüko ve rejim konumu ve siyasi gücünü teyit etmiş, muhkemleştirmişti. 6 Mayıs 2012 de yapılan Fransa Cumhurbaşkanlığı ve Ermenistan parlamento seçimleri de bu açıdan çok önemlidir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Fransa’da Nicolas Sarkozi’nin, iktidarı süresince olduğu gibi seçim kampanyası boyunca Türkiye karşıtı çıkış ve beyanatları kendisine yarar sağlamadı ve sonunda Sosyalist aday François Hollande karşısında seçimleri kaybetti. Bu aynı zamanda Fransa’da bulunan Türkiye ve Azerbaycan diaspora teşkilâtlarının da gücünü göstermektedir. </span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> François Hollande, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının suç sayılmasını öngören yasa teklifini Fransa senatosuna getiren ilk milletvekili olarak bilinmektedir. Hatta daha önce Ermeni diasporasına yönelik yaptığı bir konuşmada cumhurbaşkanı seçilmesi halinde bu yönde bir yasayı kabul edeceği sözünü vermişti. Ancak bundan sonraki süreçte Hollande, Türkiye ile ilişkileri güçlendirmek için çaba sarf edecektir. </span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu çerçevede Dağlık Karabağ sorununda, büyük bir beklenti içinde olmamakla birlikte bundan sonraki süreçte Fransa da dahil olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinin Dağlık Karabağ meselesinde hakkaniyet çizgisine geleceklerine inanıyorum. Kaldı ki son dönemde Azerbaycan, BM Güvenlik Konseyi’nin seçilmiş üyesi ve bugün dönem başkanlığı görevini üstlenmiştir. Fransa, dağlık Karabağ meselesine yaklaşımında bundan sonraki süreçte, gerek bölge gerek global siyasette ağırlığını her geçen gün hissettiren Azerbaycan’ı göz ardı edemez.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Dış politikada ve özellikle AB ile ilişkiler bağlamında Türkiye karşıtı bir siyaseti merkez alan Sarkozi’nin seçimi kaybetmesi bu açıdan da önemlidir. Dolayısıyla Hollande&#8217;ın Sarkozi&#8217;nin politikalarında ısrarcı olması beklenmemelidir. Sonuç olarak Fransa&#8217;nın Minsk Grubu eşbaşkanı olarak bundan sonraki süreçte Dağlık Karabağ sorununa yaklaşımını, &#8220;gerçekçi bir iyimserlik&#8221; yaklaşımı içinde belli bir süre beklemek ve dış politika uygulamalarına bakmak yarar sağlayacaktır.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/fransanin-yeni-donemde-daglik-karabag-siyaseti-ne-olabilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darbeler ve Çin-ABD rekabeti</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/darbeler-ve-cin-abd-rekabeti.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/darbeler-ve-cin-abd-rekabeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 09:05:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale-Analiz-Rapor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7882</guid>
		<description><![CDATA[Çin, ABD borç tahvillerinin en büyük alıcısı, döviz rezervleri geçen yıla oranla % 4’e yakın armış durumda, kısacası ABD’nin en fazla borçlandığı ülke durumunda. Uzun zamandan beri ABD’nin Çin ile...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7883" title="BERİL DEDE" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/BERİL-DEDE1.png" alt="" width="445" height="250" />Çin, ABD borç tahvillerinin en büyük alıcısı, döviz rezervleri geçen yıla oranla % 4’e yakın armış durumda, kısacası ABD’nin en fazla borçlandığı ülke durumunda. Uzun zamandan beri ABD’nin Çin ile olan rekabeti ve esas ilgi alanı olarak Ortadoğu’yu değil Çin bölgesini seçtiği biliniyor. Hatta Afganistan’ın bir sorun yumağına dönmesini bile, ABD’nin Rusya-Çin ittifakına karşı araya yerleşme planı olarak görenler bile bulunuyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Söz konusu iki ülke ekonomik güç ve kapasiteleri bakımından karşılaştırılabilir oyuncular sayılabilirler, ancak siyasi etki yaratma kapasitelerinin henüz karşılaştırılabilir olduğu söylenemez. Bununla birlikte, Çin’in sadece Asya’da değil, Latin Amerika ve Afrika gibi birçok yerde ticaret ya da işçi kolonileri yoluyla yayıldığı ve giderek stratejik-askeri konuları da içeren siyasal faaliyetlerde yer almaya çalıştığı hissediliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">ABD de benzer bir hisse kapılmış olmalı ki, Güney Çin Denizi’nde Filipinler ile Çin arasında kıta sahanlığı sorunu yaşanan bölgede Filipinler ile ortak askeri tatbikat yapıyor. Söz konusu bölgedeki balıkçıların yasa dışı avlanması ve kayalıkların aidiyeti gibi sorunlar-bize tanıdık gelir- tarafları ihtilaflı hale getirmişti; şimdi 7 bin askerin katıldığı askeri tatbikat yapılıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>Mali</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Türkiye kendi darbeleriyle uğraşırken, Afrika’nın batısında yer alan eski Fransa sömürgesi Mali’de darbe oldu. Libya’da Kaddafi’ye destek veren ve İngiliz-Fransız varlığına karşı direnen Tuaregler, Kaddafi kaybettikten sonra Mali’ye dönmüşler ve ülkenin kuzeyindeki bölgenin bağımsızlığı için çatışmalara girmişler, sonunda da bu bölgede bağımsızlık ilan etmişlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Mali yönetiminin bu süreci yönetemediğini ileri süren ordu yönetime el koymuş ve tabi bağımsızlık girişimi de en azından bir süreliğine askıya alınmıştı. Bugün geçici yönetim var Mali’de ve yakında seçimlerin yapılacağı duyuruldu. Biz biliyoruz ki her darbenin bir dış desteği oluyor ve darbeciler de ülkenin rotasını bir yandan öteki yana çevirme kaygısı taşıyor. Mali’deki Tuaregler’in Avrupa merkezli Batı karşıtı olmaları, eylemlerinin dış desteğini nereden aldıkları sorusunun sorulmasına yol açarken, benzer biçimde darbecilerin de dış tercihlerinin ne yönde olacağı sorusunu gündeme getiriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Kimin kime destek verdiği açık olmasa da, kimin kime karşı olduğu belli gibi. Askerler ve Tuaregler Mali’deki Avrupa’yı dışarı atarken ülkeyi ABD ile Çin’in rekabetine açıyorlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>Gine Bissau</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Afrika’daki ‘paylaşım’ mücadelesinin ne denli keskinleştiğini bir tek örneğe bakarak genellemek mümkün değil denebilir; ancak örnek tek değil. Afrika’nın doğusundaki bir başka eski Portekiz sömürgesi olan Gine Bissau’da da üç gün önce bir askeri darbe oldu; başbakan tutuklandı. Ordu içinde ‘isyancı askerler’ olarak tanımlanan bir grup, cumhurbaşkanının rezidansına saldırmış, ardından öldürüldüğü haberleri gelmişti. Bu saldırı, genel seçim sonuçları açıklandıktan hemen sonra olmuş ve iktidar partisinin yine çok oy alması bu askerleri harekete geçirmişti. Ama cumhurbaşkanını öldürülmesinin esas sebebi, Genelkurmay başkanına düzenlenen suikast olmuş, tamamen ayrı saflarda yer alan cumhurbaşkanı ile genelkurmay başkanı ülkedeki iki kampın da simgesi olmuştu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Gine Bissau’da da darbenin belirgin sonucu, bölgedeki Avrupa varlığının dışarı çıkarılması olarak ifade edilebilir. Bu ülke ‘kokain kapısı’ olarak adlandırılsa da dikkat çekici bir diğer özelliği en fazla Çin gıda yardımı alan ülkelerden birisi olması. Avrupa’nın dışlandığı bu bölgenin de başka rakip güçlerin, mesela Çin ile ABD’nin yeni ‘paylaşım’ mücadelesine açıldığı iddia edilebilir mi, emin olmak zor. Ancak ABD’nin Çin’in Afrika merakından fazlasıyla rahatsız olduğuna dikkat çekmeye değer.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Star</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/darbeler-ve-cin-abd-rekabeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fransa sandık başına gidiyor</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/fransa-sandik-basina-gidiyor.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/fransa-sandik-basina-gidiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 09:03:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7878</guid>
		<description><![CDATA[Seçim kampanyalarının Cuma günü sona ermesiyle birlikte Fransız seçmenler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu için Pazar günü sandık başına gidiyor. Son anketler seçimlerin iki favorisi Nicolas Sarkozy Ve François Hollande&#8217;ı ilk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7879" title="fransa" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/fransa.jpg" alt="" width="460" height="290" />Seçim kampanyalarının Cuma günü sona ermesiyle birlikte Fransız seçmenler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu için Pazar günü sandık başına gidiyor. Son anketler seçimlerin iki favorisi Nicolas Sarkozy Ve François Hollande&#8217;ı ilk turda başa baş gösterse de, 6 Mayıs&#8217;ta yapılacak ikinci turda Hollande daha avantajlı görünüyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Sosyalist Parti&#8217;nin adayı François Hollande, son mitingini Bordeaux&#8217;da gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise son mitingini Nice&#8217;te yapacak. Seçimden önceki günde kampanya faaliyetlerine izin verilmiyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Üçüncülük için yarışın yüzde 15 bandındaki aşırı sağın adayı Marine Le Pen ve solun adayı Jean-Luc Melenchon arasında geçmesi bekleniyor. Merkezin adayı François Bayrou&#8217;nun ise beşinci sırada yer alacağı tahmin ediliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Öte yandan BBC&#8217;nin aktardığına göre seçmenlerin dörtte biri, henüz kararını vermiş değil.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Pazar günkü ilk turda hiçbir adayın oyların çoğunluğunu alamaması halinde, 6 Mayıs&#8217;ta ikinci tura gidilecek. Seçimlerin uzun yıllardır adayların en başa baş yarışacağı seçimler olması bekleniyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Euractiv</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/fransa-sandik-basina-gidiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oyun kurucu olarak Türkiye</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/oyun-kurucu-olarak-turkiye.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/oyun-kurucu-olarak-turkiye.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 09:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale-Analiz-Rapor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7874</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Brüksel ve Paris ziyaretlerindeydik. Davutoğlu Brüksel’de NATO toplantısına, Paris’te ise Suriye’nin Dostları toplantısına katıldı. Çok sayıda bakanın katıldığı her iki toplantıda ana gündem maddesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-7875" title="SEDAT LAÇİNER" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/SEDAT-LAÇİNER1.png" alt="" width="445" height="250" />Geçtiğimiz</strong> hafta Dışişleri Bakanı <strong>Ahmet Davutoğlu</strong>’nun Brüksel ve Paris ziyaretlerindeydik. <strong>Davutoğlu</strong> Brüksel’de NATO toplantısına, Paris’te ise Suriye’nin Dostları toplantısına katıldı. Çok sayıda bakanın katıldığı her iki toplantıda ana gündem maddesi Suriye’ydi. Öncelikle şunu söylemeliyim ki Türkiye’nin bu toplantılardaki itibarı ABD, Rusya veya AB’nin itibarından daha az değildi. Hatta Türkiye bazı konularda adı geçen ülkeleri dahi aşan bir ilgi ve itibar gördü. Bunun en önemli nedeni ise Türkiye’nin artık pasif bir aktör olmaktan çıkıp <strong>‘oyun kurucular’</strong> arasına katılması. ABD de dâhil herkes Türkiye’nin görüşünü almadan pozisyon belirleyemiyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>Bosna’ya NATO yolu</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">NATO toplantısında Türkiye yeniden Bosna-Hersek’in NATO üyeliğini gündeme taşıdı. Biliyorsunuz Bosna’ya NATO üyeliğini açacak olan süreci de geçtiğimiz yıllarda Türkiye başlatmıştı. Türk diplomatlar Boşnaklar için bazı NATO toplantılarını kilitlemeyi dahi göze almışlardı. İlk defa Türk diplomatlarını bu kadar ‘dişli’ gördüklerini söyleyen üst düzey bir Fransız diplomatı 2 yıl kadar önce <em>“siz diplomatlarınıza ne içiriyorsunuz, birden bire aslan kesildiler. Hepsi kendisini Davutoğlu sanıyor”</em> demişti. İşte yarım kalan işi tamamlamak için <strong>Davutoğlu</strong> Brüksel’de yeni bir süreç başlattı. Bosna’nın NATO üyeliği geldiğimiz noktada gerçekten hayati bir önem taşıyor. Çünkü Sırbistan’a Avrupa Birliği yolunun açıldığı bir dönemde Boşnaklar Batı kurumlarına çapa atamaz ise Balkanlar’da barış ve istikrar güvenceleri azalmış olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>Ya Türkiye olmasaydı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Suriye konusuna gelir isek, konu Suriye olunca ABD’sinden Almanya’sına herkes <strong>Davutoğlu</strong>’nun gözünün içine bakıyor. Bu nedenle her iki toplantıda da herkesten daha çok, hatta birkaç kat daha çok <strong>Davutoğlu Hoca</strong> konuştu. Harita üzerinde Suriye’deki ağır silahların yerlerini gösterdi, çatışmalar nerelerde sürüyor, ateşkese nerelerde uyulmuyor tüm bunları bir bir gösterdi. Ayrıca Annan Planı’nın eksik yönlerini de anlattı. Plan’daki eksiklere bakılırsa meseleye asılan ülke sayısı bir hayli az. Çünkü Annan girişiminde ‘çekilme’ kelimesinin ne anlama geleceği dahi doğru düzgün tanımlanmamış. Dahası ilk başta yeterli gözlemci sayısının bile düşünülememiş olması kaygı verici. Anladığım kadarıyla Türkiye’nin yerinde müdahaleleri olmasaydı Birleşmiş Milletler Suriye’de çatışmaları durduran değil, mevcut rejimi koruyan bir araca dönüşürdü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>Ya Esad, Saddam olursa</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Brüksel ve Paris toplantıları bu köşede daha önce yaptığımız tespitlerin ne kadar doğru olduğunu da gösteriyor. Görünen o ki Batılı ülkeler Suriye sorununa girmekte hala tereddüt ediyorlar. Özellikle Avro bölgesindeki kriz liderleri daha bir çekingen yapmış. Ayrıca Suriye’de Arapların birbirlerini kırmasının kendi çıkarlarına henüz yeterince zarar vermediği düşüncesindeler. Fransa konu ile aşırı ilgili görünse de bu ilgi daha çok <strong>Sarkozy</strong>’nin seçim öncesi şov çabalarına bağlanıyor. Rusya da bu durumu fırsat biliyor ve uluslararası kararsızlığı Suriye’deki rejime zaman kazandırmak için kullanıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Sorundan en çok etkilenen ülke ise Türkiye. Bu nedenle en çok feryat eden, en çok çözüm için çabalayan da o. Fakat sorun sadece Türkiye’nin çabalarıyla çözülebilecek gibi değil. Bu nedenle Türkiye, Suriye sorununda asla yalnız kalmamalı, yükü asla tek başına omuzlamamalı. Görebildiğim kadarıyla Dışişleri Bakanlığı da bunun farkında.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Aslına bakarsanız <strong>Esad rejiminin meşruiyeti herkesin gözünde tükenmiş. Esad ile Saddam Hüseyin arasında bir fark görülmüyor.</strong> Ancak unutmayın, <strong>Saddam meşruiyetini kaybettikten sonra bile 10 yıldan fazla bir süre Irak’ın başında kalabildi</strong>. İşte, Suriye’de korkulan da bu. <strong>Esad</strong> eninde sonunda gidecek, ancak süre ne kadar uzarsa Suriyelilerin ve bölgenin çekecekleri de o kadar uzayacak. Bu nedenle Türkiye bir yandan uluslararası ilgiyi canlı tutmaya çalışıyor, diğer taraftan Şam rejimi üzerinde etkili bir uluslararası baskı oluşturmaya gayret gösteriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Anlaşılan o ki Suriye uzun süre gündemimizde kalacak. Brüksel ve Paris izlenimlerini ise bir sonraki yazıda sürdüreceğiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Star</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/oyun-kurucu-olarak-turkiye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dış politikada ilkeler</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/dis-politikada-ilkeler.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/dis-politikada-ilkeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 08:57:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale-Analiz-Rapor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7871</guid>
		<description><![CDATA[Dış politika analizi yapmanın her zamankinden daha zor olduğu bir dönemdeyiz. Hem sistemin genel yapısında ortaya çıkan değişimler, hem bölgesel hareketlilikler hem de aktörlerin davranışlarındaki bilinemezlikler dolayısıyla her an taktik...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7872" title="DENİZ ÜLKE" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/DENİZ-ÜLKE.png" alt="" width="445" height="250" />Dış politika analizi yapmanın her zamankinden daha zor olduğu bir dönemdeyiz. Hem sistemin genel yapısında ortaya çıkan değişimler, hem bölgesel hareketlilikler hem de aktörlerin davranışlarındaki bilinemezlikler dolayısıyla<strong> her an taktik tuzaklara düşmek mümkün.</strong> İşler tam yolunda gidiyor derken aniden yaşanan kırılmalar, beklenmedik yön değiştirmeler ve tutarsız davranışlar, <strong>dünyaya belli bir sistem içerisinde bakmaya çalışanlar açısından tam bir kabus. </strong>Bugün A dediğinize, yarın B demek zorunda kalabiliyorsunuz. İnandıklarınız tarafından yarı yolda bırakılabiliyor, bazen de aklınıza gelmedik yerden analizinize destek bulabiliyorsunuz.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <strong>Dış politika analizcileri açısından değişen koşullar, yeni analizlerin yapılması anlamını taşıyor. </strong>Önceden yapılan yorumu ortaya çıkan koşullar bakımından yenileyebilir, yapılan analizi düzeltebilir, makalelerimizi yeniden yazabiliriz. Analizlerimizin doğru çıkıp çıkmaması kağıt üzerinde sonuç verdiğinden, her türlü yanılma payını hesaba <strong>katarak iddialı sözler söyleyebilir, inat edebilir, belki de aniden fikir değiştirebiliriz.</strong></span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Lakin <strong>karar alıcılar açısından böyle bir lüks yok. </strong>Üretilen politika öyle bir kalemde geri alınamıyor. Kendisini belirli bir stratejik çerçeve içerisinde konumlandıran bir ülke, hızla başka bir konuma doğru kayamıyor. <strong>O bakımdan siyasetçi ile analizci farklı pozisyonlarda duruyorlar.</strong> Analizci anlık, kısa vadeli gelişmelere hızla tepki verirken, siyasetçi ya da karar alıcı uzun vadeli düşünmek, bazı riskleri göze alarak beklemek durumunda. Zira <strong>dış politika yapımı taktik değişiklikler üzerinden belirlenen bir süreç değil. Mutlaka bir stratejisi ve ona uygun taktik açılımları olması gerekiyor</strong>. </span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Ortadoğu&#8217;da ortaya çıkan gelişmeler, analizciler açısından yeni değerlendirmeler fırsatı sunsa da dış politika yapıcıları açısından ciddi bir başarısızlık ve istikrarsızlık tehdidi oluşturuyor. Zira <strong>değişiklikler öylesine radikal ki, 1-2 yıl önce kurgulanan bir stratejinin bugün geçerli olması neredeyse imkansız. </strong>Kadim sorunları ortadan kaldırmaya, yumuşak güç yoluyla yeni alanlara yayılmaya, ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmeye dair projeler bir anda altüst olmuş durumda. Anlaşma yaptığımız liderler, uzlaştığımız rejimler bir bir devriliyor. 2 yıl önce alkışlanan stratejiler bugün toprağa gömülüyor. Öyleyse ne yapmalı? Nasıl olup da bu dalgaların arasında gemiyi limana ulaştırmalı? Bazı prensipleri özetleyelim.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <strong>1.</strong> <strong>Rejimlerden değil, halklardan yana olmak.</strong> Zira gün, halklara rağmen rejimlerin ayakta kalabilecekleri bir gün değil. Bununla birlikte halklarla rejimler arasındaki silahlı çatışmalarda somut olarak çatışmanın taraflarından birisi olarak pozisyonlanmak da yanlış. Muhalif güçlere silah yardımı yapmak, rejimlere doğrudan düşman haline gelmek, hükümetleri devirmeye çalışmak ters tepebilir. Unutmamak gerekir ki<strong> o rejimleri destekleyen halk grupları da var. </strong>En doğrusu insani yardım, barışçıl müdahale gibi kavramların içerisinde kalmak ve güvenli bölgeler oluşturmanın dışında, herhangi bir askeri müdahaleye mümkün olduğunca uzak durmak.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <strong>2.</strong> <strong>Kısa vadeli taktik zaferlerden çok, uzun vadeli stratejik kazanımlardan yana durmak, yani geçici siyasetleri değil, ilkeleri savunmak.</strong> Bu, demokrasiden, insan haklarından ve evrensel prensiplerden yana olmak anlamını taşıyor. Bir ülkedeki rejimi, sırf  kendi halkına kötü davrandığı için eleştirirken, diğerinde aynı tip bir rejime göz yummak çifte standart anlamını taşıyacağından sorunlu bir tavır. Suriye neyse, Sudan da o.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <strong>3. Etnik, mezhepsel ya da dinsel tavır almak yerine rasyonel olanı seçmek.</strong> Bu bir ülkenin politikasını oluştururken kimliğinden ya da kimliklerinden bağımsız hareket etmesi anlamını taşıyor. <strong>Politikanın, ne olunduğu üzerinden değil, ne yapıldığı ve ne istediğine dair olarak üretilmesi gerekir. </strong>Sırf Müslümanlık, sırf Sünnilik, sırf Türklük bağlamında politika geliştirmek yanlış sonuçlara vardırabilir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <strong>4.</strong> <strong>Tek yönlü değil, çok taraflılık esasına göre tutum almak. </strong>Özellikle Suriye meselesinde sadece &#8216;biz ve Arap ülkeleri&#8217; bağlamındaki tüm çözümlerin yanlış olduğu düşüncesindeyim. <strong>Türkiye&#8217;nin bazı Araplarla yürüttüğü her süreç mezhep bazlı bir görüntü verecektir.</strong> Politikaların Arap Birliği değil, BM ve NATO bağlamında geliştirilmesi çok önemlidir. <strong>Mesele Sünni rejimlerin değil, tüm insanlığın sorunudur ve herkesin sorumluluk üstlenmesi siyaseten de bazı risklerden koruyucudur.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Akşam</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/dis-politikada-ilkeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ban Ki Mun: Kıbrıs&#8217;ta ilerleme yok</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/ban-ki-mun-kibrista-ilerleme-yok.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/ban-ki-mun-kibrista-ilerleme-yok.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 08:54:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Dış Politikası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7868</guid>
		<description><![CDATA[BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun, Eroğlu ve Hristofyas ile yaptığ görüşmede Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeterli ilerleme olmadığını söyledi. Ban iki lidere &#8216;daha cesur ve kararlı adımlar atılması&#8217; isteğini...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7869" title="ban" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/ban.jpg" alt="" width="475" height="273" />BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun, Eroğlu ve Hristofyas ile yaptığ görüşmede Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeterli ilerleme olmadığını söyledi. Ban iki lidere &#8216;daha cesur ve kararlı adımlar atılması&#8217; isteğini iletti.</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Mun, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Rum lider Hristofyas ile bir telefon görüşmesi yaptı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Kıbrıs sorununun çözümü için gelinen noktanın değerlendirildiği görüşmede Ban, iki lidere &#8220;Şu an çok taraflı konferans düzenlenmesine temel oluşturacak yeterli ilerleme yok&#8221; dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Görüşmeyle ilgili Birleşmiş Milletler sözcülüğünden yapılan açıklamada Ban Ki Mun&#8217;un, taraflardan &#8221;Kıbrıs müzakere sürecini ileriye götürmek için cesur ve kararlı adım atmalarını&#8221; istediği belirtildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer, genel sekreterin bu konudaki değerlendirmesini daha detaylı aktarmak için gelecek hafta Kıbrıs&#8217;a gidecek.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Ntvmsnbc</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/ban-ki-mun-kibrista-ilerleme-yok.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsrail ordusu İran için hazır!</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/israil-ordusu-iran-icin-hazir.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/israil-ordusu-iran-icin-hazir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 08:52:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortadoğu-Afrika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7865</guid>
		<description><![CDATA[İsrail Genelkurmay Başkanı General Benny Gantz, emir verilmesi halinde İran&#8217;ı vurmaya hazır olduklarını söyledi. &#8220;Askerlere düşman ülkelerdeki gizli operasyonlara hız kazandırmaları emri verdim&#8230; Dünyada, bir şeyin olmadığı bir zaman noktası...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7866" title="israil" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/israil.jpg" alt="" width="463" height="273" />İsrail Genelkurmay Başkanı General Benny Gantz, emir verilmesi halinde İran&#8217;ı vurmaya hazır olduklarını söyledi.</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva;">&#8220;Askerlere düşman ülkelerdeki gizli operasyonlara hız kazandırmaları emri verdim&#8230; Dünyada, bir şeyin olmadığı bir zaman noktası neredeyse bulunmayacak. Tüm bu özel operasyonlara hız veriyorum&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva;">Bu sözler, &#8220;Nükleer bir İran&#8217;ın, dünyanın ve İsrail&#8217;in durdurması gereken çok kötü bir şey olduğunu düşünüyoruz&#8221; diyen İsrail Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’a ait.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva;">İsrailli general, prensip olarak harekete geçmeye ve emir gelmesi halinde İran&#8217;ın nükleer tesislerini vurmaya hazır olduklarını söyledi.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva;">General Gantz, 2012&#8242;nin İran&#8217;ın nükleer silah programının durdurulması çabaları açısından kritik bir yıl olacağını da kaydetti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva;">İsrail, nükleer bir İran&#8217;ın varlığını tehdit olarak görüyor ve bombayı edinmeden İran&#8217;ı vurabileceği yönündeki iddiaları reddetmiyor. ABD ise askeri seçeneğe başvurmadan önce uygulanmakta olan uluslararası yaptırımlara şans verilmesini istiyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kaynak:AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/israil-ordusu-iran-icin-hazir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çatışmalar giderek kızışıyor</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/catismalar-giderek-kizisiyor.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/catismalar-giderek-kizisiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 08:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortadoğu-Afrika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7862</guid>
		<description><![CDATA[Sudan ordusu, petrol zengini Hiclic kentindeki çatışmalarda binden fazla Güney Sudan askerinin öldüğünü bildirdi. Sudan ordusunun komutanı Kemal Maruf, Güney Sudan&#8217;ın yaklaşık 10 gün işgal ettiği Hiclic&#8217;teki çatışmalarda 1200 Güney...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7863" title="sudan" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/sudan.jpg" alt="" width="475" height="273" />Sudan ordusu, petrol zengini Hiclic kentindeki çatışmalarda binden fazla Güney Sudan askerinin öldüğünü bildirdi.</span></h2>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Sudan ordusunun komutanı Kemal Maruf, Güney Sudan&#8217;ın yaklaşık 10 gün işgal ettiği Hiclic&#8217;teki çatışmalarda 1200 Güney Sudan askerinin öldüğünü belirtti.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Maruf, Hiclic kentine yaptığı ziyarette, Sudan ordusundan kayıpların sayısına ilişkin bilgi vermedi.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Güney Sudan askerleri, 10 Nisan&#8217;da Sudan&#8217;ın kontrolündeki Hiclic kentini ele geçirmiş, Sudan yönetimi de Güney Sudan&#8217;ı &#8220;düşman&#8221; ilan etmişti.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Sudan yönetimi, Cuma günü Hiclic kentini geri aldığını duyurmuştu.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong><strong>SAVAŞ UÇAKLARI BOMBALADI</strong></strong></span><br />
<span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Reuters, Sudan savaş uçaklarının, Güney Sudan’daki bir petrol tesisinin yakınlarındaki bölgeyi bombaladığını bildirdi. Görgü tanıklarına göre, saldırıda üç kişi hayatını kaybetti.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Reuters, petrol tesislerinin yer aldığı Bentiu kentinin dışında iki Sudan savaş uçağının bombardıman düzenlediğini belirtti. Bombaların, Bentiu ile nehirle ayrıldığı komşu kent Rubkona’yı birbirine bağlayan köprüyü hedef aldığı açıklandı.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Reuters muhabiri, “Pazar yerindeki tezgahların yandığını görebiliyorum&#8230; Bir küçük çocuğun bedeni alevler içinde yanıyor” ifadesini kullandı.</span></p>
<p><span style="font-size: small; font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Güney Sudan’ın askeri istihbarat şefi Mac Pul, Sudan Hava Kuvvetleri’ne ait iki MiG-29 savaş uçağının, bölgeye dört bomba bıraktığı bilgisini verdi. Pul, “Bu, gerilmi çok ciddi ölçüde tırmandıracak ve Güney Sudan’ın toprak bütünlüğünü ihlal eden bir eylem. Çok açık bir tahrik” ifadesini kullandı.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: Ntvmsnbc</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/catismalar-giderek-kizisiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arap Baharı ve Suriye Masasında Bilek Güreşi</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/arap-bahari-ve-suriye-masasinda-bilek-guresi.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/arap-bahari-ve-suriye-masasinda-bilek-guresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 08:39:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Abdullah Sayın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale-Analiz-Rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dış Politikası]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah sayın]]></category>
		<category><![CDATA[akademik özgürlük abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7852</guid>
		<description><![CDATA[ARAP BAHARI ve SURİYE MASASINDA BİLEK GÜREŞİ: BLOK 1 (RUSYA-ÇİN-İRAN), BLOK 2’YE (ABD-ARAP BİRLİĞİ-TÜRKİYE) KARŞI ÖZET Bu çalışmanın konusu: Arap Baharı ve Suriye üzerinden, ülkelerin bölgedeki çıkarlarını korumak adına izledikleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong><img class="wp-image-7860 alignleft" title="Abdullah Sayın" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/Abdullah-Sayın.jpg" alt="" width="184" height="268" /></strong></span><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>ARAP BAHARI ve SURİYE MASASINDA BİLEK GÜREŞİ:</strong></span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <strong> BLOK 1 (RUSYA-ÇİN-İRAN), BLOK 2’YE (ABD-ARAP BİRLİĞİ-TÜRKİYE) KARŞI</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><br style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>ÖZET</strong></span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu çalışmanın konusu: Arap Baharı ve Suriye üzerinden, ülkelerin bölgedeki çıkarlarını korumak adına izledikleri politikalar ve ortak bir demokrasi rejimi beklentisi olmasına rağmen bu politikaların neden farklılık gösterdiği olacaktır.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Tunus’ta bir seyyar satıcının tezgâhında yeşeren ve diğer bölge ülkelerini de etkisi altına alan, bedeli bir hayli ağır olsa da kitleleri durdurmayan, yorucu bir bahara başlangıç yapıyor Ortadoğu. Bu süreç soğuk savaş dönemini anımsatırcasına dünya ülkeleri arasında adeta bir kutuplaşma oluşturuyor. Bir tarafta mevcut rejimi ve Esad’ı yaşatmaya çalışan; Rusya, Çin ve İran, diğer tarafta ise bu bahardan yeni bir rejim yeşertmeye çalışan; ABD, Batılı devletler, Arap Biriliği ve Türkiye. İki bloğunda bölgesel çıkar ve nüfuzları adına her türlü kozlarını kullanacakları su götürmez bir gerçek. Bu yüzden bu konu; güncel olması, sadece bölgesel olmaması ve bölgede yeni bir düzen oluşturacağı için çalışma açısından büyük bir önem arz etmektedir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Sonuç olarak; Suriye masasında oynanan bu bilek güreşinin kazananının kim olacağını bütün dünya ve bölge ülkeleri merakla bekliyor. Benim bu çalışma ile amacım ise bu sürecin muhtemel adımlarını ve olası sonuçları ile birlikte etkilerini analiz etmek olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>KISALTMALAR</strong></span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> BMGK- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>Anahtar Sözcükler:</strong> Arap Baharı, Bloklar, Nüfuz Mücadelesi, Ortadoğu, Suriye.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>GİRİŞ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> <em>İlk olarak bu baharın öncesinde Ortadoğu’da ki durum ve bu baharın dinamikleri hakkında bilgiler vererek konumuza başlayalım.</em></span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu dinamikler;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">1- Bölgedeki yönetimlerin karakteristiğinin otoriter olması ve meşruiyetlerini halk dışındaki faktörlerden devşirmeleri(Bölgedeki bu genellemeye Türkiye, İran ve İsrail’i koymuyoruz).</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 2- Diktatörlerin kendi gelecekleri adına ülkelerini ABD ve Batılı devletlerin çıkarları için araçsallaştırmış olmaları.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 3- Küreselleşme ile birlikte ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel hayatta meydana gelen değişiklikler.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 4- Halk arasında ekonomik kaynakların eşit dağılmıyor olmasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><em>Şimdi daha iyi anlayabilmemiz açısından bu saydığımız unsurları sırası ile inceleyelim:</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 1- Ortadoğu bölgesindeki yönetimler meşruiyetlerini halktan değil de, daha çok yaptıkları askeri darbelerden veya saltanat geleneği diyebileceğimiz bir düzenden almaktadırlar. Bu yüzden uzun yıllar boyunca yönetimlerinde bulundurdukları halkı siyasi rejime ortak etmemiş ve halkı istedikleri gibi kurgulayıp, adeta onlara ‘çobanlık’ yaparak yönetmişlerdir. Ancak bu şekilde, yönetimlerinin devamlılığını sağlamak küreselleşen dünya da bir hayli zor olacağından ülkelerini kapalı bir kutu şeklinde yöneterek bu günlere kadar gelmeyi başarabilmişlerdir. Fakat bu, uzun vadede Ortadoğu’da rejimlere karşı biriken hoşnutsuzluğun kitlesel ayaklanmalara dönüşmesinin önünü almaya yetmemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">2- ABD, bölgedeki çıkarları ile aynı doğrultuda politikalar geliştiren Mısır, Suudi Arabistan ve Tunus gibi ülkeleri müttefiki olarak ilan etmiş, yeri geldiğinde de bunlara karşı cömert yardımlarda bulunmuştur. Onların bölgedeki yönetimlerine ve güçlerine demokrasi aleyhine olsa da destek vermiştir. Bu cömertçe yaptığı yardımlara karşılık olarak da bu ülkeleri, bölgede düşman olarak gördüğü; İran, Irak, Suriye gibi ülkelere karşı kendisi ile birlikte hareket etmeye mecbur bırakmıştır. Tabi gün geçtikçe ABD’nin bölgedeki politikaları ve bunlara ortam hazırlayan yöneticiler halk içinde huzursuzluk yaratmaya başlamış ve bunun devamında ise yönetimlerin güvenilirliği halk tarafından sorgulanmaya ve daha ötesinde toplu bir şekilde protestolara konu olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">3- Küreselleşmenin getirdiği değişimlere ayak uyduramayan Arap yönetimlerinin meşruiyet kaynağı olarak kullandıkları yapılar aşınmış; bu coğrafyalarda rahatsız olan kitleler ortaya çıkmıştır. Bu aşınmanın bölgedeki tüm halklar üzerinde oluşması ise kitle iletişim araçlarının kullanımının artması ile doğu orantılıdır. Arap devletlerinin yönetici elitleri ise bu aşınmaları tespit edip çözüm aramak yerine güçlerini kendileri ve ailelerinin iktidarı için demokratik kanalların kapatılması yönünde kullanmışlardır&#8230; Bunun sonucunda da siyasal ve ekonomik faktörler toplumsal patlamaya yol açmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">4- Ortadoğu bölgesinde ki ülkelerin birçoğunun önemli gelir kaynakları bulunmaktadır. Ancak bu ekonomik kaynaklar halk arasında adil bir şekilde dağılmamaktadır. Ekonomik dengeler, genel olarak rejimin yandaşları ve destekleyicilerinin elinde küçük bir azınlığı zengin eden bir yapıdadır. Yani genel olarak devletin yandaşlarının oluşturduğu bir burjuvazi kesimi vardır. Halk ise yeni oluşacak yönetimlerden bu adaletsizliğe bir çözüm bulmasını ısrarla bekleyecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><em>“Arap Baharı” olarak isimlendirilen kitlesel hareketlerin öncesinde Ortadoğu’daki siyasal, toplumsal, uluslar arası ilişkiler ve ekonomi alanlarında kısa bilgiler verdikten sonra olayların başlangıcına kısaca göz atıp, çalışmamızın asıl öznesi ve şimdilik son durağı olan Suriye ile ilgili kısma geçeceğiz.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Tunus da başladı her şey… Atılan bir kıvılcımın sonuçlarının böyle olacağını bilememişti 26 yaşında ki Tunuslu Muhammed Buazizi. Yıllardır tüm halkın içinde biriken zehrin ilk damlasını Tunus halkı akıttı. Tunus’tan sonra da tüm bölge halkı içindeki zehri bir-bir kusmaya başladı; Mısır, Yemen, Libya, Fas, Bahreyn, Umman&#8230; Yıllar boyunca diktatör yöneticileri altında ezilen bölge halkı, hem ülkelerinin ABD güdümünden hem de kendi yöneticilerinden kurtulmak adına bu demokrasi savaşını vermeye başladı. Olaylar ulusal ve bölgesel olmaktan çıktı ve kimi ülkeler bölgedeki yer altı zenginlikleri için, kimi ülkeler ise bölgedeki nüfuzlarını artırabilmek ya da var olanı kaybetmemek adına bu olayları uluslar arası alana taşıdılar. Bu ülkelere müdahale konusunda ABD ve Batılı devletler bir hayli aceleci davrandı. Bu acelenin nedeni ise; artık halkın er ya da geç Ortadoğu’daki otoriter rejimleri kendileri yani demokrasi lehine değiştireceklerinin farkında olmalarıydı. Bu ülkelere müdahale de gecikmek, ABD ve Batılı devletler açısından bölgesel nüfuzlarını etkileyeceği için yeni oluşacak yönetimler üzerinde erkenden etki kurabilmek adına her türlü desteği sağladılar. Olaylar giderek büyüyünce uluslararası diğer büyük aktörler de bu olaya müdahil oldu ve olay belli kutupların güç mücadelelerine dönüştü. Bu aşamadan sonra ise halk, başlattıkları bu kıvılcımın ateşinin kendilerinden çok başkalarını ısıttığına tanıklık etmeye başladı. Halk, demokrasi adına ağır kayıplar veriyor ve bunun sonuçlarını da doğal olarak kendi çıkarları çevresinde şekillendirmek istiyordu. Fakat birçok yerde süreç adeta başa dönüyor ve yeni gelen yönetimler, ne yazık ki halk için gidenlerden farklı olamıyordu. Ne kadar ağır kayıp verseler de, bir defa demokrasi rüzgârına kapılmış olan halkı geri döndürmek hiç de kolay olacakmış gibi görünmüyor Ortadoğu’da…</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Sonuç olarak bölge halkının demokrasi taleplerinin istedikleri ölçüde karşılanması; yaşanacak uzun ve yorucu bir dizi olayların ardından gerçekleşecekmiş gibi görünmektedir. Bundan böyle halklarına karşı hesap veremeyen, onların talep ve beklentilerini karşıladıkları oranda iktidarda kalabileceklerini idrak edemeyen rejimlerin ayakta kalması zorlaşacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><em>         Şimdiye kadar genel hatları ile Ortadoğu’da ki durumu analiz etmeye çalıştık. Bu bölümde ise; Suriye halkının sokaklara dökülmesinin nedenlerine ve Esad rejiminin bu olaylara karşı tepkisine değineceğiz.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu devrim Dara şehrinde çocuklarla başladı. Çocuklar duvarlara yazı yazdı, istihbarat geldi tutukladı ve işkence ile öldürdü. Önce Dara ayağa kalktı sonra Banyas ayağa kalktı. Daha sonra Hama başladı, İdlib’e sıçradı. Devrim şu ana kadar devam etmektedir. Devrimin esas komutanları şehitlerdir. Bir şehit düşüyor insanlar o cenazeye katılıyorlar. Rejim bu sefer cenazeye gidenleri vuruyor. Bu sefer çok daha fazla sayıda şehit oluyor. Halk da kesinlikle bu dökülen kanlarla hareket etmektedir. Yani halk diğer ülkelerden ve halklardan topyekun bir şekilde etkilenerek değil de, rejimin kendisini olası tehlikelerden koruyabilmek adına; gücünü sert bir biçimde halkın üzerinde kullanmaya başlaması ile bu süreci başlatmıştır. Bu süreçte ideolojisi olmayan, genel beklentileri birbiriyle örtüşen ancak tek çatı altında örgütlenemeyen birçok grubun ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Ancak 2012’nin başından itibaren bazı şehirlerde kontrolü sağlamış olsalar da rejimin canını acıtacak eylemlerin ötesine geçememişler ve güvenlik güçlerinin operasyonları sonucunda kontrol ettikleri yerlerden birer-birer çekilmek zorunda kalmışlardır. Ordudan ayrılan subaylar da çatışmaların gidişatında belirleyici bir etkide bulunmaktan ziyade ikincil etki yaratmıştır. Çünkü çoğunlukla rejimin yöneticisi olan kişi ya da grupla özel bir ilişki bağı olan kişilerden oluşan bu güçlerin, ordudan kopmaları tehdit yoluyla engellemektedir. Irak’ta da benzer bir durum yaşanmıştır. Ordu mensuplarının çoğu ancak rejimin devrileceğine kesin olarak inandıkları zaman taraf değiştirmiştir. Ancak tüm bunlar çatışmaların sonunun geldiği anlamına da gelmemektedir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Beşar Esad cephesi ise ilk olarak, kendi ülkesinde de patlak veren bu olaylara karşı protestocuları yatıştırmaya çalışmış ve halkın yükselen nabzını düşürebilmek adına bazı kararlar almıştır. Bunların en önemlileri; olağanüstü halin kaldırılması ve yeni bir anayasanın yapılacağının garantisi olmuştur. Ancak bu bile bir defa harekete geçmiş olan halkı durdurmaya yetmemiştir. Bu gelişmeler Esad rejiminin de artık eskisi gibi baskıcı ve otoriter yönetim şeklinin sürdürülemeyeceğini anladığını göstermektedir fakat Muhalifler Esad ve yakın çevresi ile hiçbir şekilde bir araya gelmeyeceklerini ve bu direnişin Esad’ın yönetimden uzaklaşana kadar da süreceğini bildirmişlerdir. Diğer ülkelerde olduğu gibi yönetiminin tehlikede olduğunu gören Esad, bundan sonra protestoculara en sert şekilde karşılık verileceğini açıklamış ve o günün üzerinden geçen 11 ay içerisinde 10.000’e yakın insan ölmüştür. Bunun sonucunda ise silahlanma yolunu seçen kitlelerin sayısı her geçen gün az da olsa artış göstermektedir. Buna, bazı kesimlerin Esad yönetiminin yıkılacağı düşüncesine inanmasını da ekleyebiliriz.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Esad, yönetimini kurtarmanın bir başka yolu olarak da uluslar arası aktörlerden faydalanma yoluna gitmiştir. Bu siyasetinde birinci olarak Rusya ve Çin’i kullanmakta bölgede ise İran ve Irak ile işbirliği yapmaktadır. Rusya ve Çin’in uluslar arası alanda yapılacak herhangi bir müdahaleye karşı olacağını ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde(BMGK) bunu veto edeceğini bildiği için en çok bu iki ülkeye güvenmektedir. İran ve Irak ise bölgesel güç dengeleri açısından Esad rejimini destekleyeceklerdir. Esad, bölgesel kaos ortamının yaşanması riskini de öne sürerek bölgesel istikrarsızlığın yaşanacağını sürekli olarak Arap devletlerine ve diğer ülkelere empoze etmektedir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Suriye’yi diğer Arap devletlerinden farklı kılan diğer bir önemli faktör ise; güvenlik birimlerinin yapısıdır. Suriye’de güvenlik birimleri bir açıdan rejimin kendisi demektir. Sivil ve askeri güvenlik birimlerinin kilit noktalarında Arap Alevilerin bulunuyor olması nedeni ile güvenlik birimleri rejime yönelik başkaldırıyı kendi varlıklarına tehdit olarak algılayacak ve tamamen Esad yönetiminin yanında yer alacaktır. Bu ise Esad rejimi adına büyük bir avantaj sağlamaktadır.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Suriye’de kısa ya da uzun vadede bir iç savaş yaşanacağını ileri sürmek kavramsal olarak doğru değildir. Suriye’de iç savaş süreci hâlihazırda başlamıştır. Ne kadar süreceği ve hangi yöne doğru evrileceği ise (topluluklar arası savaş ya da bölgesel iç savaş gibi) içinde bulunduğumuz süreçte yaşanacak gelişmelere bağlı olacaktır. Arap Baharı’nın yarattığı ılımlı ve umutlu atmosfer Suriye’nin de yumuşak bir geçiş yaşayabileceğini düşündürmüş olabilir. Ancak gelinen noktada, Suriye’deki sorunun reformla ya da kozmetik tedbirlerle çözülemeyeceği artık görülmüştür.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Sonuç olarak bu sürecin aktörleri arasında bir tek Esad rejimi ve Suriye halkının bulunmaması, şimdilik bu olayların Esad’ın mı yoksa halkın mı? Lehine değişeceğini kestirmek adına bir hayli zor olmaktadır. Ancak bilinen mutlak bir geçek var, o da; Esad rejiminin, her geçen gün artan halk hareketleri ile iyice zora gireceği ve hem ülkesel hem de bölgesel meşruiyetini kaybedeceğidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><em>      Şimdi çalışmamızın asıl öznesi olan Suriye ve onun üzerinden devşirilmeye çalışılan nüfuz mücadeleleri ile bu blokların Suriye üzerinden oynadıkları bilek güreşini göreceğiz.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Suriye baharın en geç geldiği ülke ve bu sefer diğer Arap ülkelerinde olduğundan daha fazla bilinmeyen var. Bu bilinmeyeni fazla olan denklemde birçok devlet de gizli olarak yer alıyor. Suriye için bu bilinmezlik epey sürebilir. Çünkü karşılıklı bloklar çok kuvvetli ve kimse davasından vazgeçmiyor. Esad rejiminin yaşanan bu olaylara erkenden müdahale etmiş olması ve bazı ülkelerin uluslar arası alanda Esad rejimini ciddi bir şekilde koruyor olmaları sürecin nerede, ne zaman, nasıl ve ne yönde değişeceğini belirsizleştirmiştir. Suriye ve Esad rejiminin bu durumu, ülkenin bölgesel ve stratejik öneminden dolayı dünya devletlerini karşı karşıya getirmiş ve adeta Soğuk Savaş dönemini hatırlatan blokların 21. Yüzyıl da yeniden oluşmasını sağlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>BLOK 1: RUSYA-ÇİN-İRAN</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Suriye, Rusya için bölgedeki en önemli ve en kadim ortağı olması açısından büyük bir önem arz etmektedir. Rusya’nın Suriye’ye verdiği önemi ve desteği belirleyen ana unsurlar şunlardır;</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 1- İki ülke arasında askeri ve ekonomik alanda hacmi büyük anlaşmalar yapılmıştır. Mesela; Rusya’nın en büyük silah ticaretini gerçekleştirdiği ve ticaret hacminin en geniş olduğu ülkelerden biri de Suriye’dir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">2- Rusya Suriye’yi sıcak denizlere inme projesi için kullanmakta ve bunu da Suriye’den kiraladığı Tartus Limanı ile sağlamaya çalışmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">3- Suriye’nin Rusya açısından bir diğer önemi ise; Rusya’nın bölgedeki olaylara karşı hâlâ yönlendirici gücünün olduğunu kanıtlamaya çalışıyor olmasıdır. Çünkü Rusya, bu prestijini bölgede özellikle de Irak Savaşı sonrası ABD’ye karşı yitirmişti.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu saydığımız sebeplerden dolayı Rusya Suriye’ye yapılacak olası bir müdahaleyi hiçbir şartta kabul etmeyeceğini, bunun Suriye’nin bir iç meselesi olarak görülmesi gerekliliğini ve bu sorunu diplomasi yolu ile çözmekten yana olduğu tavrını ısrarcı bir şekilde ortaya koymuştur. Rusya, bu tutumunu BMGK’nde ki veto hakkı ve bu konuda Çin’i de yanına alarak korumaya çalışmaktadır. Rusya, Libya’da müdahaleye karşı olmasına rağmen yapılan saldırılarla bölgede çıkarlarının zedelendiğini düşünmüş ve Suriye üzerinden de aynı şeyi yaşamamak için burada ipleri elinden bırakmak istememiştir. En önemlisi de Suriye ile ilgili ekonomik çıkarlarına ve bölgedeki yüksek petrol rezervleri üzerinde kurmaya çalıştığı etkiye zarar geleceğini düşünmektedir. Bu açıdan da Suriye Rusya’nın adeta Ortadoğu’daki kalesi konumundadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Rusya Libya konusunda AB ve ABD ile karşı karşıya gelmemeye özen göstermiştir. Fakat Suriye, Rusya’nın bölgedeki kilit konumda gördüğü en önemli ortağıdır ve Libya’dan farklı olarak Rusya Suriye’yi destekler tutum sergilemektedir. Beşar Esad yönetiminin halka yönelik şiddetinin uluslararası kamuoyunda doğurduğu tepki büyümekte ve Moskova için bunun karşısında durmak zorlaştığı zamanlarda Esad’a olan desteğini kısmen azaltmaktadır. Rusya zaman-zaman Şam’a karşı farklı kararlar almak durumunda kalabileceğini söylese de Moskova henüz eski ve sadık müttefiki olan Suriye’den vazgeçmemiştir. Kolay-kolay da vazgeçmeyecektir. Esad’ın devrilmesi ve yeni bir Suriye’nin kurulması Rusya için çok önemli bir kayıp olacaktır. Rusya tabiidir ki bunu istememektedir. Ancak, Irak konusunda Rusya bunu daha önce tecrübe etmiştir. Aynı şeyi Suriye’de yaşamamak için de her yolu denemektedir. Suriye&#8217;nin Arap Birliği ile anlaşmaya varması da Rusya&#8217;nın Şam üzerinde ne kadar etkili olduğunun göstergesidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Çin, son dönemlerdeki ekonomik büyümesi ile kendini dünya sahnesinde giderek artan bir role ve tarihsel misyona sahip bir ülke olarak görmektedir. Bu yüzden, bu süreçte Çin ile ilgili olarak ekonomik büyümeye paralel bir şekilde stratejik ehemmiyet kazanan alanların genişletilmesi çabalarına tanık olmaktayız. Bu doğrultuda dünya sahnesinde ki yeni Çin’in dış politikası da, bol miktarda enerji ve hammadde yataklarına sahip olduğunu düşündüğü ülke ve bölgelere özel önem vermeyi hedeflemektedir. Ortadoğu bölgesi ise, Çin’in ekonomik büyümesi ve kalkınmasında büyük bir öneme sahip olan enerjinin anahtarı olarak görülmektedir. Örneğin; Çin’in bu bölgede İran ile büyük petrol anlaşmaları vardır. Suriye’de Çin’in Rusya ile birlikte enerji yatırımları yaptığı ülkelerden biridir. Bu sebeplerden dolayı da Çin, bölgede Rusya tarzı; “geçmişin hesaplaşması, ABD ile girişilen bir güç mücadelesi” gibi kavramlarla şekillenen bir dış politika değil de daha çok çıkar ve ekonomi çevresinde şekillenen bir dış politika yürütmektedir. Hem Batı ve ABD ile ipleri germemeye çalışmakta hem de bölgede ki nüfuzuna bir zarar gelmemesi veya yeni kazanımlar elde edebilmek adına Rusya ile birlikte hareket etmektedir. Kısacası Çin bu bölgede ekonomik gücü ile var olmak istemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">İran ise Arap Baharı’nı, bölgede kazandığı jeopolitik kazançlarını korumak ve arttırmak için yeni bir bağlam olarak görmekte ve özellikle ABD müttefiki ülkelerde meydana gelen değişimde bu ülkelerin İran İslam Devrimi’ni model aldığını iddia ederek bunları desteklemektedir. Bu devrimleri, halkın ABD ve Batı emperyalizmi ile buna alet olan yöneticilerine karşı yaptıkları kurtuluş hareketi olarak görmektedir. Suriye’de yaşanan halk hareketlerini ise bu bağlamdan soyutlayarak bunları ABD ve Batılı devletlerin tertiplediğini söylemektedir. Suriye’de yaşananlar, İran için o ana dek ideolojik ve jeopolitik kazanç sağladığı Arap Baharı’nın çehresini değiştirmiştir. Suriye, İran’ın bölgedeki en büyük müttefiklerinden biridir ve Esad rejiminin devamı hem İran için hem de İran’ın bölgesel gücü adına oldukça stratejik bir değer taşımaktadır. Esad rejiminin kaderi, İran’ın bölgesel nüfuzunu ve siyasetini derinden dönüştürebilecek önem ve etkiye sahiptir. Örneğin; İran, Suriye aracılığı ile nüfuzunu Lübnan ve İsrail’e de ulaştırmıştır. Hizbullah ve Hamas ile de Suriye üzerinden ilişkiler kurmuş ve Ortadoğu siyasetinin en temel meselelerinde önemli bir siyasi aktör olmuştur. Yani Esad rejimi, İran’ın Amerika ve İsrail ile mücadelesinde ki ilk savunma hattı olması açısından çok önemlidir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> İran’da Esad rejimini sonuna kadar destekleyecektir elbette. Bunu yaparken yanında Rusya ve Çin gibi iki güçlü ülkenin olması da tüm sorumluluğu tek başına yüklenmemesi açısından büyük bir avantajdır. Ancak Esad, yönetimini koruma refleksi ile yaptığı katliamlarla tüm destekçilerini olduğu gibi İran’ı da zora sokmaktadır. Esad rejiminin kurtarılabileceğine dair umudun tükendiği noktada İran’ın rejime desteğini keseceği, hâlihazırdaki siyasi ve ekonomik çıkarlarını kaybetmemek ve Suriye’de nüfuzunu sürdürebilmek için kurulacak yeni düzenin aktörleri ile ortak bir zemin arayışına gireceği öngörülebilir. Ancak İran’ın umudu Esad yönetimi ile Muhaliflerin mutabakata vararak siyasi denge ve otoritenin yeniden inşa edilmesidir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> En nihayetinde bu üç ülke de mevcut durumda Esad’ı yalnız bırakmamışlardır. Ancak Esad’ın daha fazla kan dökmeden, reformlara ağırlık vererek ve muhalifler ile masaya oturarak rejimini devam ettirebileceğini anlamış ve Esad’ı bunun için her seferinde sıkıştırmaya başlamışlardır. Suriye masasında ki bu oyunu Esad üzerinden oynayan bu blok ilerleyen dönemlerde Esad’dan vazgeçmek zorunda da kalabilir…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>BLOK-2: ABD-ARAP BİRLİĞİ-TÜRKİYE</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu bloğun genel anlamda Suriye siyaseti ABD çevresinde şekillenmektedir. Arap Birliği bölgede genel olarak ABD çıkarları çerçevesinde hareket etmekte, Türkiye ise Suriye ile sınır komşusu olmasından dolayı bu ülkeye özel bir önem atfetmekte ve bu süreçte önemli roller üstlenmektedir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> ABD Esad’ın meşruiyetini yitirdiği konusunda sürecin en başından beri bir hayli ısrarcı davranmaktadır. Fakat ABD, 2012’nin seçim yılı olması, savaş yorgunluğu ve nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran faktörü dolayısıyla Suriye’de aktif olarak elini taşın altına koymak istememektedir. Bu konuda Avrupa ise, enerji bakımından bağlı olduğu Rusya gibi bir dev ile karşı karşıya gelmek istememekte ve bu konuda ABD’ye gerektiğinde sunabileceği aktif bir destek için garanti verememektedir. Suriye, bölgedeki ABD ile iyi ilişkiler kurmayan ve onun bölgedeki varlığını sürekli olarak sorgulayan ülkelerin başında gelmektedir. Bu yüzden ABD Suriye’de bu sürecin başlangıcından bu yana Esad rejiminin yıkılmasını, yerine ise demokratik(!) bir yönetimin gelmesini istemektedir..</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> ABD’nin bu bölgedeki müttefiklerinin birçok yerde yönetimden uzaklaştırılmış olmaları onun bölge üzerindeki nüfuzunu azaltmıştır. Artık halk İsrail ve ABD’nin bölge siyasetinde yönlendirici olarak rol olmalarını istememekte ve bunun engellenmesi için çaba göstermektedir. Bu ise ABD’nin bu azalan rolünü; Rusya, Çin ve İran gibi önemli devletlerin doldurmasına neden olmaktadır. Tabi ki bu ABD’nin bölgede en son isteyeceği olaylardan biriydi. Şimdi ise Suriye gibi, Rus ve İran müttefiki bir devletin ayaklanmalardan sonraki dönüşümü ABD açısından büyük önem arz etmektedir. ABD bu sürece, uluslararası alanda BMGK ile bölgesel olarak da Türkiye ve Arap Birliği ile müdahil olmak istemektedir. Bölgede ki geleceği açısından aktif bir müdahale yapma konusunda ise hem Batlı devletler hem de ABD Libya’daki kadar cüretkâr davranamamaktadır. Birçok devletin olduğu gibi ABD’de bölgesel çıkarları adına Esad yönetiminin gitmesini istemektedir. Fakat Suriye’nin bölgesel anlamda yaratacağı bir kaostan dolayı da kesin çizgileri olan bir siyaset yürütememektedir. ABD Dışişleri Bakanı Leon Panetta; Suriye&#8217;deki rejimin meşruiyetini kaybettiğini ve düşeceğinin kaçınılmaz olduğunu, ABD&#8217;nin siyasi ve diplomatik çabalar yoluyla bu süreci hızlandırmaya katkıda bulunacağını belirtti. ABD&#8217;nin, Esad rejiminin vahşetinin son bulması ve ülkede demokratik değişimin başlaması için uluslararası bir mutabakat oluşturmakta olduğuna işaret ederek, bu ülkedeki muhalefeti güçlendirmek için Suriye&#8217;nin Dostları Grubu ve diğer Esad karşıtı gruplarla çalıştığını da dile getirmiştir. İşin içinde ABD olduğu için sürece ilişkin birçok komplo teorisi de dile getirilmiş ve bu olayları tertipleyicisinin de yine ABD olduğunu söyleyenler de olmuştur. ABD’nin amacı elbette ki bu bölgede hegemonik gücünü kullanarak bölge ile ilgili siyasi ve ekonomik çıkarlarını korumak olacaktır. Esad’ın son dönemlerde yaptığı katliamlar ile Muhaliflerle oluşturulabilecek bir uzlaşma yolunu kapatması ve halk hareketlerinin de giderek artmaya başlaması bu anlamda ABD’nin işini kolaylaştıracak gibi görünmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Arap Birliği Suriye krizinin başlangıcında büyük oranda sessiz ve tepkisiz kalmış, fakat olayla¬rın şiddetlenmesi ve çevre ülkelere sıçraması riskinden dolayı aktif bir pozisyon almak durumunda kalmıştır. Suriye krizinin bölgesel girişimler ve uluslararası toplumun desteğiyle çözümlenmesi önerilerini dile getiren Türkiye’nin yaklaşımlarıyla örtüşen bir politika izlemeye karar veren Arap Birliği, üye ülkelerin baskısı ile çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bugün gelinen noktada Arap Birliği’nin Suriye politikası farklı tepkiler yaratsa da, Birliğin çabaları uluslararası aktörler tarafından desteklenmiştir… Arap Bir¬liği’nin Suriye krizinde oynadığı aktif rol tek başına sorumluluk almaktan çekinen Batı dünyasında da memnuniyet yaratmıştır. Bölge üzerinde çıkar çatışması olan dış güçlerin Bir¬lik üyeleriyle kurdukları karmaşık ilişkiler, Birliğin karar alma mekanizmalarının sağlıklı işlemesini engelleyerek, kararların dış etkilere açık olduğuna yönelik şüphelere neden olmuştur. Öte yandan Arap baharı ile birlikte daha önceden hiç de alışık olmadığı de¬mokrasi ve insan hakları talepleri gibi yeni görev alanlarıyla tanışan Birlik, Su¬riye krizinde bu taleplere de kulak vermek zorunda kalmıştır. Sonuç olarak Suriye krizi sırasında üslendiği rol ve çözüme yönelik uluslararası girişimleri nedeniyle Arap Birliği’nin önemli bir bölgesel aktöre dönüşmeye başladığı, uluslararası saygınlığını artırdığı, sorunlara bölgesel çözümler bulunması konusunda yeni ittifaklar kurma yeteneğine sahip olduğu görülmüştür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Türkiye ise bu süreçte bölgesel bir aktör ve Suriye ile sınır komşusu olması açısından ayrı bir sorumluluk ve rol üstlenmek zorunda kalmıştır. Suriye üzerindeki tüm senaryolardan Türkiye bir şekilde etkilenmekte ve bundan dolayı da bölgedeki olaylarla bire-bir ilgilenmektedir. Suriye’nin istikrara kavuşması Türkiye açısından, bölgede ki sıfır sorunlu siyaset politikasının başarıya ulaşması, ekonomik olarak sınır komşusu ile oluşturulacak ilişkileri ve Türkiye’deki terör sorunu ile yakından alakalıdır. Türkiye’nin Suriye’deki sürece ilk olarak yaklaşımı; bu konunun Suriye’nin bir iç meselesi olduğu ve bunu kendi içinde halletmesi gerektiğini vurgular yönde olmuştur. Yani herhangi bir dış müdahaleye karşı bir tavır sergilemiştir. Bunun ardından Esad’a daha fazla insanın ölümünü beklemeden Muhalifler ile masaya oturmasının ve reformlar için bir adım atmasının gerektiğini anlatmıştır. Ancak Esad’ın her geçen gün katliamlarını artırması ile de bunun giderek imkânsızlaştığını anlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><em><strong>Peki Türkiye Suriye’ye müdahale ederse ne olur?</strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">1- Kardeş ve Müslüman Suriye ile savaşıyor olmak Türkiye’ye İslam dünyasında itibar kaybettirir.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 2- Olası bir müdahalede yer almak Türkiye’nin ekonomik istikrarını bozar.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 3- İran ve Rusya ile olan ilişkilerimiz gerilir ve daha farklı ve ciddi sorunlarla boğuşmak zorunda kalabiliriz.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> 4- Sıfır sorun politikası uygulanabilirlik açısından imkânsız hale gelir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Bu saydığımız faktörler Türkiye’nin hem uluslararası alanda hem de kendisi için bu konuda ne kadar stratejik bir rol üstelendiğini göstermektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin bu süreci, adeta bir cambazın ipteyken göstermesi gereken dikkat ile eşdeğer bir şekilde yürütmesi gerektiği için işi bir hayli zordur. Ancak Türkiye Esad yönetiminin er ya da geç yıkılacağına inanmakta ve sonrasında oluşacak yeni yönetim için şimdiden Suriye ile ilgili politikalarını bu çerçevede oluşturmaktadır…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><strong>SONUÇ</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Bu bahardan elbette ki her devletin kazandıkları ya da kaybettikleri oldu ve olacak. Şimdilik buzdağının görünen kısmına baktığımızda; yıkılmaz denilen rejimlerin birçok yerde yıkılması ve muadillerinin de bundan yıpranması bölge halkının gelecekte ulaşacağı muhtemel kazanımları işaret etmektedir. Özellikle Rusya Soğuk Savaş döneminde bölgede ABD’ye kaptırdığı nüfuzunu şimdi yeniden kazanmaya çalışmakta ve bunu da özellikle bölgedeki en kadim ortağı Suriye üzerinden yapmaya çalışmaktadır. Çin, ekonomik gelişmeleri ile orantılı olarak hammaddenin yoğun olduğu bu bölgeye özel bir önem vermekte ve bundan dolayı da Rusya ile birlikte ancak daha yumuşak bir dış politika anlayışı ile hareket etmektedir. İran ise bölgedeki nüfuzunu daha da genişletebilmek adına Suriye ile özel olarak ilgilenmektedir. Bölgedeki diğer halk hareketlerini “halkların ABD hegemonyasından kurtulma çabaları” olarak görürken, Suriye’de bunun tam tersine ABD ve İsrail eli ile çıkarıldığını söylemektedir. Çünkü kendi geleceği ve bölgedeki gücü de Esad rejimi ile yakından alakalıdır.</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Esad, halk hareketlerine karşı uyguladığı sert tepkiler ile dikkatleri üzerine çekmekte ve muhalefet ile oluşturulabilecek uzlaşma yollarını da kapatmaktadır. Esad rejimi hem güvenlik güçleri ile devletin sıkı bir ilişki içinde olmasına hem de uluslar arası arenada kendisini stratejik öneminden dolayı koruyacağına inandığı Rusya ve Çin gibi ülkelere güvenmektedir. Rusya, Suriye’yi bölgedeki geleceği açısından son raddeye kadar koruyacaktır. Bunu da bölge’de İran ve Irak, uluslararası alanda ise Çin ile yapmaya çalışmaktadır. Ancak Esad yönetiminin şiddetin boyutunu iyice artırması ve böylece muhtemel diplomasi yolunu kapatması ile Rusya’da uluslar arası alanda Suriye’nin yanında olmaktan zarar görmeye başlamıştır. Artık Rusya, Çin ve İran cephesi; Suriye ile Muhalif güçleri diplomasi yolu ile bir araya getirerek, yapılacak reformlarla rejimin devamını sağlamaya çalışmaktadır. Aslında diğer blokta Suriye üzerinden bölgesel bir kaosun yaşanmamasını istese de asıl olarak Esad rejiminin yerine ABD ve Batı ile daha uyumlu olacak bir rejimin kurulmasını istemektedirler. Olayların her geçen gün daha da kötüye gidiyor olması uluslararası alanda, “insanlık suçunun” işlendiğinden ve bunun sorumluluğundan dolayı BM çatısı altında dünya devletlerini bir dizi kararlar almaya mecbur hale getirmiştir. Esad’ın destekleyicileri de uluslararası sorumluluklarından dolayı gün geçtikçe bu fikirleri desteklemek zorunda kalmaktadır ve ilerleyen vakitlerde daha da destekleyecekmiş gibi görünmektedir. Tüm bu gelişmeler ise Esad’ın giderek yalnızlaştığına ve sonunun gittikçe yaklaştığına işaret etmektedir. Suriye masasında ki bu oyunu Esad üzerinden oynayan bu blok ilerleyen dönemlerde Esad’dan vazgeçmek zorunda da kalabilir…</span><br />
<span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"> Diğer yandan ise ilk safhada en büyük zararı ABD’nin görmüş olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü yıkılan yönetimlerin birçoğu ABD ile paralel politikalar geliştiriyor ve onun bölgedeki liderliğine yardımcı oluyordu, fakat yeni kurulan yönetimler ise ABD’ye öncesine göre daha kuşkulu yaklaşacaktır. Bu olaylar, bölgede ABD ile samimi ilişkiler içerisinde bulunan İsrail açısından da olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Türkiye ise ilk önceleri Esad’a reform yapması yönünde çağrılar yapmış ve herhangi bir dış müdahaleye karşı tavrını koymuştur. Ancak Esad’ın gün geçtikçe işleri içinden çıkılmaz ve uzlaşılmaz hale getirmesi ile Türkiye’de bu isteğinin imkânsız olduğunu görmüş ve Esad sonrası oluşacak yeni yönetime göre politikalarını şekillendirmeye başlamıştır. Arap Birliği de bölgede yeni oluşacak dinamiklere göre kendine yeni bir misyon yüklemeye çalışmakta ve bir yandan da ilerleyen dönemlerde bu tür olayların kendi ülkelerinde boy gösterme ihtimallerine karşı edindiği tecrübeler ile kendilerini garanti altına almaya uğraşmaktadırlar. Bu gelişmelerin tümü ise bundan sonra diğer dünya aktörlerinin de bölgede boy göstermelerine ve güç mücadelelerine tanık olacağımızı göstermektedir. Bu süreçte Suriye açısından belirsizlikler hâkim olsa da bölgenin belli bir süre yaşayacağı karışıklıkların ardından(muhtemelen bu kısa bir süreç olmayacaktır) demokrasiye doğru evrileceğine kuvvetle ihtimal verilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ABDULLAH SAYIN</strong><br />
<strong> Kafkas Üniversitesi</strong><br />
<strong> Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi 3. Sınıf</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;">1- http://www.tuicakademi.org/.</span></em><br />
<em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;"> 2- http://www.orsam.org.tr/tr/anasayfa.aspx.</span></em><br />
<em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;"> 3- http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&amp;view=frontpage&amp;Itemid=251.</span></em><br />
<em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;"> 4- http://www.usak.org.tr/.</span></em><br />
<em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;"> 5- http://www.pressmedya.com/?aType=yazarHaber&amp;ArticleID=4703.</span></em><br />
<em><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000; font-size: xx-small;"> 6- http://www.cnnturk.com/2012/dunya/03/07/abdden.suriyeye.operasyon.sinyali/652191.0/index.html</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/arap-bahari-ve-suriye-masasinda-bilek-guresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu Rönesansında Eksen Ülkeler</title>
		<link>http://www.akademikozgurluk.com/ortadogu-ronesansinda-eksen-ulkeler.html</link>
		<comments>http://www.akademikozgurluk.com/ortadogu-ronesansinda-eksen-ulkeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 17:48:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan YILMAZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale-Analiz-Rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu-Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[akademik özgürlük makale]]></category>
		<category><![CDATA[hasan mesut önder]]></category>
		<category><![CDATA[troyka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akademikozgurluk.com/?p=7847</guid>
		<description><![CDATA[ORTADOĞU RÖNESANSINDA EKSEN ÜLKELER (TÜRKİYE, İRAN, MISIR TROYKASI) Ortadoğu birinci dünya savaşından sonra Bay Sykes ve Mösyö Picot’un anlaşmaları sonucunda yeniden dizayn edildi. Arap ulusu farklı devletlere ve farklı siyasal...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7849" title="hasan mesut ömnder" src="http://www.akademikozgurluk.com/wp-content/uploads/temp/2012/04/hasan-mesut-ömnder.png" alt="" width="445" height="250" />ORTADOĞU RÖNESANSINDA EKSEN ÜLKELER</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">(TÜRKİYE, İRAN, MISIR TROYKASI)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Ortadoğu birinci dünya savaşından sonra Bay Sykes ve Mösyö Picot’un anlaşmaları sonucunda yeniden dizayn edildi. Arap ulusu farklı devletlere ve farklı siyasal kimlikler kazandırılarak bir denge kuruldu. Ortadoğu’daki bu karmaşanın ve gelişememenin temelinde birçok küçük yapılara bölünerek Süni gerginliklerin üretilmesi sonucunda birbirlerine entegre olamayan ve düşmanlık üreten Arap halklarının birbirleriyle politik anlamda uzlaşamadıklarından kalıcı bir düzen oluşturulamamıştır. Nasırın birleşik Arap ulusu ideali yeterli alt yapı ve rasyonel politika eksikliğinden sadece Suriye ile sınırlı kalmıştır. İngiltere ve Fransa Ortadoğu da bazı ailelere yeni devletler kurdurmuş ve bu ülkeleri uydu ülkeler olarak gelecekteki stratejilerinin üs merkezi olarak Arap uyanışlarına kadar kullanmıştır. İkinci dünya savaşından sonra ABD küresel bir güç olarak ortaya çıktı ve İngiliz ve Fransızlardan farklı olarak bölgede İsrail’in güçlenmesini sağlamıştır. ABD’nin İsrail desteğinin temel sebebi Ortadoğu’daki stratejik çıkarlarının uyuşması ve oluşturmak istediği Arap-İsrail dengesinin kendisine uzun vadede yarar sağlayacağını görmüştür. Mısır ve Suriye gibi ülkeler Sovyetlerle yakın ilişki içinde olması ABD’nin İsrail’i tek stratejik müttefik olarak görmesine yol açtı. Filistin meselesinin çözülememesi bile Arap halkalarının parçalanmış olmasından ve ortak bir stratejik zihniyete sahip olamamasından kaynaklanmaktadır. İngilizlerin ve Fransızların bölgeyi küçük parçalara bölerek ve karşıtlıklar üzerine kurduğu bölge dengesi soğuk savaşın bitmesiyle sarsıntı geçirmiş ve bugün oluşan Arap uyanışına vesile olmuştur. Ortadoğu’daki düzen herkesin söylediği gibi bir ABD düzeni değil İngiliz ve Fransız düzenidir. ABD İngilizlerin ve Fransızların bıraktığı dengeyi korumuş ve bu düzeni devam ettirmiş ancak bu düzen büyük Küreselleşme dalgasının başladığı 1990’lı yıllardan sonra devam edemeyeceği görülmüştür. Bu değişimi analiz eden Türk Dışişleri ve Davutoğlu bölgede yaşanan gelişmeleri doğru okumaktadır. Davutoğlu; “Türkiye’nin sınırlarının hiç biri doğal değil. Hemen hemen tümü yapay. Elbette ulus devletler olarak onlara saygı göstermeliyiz ancak aynı zamanda doğal devamlılıkların olduğunu da anlamalıyız” dedi. Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor ve İngiliz ve Fransızların ürettiği ulus devletler yerini ABD’nin üreteceği federasyonlara bırakacaktır. Bölge yeni birleşmelere gebedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">                                          TARİHİN NORMALLEŞMESİ</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: verdana,geneva; color: #000000;">Arap baharının başladığı günlerde Bakan Davutoğlu bu süreci” tarihin normalleşmesi” olarak gördüklerini ifade etmişti. Tarihin normalleşmesi ne demektir. Tarihin normalleşmesi kavramı bölge var olan statükocu yapının yıkılıp üretilen yapay devletlerin ve gerginliklerin ortadan kaldırılarak yeni bir entegrasyon sürecine girilmesi anlamına gelmektedir. Bölgedeki entegrasyon sürecinde tek aktör Türkiye değildir. Bölgede kalıcı bir barış ve entegrasyon sağlanacaksa İran ve Mısır gibi aktörlerin bu sürece dahil edilmesi gerekir. Bati bu üç eksen ülkeyi çok etkili bir şekilde kulandı. Bu üç ülkeden mutlaka ikisi batı ile iyi ilişkiler kurması sağlandı ve son süreçte İran batı sisteminin dışına itilerek bölgede denge kuruldu. Son günlerdeki nükleer silah gibi konular ve İsrail’in İran tehdidi İran’ın batı sistemi dışında bir düşman olarak kalması ve bölge statükosunu korumaya yönelik açıklamalar olarak okunmalıdır. Türkiye ısrarla nükleer müzakerelerin yapılması ve İran’ın batı nezdinde bir düşman ve öteki olarak görülmesini istememesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin mısırda tahrir meydanındaki kalabalığı desteklemesinin sebebi budur. Demokratik bir Mısır Ortadoğu’nun geleceği açısından çok önemlidir. Türkiye, İran ve mısır Ortadoğu’nun geleceği açısından çok önemli ülkelerdir bu ülkelerin çatışması bölgedeki hakların kaybetmesi anlamına gelir. Bölgede mezhepsel kamplaşmanın olmaması için bütün taraflar el birliği ile çalışmalıdır. Son günlerde İranlı yetkililerin açıklamaları kullanılarak Türk İran gerginliği yaratmak istenebilir ama Türkiye bu oyuna gelmemelidir. İran meşru uluslararası zeminde kaldıkça ne mezhep kamplaşmasını körükleyecek ne de nükleer silah gibi kendi rejimini ve toplumunun psikolojik desteği için uydurma arayışlara gitmeyecektir. İran mutlaka sistem içinde tutulmalı ve Türkiye’deki bazı çevrelerin İran ile ilgili yaptığı açıklamalar hükümetin kararlarını etkilememelidir. İran sistem içinde kaldıkça demokratikleşme ve evrensel standardı yakalama konusunda toplumun baskısı İran’ı değişime zorlayacaktır. Sistem dışına itilmeye devam edilirse toplumunun psikolojik kaygıları uğruna nükleer çalışmalara ve sert söylemlere devam edecektir. Mısırın anayasa hazırlık çalışmaları dikkatli takip edilmeli olumlu katkılar için Türkiye destek vermelidir. Toplumsal katılımı yüksek belli bir inancın, etnisitenin ve ideolojinin içermediği bir anayasa mısırı demokratik bir aktör olarak tarih sahnesine çıkaracaktır. Türkiye Ortadoğu’da kalıcı barış sağlamak istiyorsa İran ve mısırın demokratikleşmesi ve sistem içinde kalmasına özen göstermelidir. Ortadoğu barışı için İran, mısır Türkiye ortak bir Ortadoğu vizyonunu paylaşmalıdır. Sınırların olmadığı Ortadoğu birliği neden imkânsız olsun…</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akademikozgurluk.com/ortadogu-ronesansinda-eksen-ulkeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

