
Filistin sorunu, Ortadoğu’da istikrarın, barışın ve makul rejimlerin kurulması önündeki engeller sepetinin içinde her zaman önemli bir yer tuttu. Filistinlilerin kendi aralarındaki sorunlar ile Filistin-İsrail sorunu birbirine bağlı iki kronik olgu olarak diğer toplumların ve liderlerinin de kaderini belirledi. Katı ve kapalı rejimlerini gururla savunan liderler, otoritelerinin gücü her sarsıldığında İsrail karşısında yer almanın kolaycılığına sığındı; halklar da gidecek yerleri kalmayan Filistinlilerin sınırlarına yığılması endişesiyle sessizliği tercih etti.
Gönülleri Filistin halkından yana olan Arap halkları, bir yandan hangi Filistinlileri destekledikleri konusunda ikilem yaşadılar, öte yandan kendilerini Filistinleşme denen duruma düşürmemek için mesafeli davrandılar. Bugün ise özgürlükleri için sokaklara düşen, iç savaşı göze alan Araplar söz konusu ve artık liderlerinin işaret ettiği devletlere değil, kendileriyle benzer dertleri olan halklara bakıyorlar.
Mısır faktörü
Mısır’da yavaşça yeniden yapılanma dönemine geçildi ve yeni yönetim nasıl bir siyaset uygulayacağını soranlara ilk yanıtını Filistin konusundaki tutumuyla gösterdi. İsrail ile birlikte Gazze’nin izole edilmesine katkı sağlayan ve Filistin konusunda El-Fetih’in belirleyici olduğunu savunan Mübarek politikası değişti. Mübarek kadroları şimdilik yönetimde olsa bile, kendi toplumunun sesini dinlemeye gayret ettiği ve artık tutumunu değiştirdiği anlaşılıyor. Filistin üzerinden gösterilen bu tutum değişimi, öncelikle Gazze izolasyonunun sonlandırılması olarak gündeme geldi.
Gazze’de izolasyonu kaldırmak, bir yandan Hamas’ın siyasal varlığını tanımak öte yandan da İsrail’in Gazze siyasetini reddetmek anlamına geliyor. Dolayısıyla Mısır’ın İsrail ile ilişkilerinin de eskisi gibi olmayacağı anlaşılıyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar yaşamaya devam edecek, Süveyş ve Sina konularında yeni krizler çıkmayacak gibi görünse de, bu konuların bile artık İsrail’in yeni politikalarına bağlı olacağı söylenebilir. Diğer bir ifadeyle yeni Mısır yönetimi ilk icraatını Filistin konusuna el atarak İsrail’e yönelik olarak yapıyor ve İsrail ile yeniden “iyi komşuluk” sürdürmenin koşulu olarak da Filistin devletinin iki Filistini de kapsayacak şekilde kurulmasını gösteriyor.
İsrail faktörü
Hamas ile El-Fetih’in uzlaşması ve iki tarafa da ait olmayan bir hükümetle seçime gitme kararı almaları tarihsel bir gelişmenin başlangıcı olabilir. Bu işbirliği Hamas’ın radikalleşmesine engel olabilir, İran bağının kesilmesinde de etki yaratabilir. Aynı biçimde bu birleşme El-Fetih’i de “halkın partisi” haline dönüştürebilir. Bu ihtimal, Filistin’in bir BM üyesi devlete dönüşmesi önündeki en önemli adım olarak görülmeli. Bugüne kadar önce İsrail ile sorunlar çözülsün sonra devlet kurulsun anlayışı yaygındı, artık önce devletin kurulması sonra sorunların çözülmesi gündemde.
Yeni eğilim, Filistin devletinin tescillenmesi meselesinde İsrail’i olabildiğince oyunun dışında tutmayı ifade ediyor. Sınırlar, yerleşimler, mülteciler ve Kudüs gibi bir dizi sorunun bundan böyle iki devlet arasında görüşülmesi ve uluslararası hukukun da bu çerçevede uygulanması hesaplanıyor. Sorunlar bu yöntemle çözülür mü bilinmez. Ancak başlangıç aşaması için bile bazı tehlikelere dikkat çekmek gerekiyor.
Hamas, İsrail’i kategorik olarak tanımamayı sürdürür ve şiddet uygulamaya devam ederse, Filistinlilerin barışı tehlikeye girer. Öte yandan İsrail de kategorik olarak Hamas’ı reddetmeyi sürdürürse bölgede daha fazla kan akacak gelişmeler olabilir. Ne yazık ki İsrail bu birleşmeden duyduğu rahatsızlığı hemen dile getirerek sürecin yuvarlanabileceği kuyuya ilk kazmayı vurmuş oldu.
Kaynak: Stargazetesi




















