Çoğumuzun tanıdığı Fransız filozof Descartes’in dediği gibi ‘’Düşünüyorum öyleyse varım’’ çıkarımını yine çoğumuz biliriz.Bir de günümüzde bir Fransız söylese ve olaya felsefi açıdan değil de basitçe birinci anlamıyla düşünebildiğini kendisine ispat ederek haykırsa şanzelize’nin orta yerinde. Düşünebildiklerimizi ifade etmemiz ya da inandıklarımızı konuşabilmemiz yasaklanmışsa o ülkede tabiri caizse sadece olaya ‘’Fransız’’ kalınır.
Peki nedir ifade özgürlüğü? Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilan edilen ve kabul edilen bir haktır.Elbette ki ülkeden ülkeye değişikler gösterecektir.Lakin hiçbir ülkede konuşma özgürlüğü inandıklarını ifade edebilme özgürlüğü kısıtlanamaz. Bununla beraber ‘’International Covenant on Civil and Political Rights’’ (Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme)’de 19.Madde’yi şöyle açıklar: 1.Herkes engel olmaksızın fikirlere sahip olmalıdır.
2.Herkesin ifade özgürlüğü hakkı olmalıdır; bu hak, her türlü bilgi ve fikirleri sınır olmaksızın, sözlü, yazılı, basılmış, sanat veyahutta herhangi dilediği bir medya ortamıyla öğrenme, alma ve verme hakkıdır.
3.2′inci bölümdeki haklar özel haklar ve sorumluluklar getirir. Bu doğrultuda bazı limitler kanunlar tarafıyla uygulanabilir:
a) Başkalarının haklarına ve şöhretine saygı;
b) Ulusal güvenlik, halk düzeni, veyahutta halk sağlığı ve huzuru.
20′inci madde de; şiddet propagandalarını yasaklar. 19′uncu maddenin üçüncü bölümünde belirtilen iki bend, gerek monarşik, gerek militarist, gerek muhafazakar rejimlerin talepleri doğrultusunda eklenilmiştir.
Yine bizim ülkemizde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi tercümesinin 19.maddesi şöyle der: ‘’Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır.Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek,memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içeririr.’’
Fransa’da 26 Ağustos, 1789′da çıkan; İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi’nin 11. maddesi şöyle der:”Düşüncelerin ve fikirlerin özgürce paylaşılması; insanın en mühim haklarından biridir: her vatandaş özgürce konuşmalı, yazmalı ve yayımlamalı; muhafaza etmeli (gerekliyse) kanunların sunduğu olanaklarda özgürlüğünün çiğnenmesine cevap vermelidir.”
Fransa’ya gittik,Havaalanından çıktık ve bir taksiye bindik.Taksiciyle yapacağımız ufak bir sohbette taksici size Ermeni soykırımını sordu.O an ne dersiniz.Yabancı bir ülkedeyim başıma bir şey gelmesin işime bakayım diye düşündünüz ve taksiciyi de karşınıza almak istemediniz diyelim.İnanınki o taksici Türk çıkmasa yapacağınız bir şey yoktur.Bir anlık tereddütünüz de bile kendinizi karakolda bulabilirsiniz. Yasa teklifinde, “Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl ve 45 bin euro para cezasına çarptırılır” ifadesi yer alıyor.
Fransa parlementosu, 29 ocak 2001 tarihinde, ‘’Fransa,1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanır’’ ifadesiyle kaleme alınan bir yasayı da onaylamıştı.Yine Fransa meclisi 1915 olaylarıyla ilgili soykırım iddialarınının reddinin suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini 2006 yılında onaylamıştı.Ancak Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin senatoya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı.Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri nisan ayında yapılacağı için daha önce engelleyen Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin desteklediği teklif sadece seçimleri düşündüğünün göstergesi olur.
Fırtınanın geleceği çok açık ortadayken siyasi olarak ve diplomasi olarak yönümüzün nerede olduğuna hala dikkat edememekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti olarak devletçe,milletçe gücümüzü göstermenin zamanıdır.Önce Fransa sonrada ‘’AB’’ üyelerini önümüzde bu konu hakkında bizden özür diletene kadar direnmeliyiz ve diretmeliyiz.Bu güç Türk Milleti olarak bizde vardır.Artık bazı şeyleri masada bitirebilme gücümüzü gösterebilmeliyiz.
Trakya Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler
Serhat TURAN




















