İç politika-dış politika uyumu

Günümüz dünyasında iç politika ile dış politikayı iki ayrı alan, iki ayrı uzmanlık konusu ya da iki ayrı pratik olarak değerlendirmenin imkanı bulunmuyor. Bunun en yakın örneği, Başbakan Erdoğan’ın başka ülke haklarına seslenirken yarattığı coşku. Halkların coşkuya kapılmaları, iç politika-dış politika bağını açıklamaya yetmez elbet. Ancak halkların bir başka ülke başbakanının sözlerini, yaklaşımını ve politikalarını onaylıyor olmaları, kendi ülkelerinde benzer bir lider aradıklarını, beklentilerini başka ülkelere bakarak oluşturduklarını ve olası iktidarların da bu beklentileri karşılamamak gibi bir şansları olmadığını gösteriyor.

Doğrusu Başbakan’ın seçim arifesinde sıkıntıları olan Obama’ya mitinglerde yardımcı olmayı teklif etmesine latife olarak bakmamak gerek. Bir gün gelecek, iktidar kadroları seçim kampanyalarında uluslararası bağlarını sergilemediklerinde oy alamayacak hale gelecekler. Bu da, sınır aşan ilişkilerin devlet adamları arasında da olduğunu ortaya koyacak ve her devlet müttefikini işaret ederek küresel düzlemde hareket etme kabiliyeti kazanacak.

Uyumsuzluğun iç nedeni

İç politika ile dış politika bağıntısının önüne geçilmez bir gerçeklik olması ikisinin aynı eksende, benzer ilke ve uygulamalarla işletilmesini, ülkeler açısından bir değerlendirme eşiği haline geliyor. Ancak çelişki şu ki, iç sorunlarla küresel sorunların boyutları farklı ve iç düzlemdeki oyuncularının tümü küresel oyuncu olmayabiliyor. Dolayısıyla iç değişkenler ile dış değişkenler her durumda ortak bir havuzda değerlendirilemiyor. Bu değerlendirememe halleri genel olarak iktidarlara yüklenen bir sorumluluk oluyor. Oysa, iç siyasetin tüm oyuncuları açısından da bir iç politika-dış politika ilintisi mevcut ve onlar bu bağı dikkate aldığı oranda iktidarlar küresel dinamikler çerçevesinde davranabiliyor.

Türkiye’de de durum farklı değil. İktidar, iç politikayla ile dış politikasını ne denli uyumlu hale getirmeye uğraşsa da, iç oyuncuların küresel düzlemin gerçeklerine göre davranmamaları nedeniyle iç-dış bağıntısının kurulmasında sorun yaşanıyor. Bu sorunlar esasen kendisini içeride belli etse de, eleştiriler başka yerden geliyor. Filistinlilerin, Suriyelilerin, Somalilerin haklarını savunan Türkiye’nin neden Kürtlerin, Alevilerin, gayrı müslimlerin, inananların ya da inanmayanların, faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin, Hırant’ların, Yazıcıoğlu’ların haklarını savunmadığı sorusu yöneltiliyor.

Dış nedenler

Bu sorular haklı sorular. Ancak dış politika ile iç politika arasında uyum sağlamaya hizmet edecek adımların atılmasıyla ilgili ortada ciddi bir “fail” sorunu bulunuyor. Libya’da halka kimin zulmettiği, kimin kaynakları ele geçirmek için “yardım” yaptığı; Suriye’de rejimin ayakta kalmasına kimin yardım ettiği, ABD ya da AB’de yaşanan ekonomik krizin nedenleri, İsrail’in politikaları belli. Ama Türkiye’de neden PKK’nın şiddeti arttırdığı, Yazıcıoğlu’nun nasıl ve daha önemlisi neden öldüğü, Hrant’ın katillerini kimin neden azmettirdiği belli değil. Nedenler bulunsa failler bulunmuyor; fail bulunsa nedenler yok olup gidiyor. Oysa küresel düzeyde bu soruların büyük kısmı aşılmış durumda.

Küresel sorunların nedenleri biliniyor, kimlerin hangi uygulamalarla bu sorunlara yol açtığı da yeni bir keşif olmuyor. Mesele, sorunlara yol açanlarla mücadele ederken kimin kime karşı olacağına karar vermekte. Diğer bir ifadeyle, kime karşı olduğunu açıklayan oyuncuların kiminle birlikte olduğuna karar vermesinde.

Türkiye de bu kararsızlıktan payını almış gözüküyor. İç-dış politika bağını kurmakta zorlanma nedenleri aranıyorsa, Türkiye’nin kaç ortağı olduğu sorusu sorulmak durumunda.

Kaynak: Star

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: +1 (from 1 vote)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ