Kıbrıs – İsrail – Yunanistan Üçgeni ve Türkiye Arasında Isınan Doğu Akdeniz

Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY)’nin AB üyeliği ile birlikte Doğu Akdeniz’deki “Münhasır Ekonomik Bölge” (MEB) nimetlerinden faydalanma hususundaki iştahı her geçen yıl biraz daha kabarmaktadır. Üstelik Türkiye-İsrail arasında son haftalarda adeta “savaş çığırtkanlığı”nın ayyuka çıktığı bir zamanda, bu kez de Kıbrıs sularının ısınmaya başladığı görüldü. 19 Eylül 2011’de Kıbrıs’ın MEB’inde deniz dibi sondajları başlayacağı önceden bildirildi. Türk Donanması da “Türkiye’nin deniz alaka ve menfaatlerini korumak” maksadıyla bölgeye hareket etti. Bu yazıda gerginliğin bu aşamaya nasıl gelindiğine yer verilmeye çalışıldı.
Savaş Çığlıklarına Kadar Varan Gerilim Nasıl Gerçekleşti?
Bilindiği üzere GKRY, 2004’ün sonunda AB üyesi oldu. Türkiye, bir bakıma kendisi AB üyesi olabilir umuduyla da bu üyeliğe fazlaca ses çıkarmadı. Bu uğurda Kıbrıs’ta “Annan Planı” gibi bir “ucubeyi” bile kabul ettirildi. Kabul etmekle kalmadık, Kıbrıs Türkleri üzerinde “tam saha pres” yapan Amerikalı ve AB’li sivil toplum örgütleriyle bile neredeyse yarışanlarımız oldu! Yıl ise 2004 ve aylardan Nisan’dı!
Annan Planı için “Neden bu gayret?” diye soran olabilir: Çünkü AKP Hükümeti bir zamanlar “AB bizim en önemli medeniyet projesidir!” diyordu. Annan Planı’nı eleştirenler “Soğuk savaş döneminden kurtulamamış hasta ruhlu insanlar!” gibi görülüyorlardı. Bu “Barışseverler”e göre Annan Planı ile “başımız göğe erecek” ve Türkiye’yi de AB üyesi yapacaklardı. Muhtemelen ya Batı’nın “Ahde vefa!” duygusu olduğuna inanılıyor, ya da varsa “Kapalı kapılar ardında konuşulanlarda” bunu çağrıştıran ifadeler vardı.
Üstelik tüm dünyaya “Komşularla Sıfır Sorun!” diye ortaya çıkılmış, geçmişte Türkiye’yi “Tüm komşuları ile düşman edenler” topa tutulmuşlardı. Oysa 2000 yılı itibariyle Türkiye’nin Ermenistan dışında hiçbir komşusu ile çatışmaya esas ve görünen bir sorunu yoktu. Yunanistan’la bile kabul ettirilen “Ege’de Güven Artırıcı Önlemler” paketi üzerinde görüşmeler sürdürülüyordu…
“Papaz her zaman pilav yemez!” diye bir söz vardır. Gün geldi, devran döndü. Kısa bir süre öncesine kadar “Stratejik Ortak” dediğimiz Suriye ile son 6-7 ay içerisinde birbirimizden kopuverdik. Daha Mayıs 2010’da uğruna BM Güvenlik Konseyi’ni ayağa kaldırdığımız İran’la da limoni gibiyiz. Ermenistan’la aramız daha da fenalaştı. “Dipomasiyi beden dili” ile Yunanistan başbakanı Yorgo Papandreou’ya da uygulayan Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Şubat 2011’de Yorgo’nun Erzurum’da “Ege Meselesi” sorulduğunda kendisini “sırtından bıçaklarcasına” verdiği cevabıyla ters köşe oldu…
2002’de Türkiye’ye en yakın ülkeler sırasıyla; Azerbaycan, bazı Türk devletleri, Suriye, Pakistan, Afganistan idi. Ama iki ülke (ABD ve İsrail) vardı ki, ikisi de “Stratejik Ortak” idiler. Şimdi bunlardan İsrail, “Kırmızı Kitap” (Milli Güvenlik Siyaset Belgesi)’ta bile tek “Düşman” olarak yer aldı.
Küresel gücünden her geçen gün irtifa kaybeden ABD ile de ilişkiler her ne kadar iki ülke dışişleri bakanları “Çak!” yaparak samimi bir resim verseler de, Türkiye “Füze Kalkanı”nda olduğu gibi yelkenleri indirmedikçe pek iç açıcı değil!
AB ile ilişkiler kıpırdayamayacak şekilde dondu! Kıbrıs Meselesi daha önce olmadığı kadar çözümsüz hale dönüştü. Ya da iki koşul kaldı: Ya Türkiye’ye bağlamak, ya da “Türkiye’yi çok seven” Arap ülkelerinin KKTC’yi devlet olarak “tanıması” ile gerçek bir devlet haline gelmek!
1990’lı yıllarda Doğu Akdeniz’in ittifak yapısı çok farklıydı. Yunanistan-GKRY ve Suriye bir tarafta idi. Bunlara daha sonra Ermenistan ve İran da katılmıştı. Türkiye ise İsrail’le “müttefik” gibiydi. Her ne kadar “İttifak” ya da, “Ortak Savunma” anlaşması yapılmamışsa da, “Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması”, bir bakıma dost ve düşmana “Türkiye-İsrail” ittifakının varlığını hissettiriyordu.
Türkiye-İsrail arasında, bazılarına ABD’nin de müdahil olduğu ortak tatbikatlar ve askeri eğitimler icra ediliyordu. İsrail’in “MOSSAD” vasıtasıyla PKK terör örgütü hakkında güvenilir bir istihbarat akışı sağladığı biliniyordu. 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi gereği 1990’lı yılların ortalarında yeterli imzacı devlete ulaşılmasıyla Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin üzerine çıkarabileceği yönündeki girişimler sadece TSK’nin caydırıcı gücüyle değil, ABD’deki Yahudi Lobisi’nin ABD yönetimleri üzerindeki etkisiyle de frenleniyordu.
Bugün İsrail’den ne istihbarat akışı var, ne de Yahudi Lobisi’nden siyasi destek! Çünkü Türkiye, İsrail’in, Avrupa’nın ve ABD’nin “terörist” örgüt olarak gördüğü HAMAS’ı meşru taraf olarak görmektedir. Bu konuya evvelce itiraz edenler olduğunda ve HAMAS’la PKK’yı kıyaslayanlar olduğunda şiddetle itiraz ediliyordu. Ancak PKK terör örgütünün yetkilileriyle “Oslo Süreci” başlatıldığına göre, aslında itirazlar da “Laf ola beri gele” kabilindenmiş…
Doğu Akdeniz’i Isıtan Gelişmeler
 
Türk Donanması’na ait savaş gemileri Rodos-Girit-Meis arasında karakol yapıyorlarmış. Bu arada ABD’nin Noble şirketler grubu da İsrail’li ortaklarıyla GKRY’nin belirlediği, ancak Türkiye’nin henüz tanımadığı “Afrodit” isimli deniz sahasında doğalgaz arayacakmış. Rumlar “Türkiye, ABD’ye karşı koyamaz!” diyerek efelenirken, Türkiye ise “Aratmam!” diyor. Hatta gözünü de iyice karartan Türkiye, 2012’de GKRY’nin AB dönem başkanı olacağını bildiğinden AB ile görüşmeleri de donduruyor. (Bir yılı aşkın bir süredir zaten yaprak kıpırdamıyordu.)
GKRY, küresel ekonomik krizin etkisini hala atlatamadığından doğalgaza oldukça bel bağlamış durumdadır. Türkiye engelini de “Şark kurnazlığı” ile çözmek istemektedir. Türkiye’ye karşı yanında İsrail’i, Yunanistan’ı, AB’yi ve dünyanın üç etkili lobisinin (Yahudi, Rum ve Ermeni) baskısıyla ABD’yi yanına alabileceği umudunu taşımaktadır.
Türkiye’nin bu meydan okumada yanında neredeyse hiçbir ülke yoktur. Rusya’nın bile Rumların yanında yer alması sürpriz değildir.
Türkiye’yi seven Arap milletlerinin hiçbir ülkesi de Türkiye’ye henüz yeşil ışık yakmamıştır. Zaten İsrail’e düşman bir diğer ülke Suriye bile Türkiye ile köprüleri atmıştır.
ABD’nin başlangıçta olsa bile, gerilimin derecesine göre ve çatışma halinde GKRY-İsrail-Yunanistan üçgenini bir kenara bırakması sadece hayal edilebilir. Ama gerçekleşemeyecek kadar uzaktır. Yani ısınan Doğu Akdeniz’de “cengâver” Türkiye tek başınadır. Üstelik modern silah ve mühimmatın önemli bir bölümü de karşı tarafı destekleyen ülkelerden temin edilmektedir!
Bu arada, Türkiye’nin 9 yıldır sadece söylem ve sloganla yürütülen “Komşularla Sıfır Sorun” politikasına gelinen günde bu söylemi uyduranlar dahi inanmamaktadırlar. Oysa sloganı patlattıkları ilk yıllarda nice “uzman” ve “okumuş” kişiler alkış tutmuşlardı. Şimdi ne Türkiye’de, ne de çıkartıldığı günlerde olduğu gibi dünyada bu “sahte sloganlara” inananlar var!
Sonuç
 
Yaklaşık 2.500 yıl önce Çin’de yaşayan, Strateji’nin “dedesi” Sun Tzu’ya göre de, 19. Yüzyılın ikinci yarısında yaşayan ve stratejinin “babası” denilen Alman Clausewitz’e göre de en değerli galibiyet “Savaşmadan” (mermi dahi atmadan) alınan galibiyettir. Silahlı kuvvetlerin mevcudiyeti ille de savaşmak için değil, bundan daha çok “caydırıcılık” içindir. Üstelik caydırıcılık için ittifaklardan da yararlanılır. Tıpkı NATO gibi…
Türkiye’nin gelinen gündeki stratejisi “Milli çıkarları korumak için donanma kullanma” (Fleet in being)’ya uygundur. Türkiye’nin çıkarları için gerektiğinde savaşmak da esastır! Buna karşılık savaş mutlaka “gerekli” olmalıdır. Türklerin en büyük stratejisti Gazi Mustafa Kemal Atatürk de “Savaş elzem ise yapılır!” demektedir.
Türkiye’yi yönetenlerin yüzündeki 12 Haziran genel seçim sonucundan sonra aslında durmaksızın devam etmesi gereken gülücükleri kaybolmuştur. Kara ve öfkeli yüz ifadeleriyle dosta düşmana çatan yöneticilerimizin, kucaklarında “Dış politika sorunu”nu bulduklarında işin içinden çıkmakta zorlandıkları anlaşılmaktadır. Tıpkı terörle mücadeledeki yanlışlıklar ile “Yanlış hesabın Oslo’dan döndüğü” gibi…
Türkiye’nin milli çıkarları ne “Annan Planı” gibi Avrupalı “ahde vefa” eder düşüncesiyle kumar oynar gibi feda edilebilir, ne de yöneticilerin öfkeyle kalkmasıyla… Ortak akılı, Meclis’i ve diplomasinin “esnek” ancak “değişmeyen” kurallarını oynamayı denemek daha yararlıdır!
Kaynak: TÜRKSAM
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ