Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında Başkan Obama ile yaptığı görüşmenin, daha önceki görüşmelere oranla daha stratejik bir nitelikte olduğu söylenebilir. Görüşmenin Arap ülkelerine yapılan ziyaret sonrasına gelmesine dikkat çekilebileceği gibi, görüşme yapan heyetin niteliği de bu görüşmenin kapsamı hakkında fikir veriyor.
Görüşme heyetinde başbakanın ve dışişleri bakanının yanı sıra AK Parti’nin dış ilişkilerinden sorumlu Ömer Çelik, ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Ali Babacan, genelkurmay ikinci başkanı ile AB Bakanı Egemen Bağış bulunuyordu. Bu tablo, Türkiye ile ABD arasındaki görüşme kapsamının son derece geniş olduğunu düşündürdü. Görüşme başlıkları altında ele alınan her konunun, sadece Ortadoğu ile sınırlı olmadığı, her sorunun birbiriyle bağlantılı olduğu ve bu sorunların topluca güvenlik ve ekonomi konularını içerdiği söylenebilir. Dolayısıyla, söz konusu stratejik görüşmenin tek tek konu başlıklarına bakmak, genel çerçevenin gözden kaçmasına yol açabilir.
Sorun tespiti
Görüşmenin genel çerçevesinin ne yazık ki sorun listesiyle çizildiği anlaşılıyor. Bugün Türkiye’ye aitmiş ya da içinde Türkiye de varmış gibi görülen sorunların aslında Obama yönetimi tarafından da sorun olarak görüldüğü söylenmeli. Zira artık bir tür şifre niteliğini taşıyan cümleler var ve o cümleler kullanıldığında, tarafların sorun tanımlamasında ortak çizgide oldukları anlaşılıyor. Bu cümle, terörle mücadelede yakın işbirliği ve model ortaklık olarak ifade ediliyor. Dolayısıyla teröre karşı nasıl daha yakın işbirliği içinde davranılacağı sorusu tali bir nitelik alırken, terör yoluyla Türkiye’ye siyasi baskı yapan oyunculara karşı nasıl ortak tavır alınacağı sorusu daha önemli bir hal alıyor. ABD’nin ne İsrail politikalarına, ne Rum Yönetiminin uzlaşmaz tavırlarına, ne Esad’ın direnmesine, ne de AB’nin dışlayıcı tavrına olumlu bakmadığı biliniyor, ancak meseleye daha büyük güç dengelerinden baktığı anlaşılıyor.
Bu çerçeveden bakıldığında Obama yönetimi ile Türkiye yönetimi arasında sorunların teşhisinde değil, tedavisinde bazı görüş ayrılıkları bulunuyor. Görüşmeyi kritik kılan ise, tedavi konusunda ortak bir çizgiye varılabilmesiyle ilgili ve önceliklerin tespiti.
Çözüm arayışları
Türkiye açısından bakıldığında önceliklere göre sırlamada başı terör çekiyor, ardından da Kıbrıs sorunu geliyor. İsrail ile gerginliğin de aslında bu iki sorundan kaynaklandığı anlaşılıyor ve bu haliyle o da listeye giriyor. Her üç büyük sorun kümesi, bir yandan başta Suriye ve İran sorunsallarında Türkiye’nin hareket alanını daraltırken öte yandan Türkiye ile AB’yi karşı karşıya getiriyor. Aynı stratejik ittifak içinde yer alan ülkelerin, birbiriyle mücadele eder hale gelmesinin Ortadoğu değil hiçbir bölgeye katkı sağlamayacağı açık ve Obama yönetimi açısından da en tercih edilmeyen durum. Ancak Obama’nın öncelikleri Çin’e uzanıyor ve Türkiye ile ilgili sorunlara da “ara kategori” olarak bakıyor.
Bununla birlikte, tedavi konusunda Türkiye’nin kapasite sınırı, ABD’nin de seçeneksizlik sorunu bulunuyor. Obama’nın, AB’nin Türkiye konusunda yapıcı davranmasını teşvik edecek ortakları var, ancak onlar kendi can dertlerine düşmüş durumdalar. İsrail’i normalleştirmesi mümkün, ancak Suriye ve Irak belirsizliğini koruyor. Dolayısıyla Türkiye üzerine baskı uygulayan oyuncuları ikna etmesi kolay değil. Bu durumda hem Türkiye hem de ABD’nin ortaklık alanlarına katkı sağlayıp ikisini de çıkmazdan kurtaracak bir başka oyuncuya ihtiyaç olabilir ve sanırım bu oyuncu da kenarda rol sırasının gelmesini sakince bekleyen Rusya olacak
Kaynak: star




















