Mısır’da “Arap Baharı” Bir Yılı Geride Bıraktı: Mısırlıların Beklediği Gerçekleşti mi?

“Arap Baharı” ya da “Arap Ayaklanması”; 17 Aralık 2010’da işsizlikten Pazar esnaflığı yapan üniversite mezunu Tunuslu Muhammed Bouazizi’nin, bir kadın polis tarafından tokatlanmayı hazmedemeyip kendisini yakmasıyla Tunus’ta “Yasemin Devrimi” nitelemesiyle ortaya çıktı. Bunun üzerinden 4 hafta geçtiğinde, 14 Ocak 2011’de Tunus Cumhurbaşkanı Zeynelabidin bin Ali Tunus’u terk ederek kaçtı.
“Bulaşıcı” hastalık etkisindeki bu bahar, 25 Ocak 2011’de Mısır’a bulaştı. “Kefayaat: Yeter!” diyerek çoğu işsiz ve eğitimli gençlerin başkent Kahire’de doldurduğu Tahrir Meydanı, bir anda ünlendiği gibi, dünya medyası da bu gelişmeyi “Arap Baharı” olarak duyurdu. Mısır’ın anlı şanlı ve Arap ülkeleri, hatta Müslüman ülkeler içerisinde en prestijli liderlerinden Hüsnü Mübarek, kışa dönüşen bu bahara 15 gün dayanabildi. 10 Şubat 2011’de yetkilerinin çoğunu yardımcısı Ömer Süleyman’a, 11 Şubat’ta da tüm yetkilerini orduya ve anayasa mahkemesine devretti, ayrıca da istifa etti. Aynı gün İsviçre bankaları, Mübarek’in hesaplarının dondurulduğunu açıkladı. Sonrası hazin… Mübarek birkaç ay içerisinde demir parmaklıklar arkasında ve hasta yatağı ile mahkemeye çıkarıldı.
Mısır’da Mübarek gitti ama rejim devam etti. Yani Kral Faruk’u 1950’lerin başında deviren Cemal Abdülnasır’la başlayan örtülü “Askeri Yönetim” devam etti. Nasır gibi, halefi Enver Sedat ve onun da halefi Mübarek asker kökenliydiler. Cumhurbaşkanlığı’na gelmeden önce de Yüksek Askeri Konsey’in en tepesinde (Genelkurmay Başkanı) idiler. Mısır’da her ne kadar hala cumhurbaşkanı yok ise de, Yüksek Askeri Konsey ve tepedeki Orgeneral Tantavi bu işlevi sürdürmektedir.
Mübarek’i deviren halkın bir yıl önceki en önemli şikâyeti “Yokluk, yoksulluk ve işsizlik” idi. Bir yıl sonra bu durum daha da kötüleşti. Zira iç istikrardan yoksun Mısır, en önemli geliri turizmden bir yıldır neredeyse hiç istifade edememektedir. Bunun anlamı ise, Mısır ekonomisinin çökmesi demektir. AB ve Arap Birliği’nin Tunus, Mısır ve daha sonra Kaddafi’nin ölümü ile Libya’yı da kattığı ülkelere önce 38, ardından 54 milyar dolara çıkartılan “sosyal yardım paketi” de bu kötü gidişatı durduramamaktadır.
Daha da bozulan ekonomi sebebiyle Tahrir Meydanı Ağustos 2011’den itibaren daha sık dolmaya ve eleştirilerin oku Yüksek Askeri Konsey’e yönelmeye başladı. Hele de Ekim 2011 sonunda Yüksek Askeri Konsey’in çıkardığı bir “Anayasa Bildirisi-SUPRA)” ile Konsey’i seçilecek hükümetin de üzerinde bir makama oturtmasıyla, Tahrir Meydanı’nın tek hedefi haline geldi.
Tahrir’de Yüksek Askeri Konsey hedef alınınca, Mübarek’i eleştiren Tahrircilere dokunmayan askerler, bu kez sert bir şekilde karşı koymaya başladılar. Ama bu durum üç turlu milletvekili seçimlerinde pek de lehlerine işlemedi.
Mısır’da 6 Nisan Hareketi ile daha önce Mübarek yönetimine bayrak açan ve genellikle entelektüel genç Mısırlılardan aldığı desteğe güvenen, Atom Enerjisi Ajansı eski Başkanı Muhammed Baraday’ın korktuğu başına geldi. Baraday, seçimlerin iki yıl sonra ve ortalık “durulduktan” sonra yapılmasını istiyordu. Ama Konsey, Müslüman Kardeşlerin isteğine uygun olarak seçimleri öne aldı.
Nitekim üçüncü turu 16-17 Ocak 2012’de yapılan milletvekili seçimleri sonunda Müslüman Kardeşlerin kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisi sandalyelerin %38’ini aldı. Biraz daha radikal olmakla birlikte aynı görüşe yakın Selefistlerin Nur Partisi de parsanın %29’unu kaptı. Baraday’a destek olabilecek Vafd ve Mısır Bloğu gibi laik yapıya yatkın partiler toplamda en milletvekillerinin en çok 1/3’ünü elde edebildiler.
Türkiye, Tunus-Mısır-Libya gibi üç Afrika ülkesindeki baharda, sadece Libya’da doğrudan müdahil oldu. Mısır’da ise, Eylül 2011’de Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın Tahrir Meydanı’ndaki konuşması çok tartışıldı. Müslüman Kardeşler ve İran, Erdoğan’ın “laiklik” vurgusunu eleştirdiler. Hatta askeri rejim taraftarı Enver Sedat’ın oğlu bile Erdoğan’ı “Mısır’ın iç işlerine karışmakla” suçladı. Yani Erdoğan Mısır’da “Ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamadı!”[1]
Sonuç
Mısır’da rejim devam ediyor. Şayet Yüksek Askeri Konsey, seçilen ve “Şeriat” düzenine yatkın partilere hükümet kurma görevini vermezse, Suriye’deki gibi çatışmalar kaçınılmaz hale gelir. Vermesi halinde de kendi meşruiyeti ve ordunun işlettiği pek çok ticari-ekonomik kuruluşlar ellerinden gidecek demektir. Bunun anlamı ise, Mısır’da “Arap Baharı”nın hala sona ermediğidir. Yani bu konu dünya kamuoyunu bir süre daha oyalayacak gibidir.
Mısır’la birlikte diğer Müslüman ülkeler birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin, Atlantik ötesinden (yani uzaktan kumandayla) “Model ülke”, ya da “Ilımlı İslam” gibi diğer Müslüman ülkelerin bırakın sempatisini, tepkisini çeken boş hayalleri bir yana bırakması gerektiği düşünülmelidir.


[1] Mısır’daki “Arap Baharı”nın ayrıntıları için bkz: Celalettin Yavuz, Serdar Erdurmaz, Arap Baharı ve Türkiye – Orta Doğu’da Kırılan Fay Hatları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012.
Kaynak: Turksam
VN:F [1.9.10_1130]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.10_1130]
Rating: 0 (from 0 votes)
Paylaş - Ekle - Gönder - Yazdır
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Bookmarks
  • MySpace
  • email
  • PDF
  • Add to favorites
  • Print
  • RSS
  • LinkedIn
  • Live
  • Yahoo! Bookmarks

Yazar: Orhan YILMAZ