Ortadoğu bizim evimiz

Türkiye’nin etrafı kaynamaya devam ediyor. En önemli faylar aynı anda kırılıyor. Irak işgalinden sonra şimdide de Libya ve Yemen kaos içinde. Suriye ve Mısır’da olaylar bir türlü durulmuyor. İran BM’in ve Batı’nın ağır yaptırımları altında… Lübnan da kaosa düştü düşecek. Tüm Arap dünyasında nefesler tutulmuş vaziyette. Petrol zenginleri bile, geçmişten farklı olarak, koruma altında değiller. Üstelik bu kez sadece doğu komşularımızda değil, Avrupa’da da ciddi sorunlar var. AB üyesi olmasına rağmen komşumuz Yunanistan iflas etti. Dahası İrlanda, İspanya, Portekiz, hatta İtalya bile ekonomisi çökebilecek AB üyeleri arasında sayılıyor. Siyasi çöküş batımızda da önce sosyal, ardından da siyasal huzursuzluklara yol açabilir.

Böylesine devasa bir istikrarsızlık bölgesinde Türkiye ‘istikrar adası’ olmakla övünüyor. Son verilere göre Türkiye büyüme hızında dünya şampiyonu oldu. Fakat Ankara’da herkes biliyor, yangın olan mahallede tehlikeden uzak durabilmek mümkün değil. Komşularımızın neredeyse tamamında kriz varken bizler huzur içinde olamayız. Üstelik bazıları Türkiye’yi de krizlerin içine çekmeye çalışırken: Biliyorsunuz Suriye ve Türkiye arasındaki anlaşmazlıklar bazılarını inanılmaz bir şekilde mutlu ediyor. Bu çerçevede Suriye ve İran bir yandan Türkiye’ye karşı fitlenirken, diğer taraftan Türkiye’ye “hadi sen aslansın, bu Esad’ın hakkından ancak sen gelirsin” denilerek Türkler gaza getirilmeye çalışılıyor. Maksat belli, başkasının hesabını Türkiye’ye gördürmek, bunun sonunda da Türkleri yeniden Batı kapılarında dilenir hale getirebilmek.

Ahşap evler

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son açıklamaları Ankara’nın krizlerin içine çekilmemek için ortaya koyduğu gayretlerin açık göstergesi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bulgaristan ziyareti de aynı bağlamda değerlendirilebilir. İran ziyaretinde ne dedi Davutoğlu, “biz bölgedeki ülkeler, yan yana duran ahşap evler gibiyiz. Birimiz yanarsak, hepimiz zarar görürüz.” Böylece hem İran’a, hem de Suriye’ye çok güçlü bir şekilde “Batı’yla bir olup size zarar vermeyiz” mesajı verilmiş oldu.

Türkiye bölge halklarının meşru taleplerine hak veriyor, hatta bu talepleri açık ve güçlü bir şekilde destekliyor. Ancak bu süreçte temel ilke, demokratik reformlar yapılırken güvenlik ve istikrarın korunması. Bir diğer ilke de bölgesel sorunların bölge aktörlerince çözülmesi şart. Bunun içinse Ortadoğu ülkeleri arasında düzenli ve sık sık yapılan istişarelere ihtiyaç var. Türkiye tıpkı Irak’ın işgalinde olduğu gibi bölge devletlerinin hiçbirini dışarıda bırakmadan, görüşme platformları oluşturmaya çalışıyor. Libya Temas Grubu’nun yarın İstanbul’da toplanması bu çabanın küçük bir örneği.

‘Arap baharı’ denilen ‘bölgenin yeniden yapılanması süreci’ sanılandan uzun sürecek. Bölgenin dört bir yanından alevler yükselmeye devam edecek. Bu uzun ve çetin süreçte Türkiye kendi evine bir tek kıvılcım düşürmemeye gayret gösteriyor. Ancak bu iş kolay değil. Riskler çok fazla… Olaylar birden bire Şii-Sünni savaşına dönebilir. Veya bölgede Batı’nın ve İsrail’in kışkırttığı yeni kutuplaşmalar oluşabilir. Nasıl bir kutuplaşma ve savaş çıkarsa çıksın Türkiye bölgesel bir anarşiden karlı çıkamaz. Bu nedenle Türkiye, komşuları başta olmak üzere bölge ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Bununla da yetinmiyor tüm bölgesel aktörleri birbiri ile görüşmeye teşvik ediyor.

Tüm bunlar Suriye ile Batı arasındaki köprülerin bir bir atıldığı günlerde yaşanıyor. ABD Dışişleri Bakanı Clinton “Esad meşruluğunu kaybetti, ABD için vazgeçilmez değil” derken, Türkiye ve İran Tahran’da “Suriye ile birlikte biz bir aileyiz” açıklamasını yapıyor. Batı’nın bölgedeki hoyrat politikalarının tersine Türkiye hem demokrasiyi, hem de kendi evini korumaya çalışıyor.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ