Ortadoğu İçin Yeni Bir Güvenlik Mimarisi Gerekiyor

Orta Doğu tarihinin çok kritik bir aşamasındayız. Orta Doğu halkları ilk defa kendilerini yönetmeye bu derecede yakın oldular. Orta Doğu ülkelerinde rejimler değişiyor. Liderler değişiyor. Yani gelecek değişiyor. Bundan sonrasında Orta Doğu “kan ve gözyaşı” ile değil, “özgürlük ve zenginlik” ile anılabilir. Ama bunun için “güvenlik” gerekiyor.

Orta Doğu’da artık liderler halkın görüşlerini, taleplerini, itirazlarını ve tercihlerini dikkate almak zorunda. Bunun anlamı çok büyük. Bu bereketli topraklarda bundan sonra “daha az saray daha çok fabrika” olacak. Libya’yı Libyalılar, Tunus’u Tunuslular ve Mısır’ı Mısırlılar yönetecek. Muhtemelen diğerlerini de…

Ama bu gelişme herkesi sevindirmeyebilir. Orta Doğu’nun birliği bazısı için sevindirici olsa da, bazısı için korkutucu olabilir. Orta Doğu’nun kendi zenginliğine sahip çıkması ve bu bölgede yaşayan halkların refaha kavuşması başkaları için endişe kaynağı haline gelebilir.

İslam dünyasının kendi içindeki sorunları çözmesi ve bu büyük coğrafyada işbirliğini geliştirmesi için gereken siyasi iradenin güçlenmesi şüphesiz İsrail’i rahatsız ediyor. Özellikle Gazze, Mısır, İran ve Suriye konusundaki agresif üslubuyla bölgede gerilimi sürekli yükselten İsrail’in bundan sonra da bu hatalı tutumundan vazgeçeceğini düşünmek yanlış olur.

Etnik merkezli ve agresif dış politika izleyen İsrail’in bugüne kadar hemen her ihtilafı “kılıç ahlakı” ile çözmek istediği biliniyor. Tutarsızlıkları nedeniyle Türkiye ile ilişkilerini de yitiren İsrail’in tıpkı Mavi Marmara Katliamı ve Gazze’yi hedef alan sayısız kanlı operasyonunda olduğu gibi silaha sarılması olasılığı çok yüksek.

O nedenle, İsrail’in Gazze Şeridi’ne olası bir tecavüzünü önlemek için, İsrail’i yakın gelecekte “daha önce Lübnan’a yönelik düzenlediği vahşi saldırıların” benzerlerinden çekinmesini sağlamak için bir zemin oluşturulması gerekiyor.

İsrail saldırganlığından rahatsız olan ülkelerin gönüllülük düzleminde, savunma teknolojileri, askeri eğitim, savunma sanayinde işbirliği, proaktif güvenlik anlayışı, kolektif tehdit algısı boyutlarını kapsayan bir çerçevede ortak çalışma yürütmesi şart.

Daha önce Türkiye 1955 yılında İran, Irak, Pakistan ve İngiltere ile SSCB’nin Orta Doğu’ya yönelik tehditlerini sınırlamak amacıyla Bağdat Paktı’nı kurmuştu. 1958’de Irak bu pakttan çekildi ve yeni bir anlaşmayla ABD de dahil edilerek Merkezi Antlaşma Teşkilatı’nı (CENTO- Central Treaty Organization) kuruldu. Bu ittifak 1979’a kadar devam etti.

Bir “yeni CENTO” veya “bölgesel NATO” Orta Doğu’nun çok büyük bir gereksinimini karşılayabilir. İsrail’in bölgede istikrarsızlık üretmeyi hedef alan politikalarının frenlenebilmesi için, bölgede Arap Baharı ile beraber filizlenen umutları büyütebilmek amacıyla “bölgesel savunma kimliği” geliştirilmeli. Bu kapsamda ilgilenen ülkeler gönüllülük düzleminde ve bölge istikrarını muhafaza azmiyle, Doğu Akdeniz’de “insani yardım”, “arama-kurtarma”, “seyrüsefer güvenliği”, “sahil güvenlik”, “çevre felaketi”, “yasa dışı göç”, “kaçakçılık” ve benzeri sahalarında çok sayıda “görev gücü” kurarak “kolektif tehdit algısı” ve “ortak güvenlik ve savunma protokolleri” ile istikrarı savunabilir.

Kaynak: Diplamatikgozlem.com

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ