Piri Reis araştırma gemisi 23 Eylül 2011’de Doğu Akdeniz’e doğru rota tuttu. Refakatine de Türk Donanması’nın muharip unsurları verilmiş. Bu olay bizleri 1970’li, 1980’li ve 1990’lı yıllarda Ege’deki “gerilim yüklü” günlere götürdü.
Ege’de Gerilimli Araştırma ve İzleme Dönemlerinde Türk Araştırma Gemileri
1973’te Yunanistan Ege’nin uluslararası sularında (karasuları dışında) deniz yatağında petrol araması için bir Norveç firmasına ruhsat verince, Türk-Yunan “Ege” gerilimlerini ilk kez yaşmıştık. Yunanistan, çağrıya rağmen gemiyi karasularına çekmeyince Türkiye de hiçbir sismografik ve araştırma cihazı bulunmayan “TCG Çandarlı” adlı destek gemisini Ege’ye çıkartmış, refakatine de gene Türk donanmasından muharip unsurlar vermişti.
TCG Çandarlı’nın “fonksiyon eksikliği” henüz belli olmuştu ki, bu kez de “Hora” adlı araştırma gemisi Ege’ye çıktı. Ancak, Sismik-1 adıyla 1976’da Ege’ye çıkan Hora, aynı yıl Türkiye-Yunanistan arasında İsviçre’nin Bern kentinde yapılan bir mutabakat “Bern Mutabakatı” sebebiyle, Ege’nin uluslararası sularının deniz tabanında araştırma yapmaya fırsat bulamadı.
1978’de ise bu kez Piri Reis Türkiye’nin donanımlı ilk deniz dibi araştırma gemisi olarak hizmete girdi. Türkiye ve Yunanistan, Ege’nin uluslararası sularında seyreden araştırma gemilerini karşılıklı olarak muharip unsurlarla izleyerek, “Bern Mutabakatı”na uyulup uyulmadığını kontrol etmeyi ihmal etmediler.[1]
Kıbrıs’ın Çevresinde Petrol Arama-Çıkarma Çalışmaları ve Türkiye’nin Niyeti
19 Eylül 2011’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY)’nin Kıbrıs’ın güneydoğusunda ve Türdkiye’ye en uzak noktada seçtiği sahada ABD Noble Energy şirketi ve İsrail’le birlikte ortak petrol arama çalışmaları başlatıldı. Türkiye de bunun üzerine 22 Eylül 2011’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile KKTC’nin münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) ortak petrol arama çalışması yapmak üzere anlaşma imzaladı.
Türkiye, önce Piri Reis araştırma gemisi ile Kıbrıs’ın kuzeydoğusu (Karpas Burnu-İskenderun) arasındaki sahada araştırma yapacak. Daha sonra da çalışmasını muhtemelen daha batıya doğru kaydıracak. Türkiye böylelikle gerilimi tırmandırmadan, ancak GKRY’ye de “Sen KKTC’de yaşayan Türkleri tanımazsan, ben de seni tanımıyorum!” mesajını açıkça vermektedir. Ancak, şurası da gerçek ki, 9 Eylül Üniversitesi’nin bu araştırma gemisi, sismik çalışmalardan daha çok deniz suyu araştırmaları üzerine yoğunlaşmıştı. İnandırıcı bir petrol arama çalışması için, daha gelişmiş ve donanımlı araştırma platformlarına ihtiyaç duyulduğunu sağır sultan dahi tahmin edebilir…
Buna rağmen Türkiye, AB’ye de “Türkiye’ye rağmen bölgede deniz sahalarının paylaşılmasını kabul etmiyoruz!” mesajı verilmek istenmiştir. Bu mesaj aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki İsrail dâhil tüm kıyıdaş ülkelere ve Noble Energy firmasının ait olduğu ABD’yedir de…
Ege’deki deniz sahalarının paylaşımı yapılamadığından, evvelce yaşanan 30 yıllık gerilim 2000 yılında Türkiye’nin hazırladığı “Ege’de Güven Artırıcı Önlemler” paketi ile artık unutulmaya yüz tutmuştu. Şimdi Doğu Akdeniz gözler önünde ve bu denizin paylaşımında Türkiye’nin gene itirazları var. Kendisini Kıbrıslıların meşru “Kıbrıs Cumhuriyeti” gibi gören GKRY de bu konuda Türkiye’yi “Tecavüzkâr” olarak nitelemekte, BM’ye, AB’ye ve ABD’ye şikâyet etmektedir. Gazeteler ise Türkiye ve Türkleri yeniden “Atilla”[2] olarak nitelemektedirler.
Türkiye’nin Milli Çıkarlardaki Israrcılığı Karşısında Kriz Tırmanır mı?
GKRY “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla her ne kadar tüm dünyada “meşru” olarak tanınsa da, Türkiye, 1974’ten beri Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarının takipçisi olacağını evvelce olduğu gibi bir kez daha açıkça göstermektedir. Ancak, bu kez karşısında sadece bu tüm dünyanın tanıdığı GKRY değil, aynı zamanda ABD, ABD’nin üç güçlü lobisi (Yahudi, Rum ve Ermeni), AB, İsrail, Yunanistan ve Rusya da vardır. Hatta bu konuda Suriye, Mısır ve Lübnan gibi, Doğu Akdeniz tabanından petrol-doğalgaz çıkarmak isteyen Müslüman ülkeler bile Türkiye’nin yanında olmayacaklardır. Bunun anlamı da “siyasi” açıdan “yalnızlık”tır.
Türkiye’nin GKRY ile birlikte yaptığı arama girişimleri GKRY tarafından “uzlaşmaz” bir tutum olarak nitelendirilerek AB, BM ve ABD’ye şikâyet edilmiştir. AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’ndan 27 Eylül’de alınan ilk ses Türkiye’yi suçlamaktadır.[3]
Piri Reis’in denize açıldığı günlerde GKRY’nin petrol arama çalışması yaptığı 12 nolu sahaya müdahale etmeyeceği, hatta GKRY’nin belirlediği arama sahalarından TPAO’nun arama yapacağı sahalarla örtüşmeyenlere girilmeyeceği zannediliyordu. Ancak, 27 Eylül itibariyle GKRY’nin rama başlattığı 12 numaralı saha ile diğer sahalardan 8 ve 9 nolu sahalarla da kısmen örtüşen bir sahada (G sahası) araştırma yapılacağı öğrenildi.[4] Bu yeni gelişmenin çatışma riskini artırabileceği değerlendirilmektedir.
Bu arada Piri Reis’in GKRY’nin karasularında da çalışacağı bildirildi. Gemiye Türk Donanması’na ait suüstü unsurları uzaktan refakat ettiği gibi, Türk savaş uçaklarının da bölgede zaman zaman uçtuğu ve henüz GKRY ya da İsrail’den bir tecavüzkâr hareket yapılmadığı öğrenilmiştir.[5]
Türkiye’nin, gerek GKRY’nin belirlediği 13 sahadan biriyle örtüşecek coğrafyada, gerekse Kıbrıs’a ait karasuları ve MEB’de de arama çalışmaları yapabileceği anlaşılmaktadır. Zira bu konuda KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, TPAO’ya doğalgaz araştırma yetkisinin “Ada’nın kuzeyini de güneyini de kapsadığını” ifade etmiştir.[6] Bu sebeple, gerilimin tırmanmasına bağlı olarak, bölgedeki deniz dibi araştırmasını Karadeniz’de olduğu gibi, Brezilyalı firmalara da verilebileceği beklenmektedir. Bu durum ise çatışma riskini artırabilecektir. Türk tarafının Kıbrıs sularında kuracağı petrol platformu ya da ciddi arama faaliyetleri de çatışma riskini arttırabilecektir.
Ada’nın kuzeyi dışındaki tüm diğer coğrafyalarda GKRY’nin Yunanistan’la birlikte müdahalesi söz konusu olabilir. Denizdeki olası bir çatışma, kuşkusuz Ada’da GKRY-KKTC arasında karşılık bulabilir.
Olası bir çatışmaya İsrail iştiraki, halen GKRY ortaklığı ile doğalgaz arama çalışmalarının yapıldığı sahaya Türkiye’nin müdahalesi ya da aynı sahada Türkiye’nin de doğalgaz çıkarma çalışması başlatması halinde kuvvetle muhtemeldir.
Piri Reis’i korumak üzere Türk Donanması’ndan yeterli muharip unsurlar (denizaltı ve korvet) görevlendirildi. Denizaltıların sualtında karakol yapmak üzere Piri Reis’in çalışma yapacağı sahalara yakın ve sualtında karakol yapmaları beklenebilir. Keza, bu sahaya intikal rotaları üzerinde de karakol mümkündür.
Korvetlerden biri GKRY’nin araştırma yaptığı bölgeye yakın (gemilerin belirli seyrüsefer emniyet mesafesinde) izleme yapması, bir diğerinin de Piri Reis’in yakınında “Suüstü emniyetini” tesis için görevlendirilmesi muhtemeldir. Gerektiğinde bu görevler deniz karakol uçakları ve Hava Kuvvetlerinin keşif unsurları, sahil gözetleme radarları ve hava radarları ile desteklenebilir. Bu gemilerden birine yapılabilecek müdahale de gerilimi süratle tırmandırabilir.
Doğu Akdeniz’de Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye ve Kıbrıs sularının altındaki deniz tabanında 1.7 milyar varillik petrole karşılık doğalgazın 3.700 milyar metreküplük rezerv ile dünyada 5. Sırayı aldığı, yakın zamanda arama çalışması başlatılan 12 nolu sahanın da 283 milyar metreküplük rezerve sahip olduğu ileri sürülmektedir. 12 nolu sahanın doğusunda ve İsrail MEB’i içerisinde kalan Leviathan adlı sahada daha önce Noble Energy’nin gaz arama çalışmaları başlattığı da bilinmektedir.[7]
Bu arada KKTC, GKRY’nin tek yanlı doğalgaz çıkarma girişimiyle ortaya çıkan krizin aşılması için 25 Eylül 2011’de BM’ye 4 maddelik bir çözüm planı önerdi. Türkiye’nin de destek verdiği bu maddelerden en önemlisi ise, BM Genel Sekreterinin tarafların eşit katılımıyla bir komite oluşturulması istenmesidir[8]. Bu önerinin kabulü halinde Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı anlaşmasının gereği yapılmayacağından, gerilimin de giderilmesi mümkün olacaktır. Buradaki sıkıntı Rum tarafındadır. Zira Dimitri Hristofyas’ın gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde böylesi bir “teslim” politikası izlediği kolaylıkla propaganda edilebilir ve anlamı da “ipinin çekilmesi” demektir…
Sonuç
Türkiye, 1999 yılından beri neredeyse unutulan “Komşularla sorunsuz” bir ortama, milli çıkarlar söz konusu olunca, “Koşularla Sıfır sorun Politikası” diye yola çıkan AKP hükümeti döneminde yeniden taşınmıştır.
2000 yılında iki ülkenin de uzlaştığı Türk-Yunan Ege’de Güven Artırıcı Önlemler paketi sebebiyle Türk-Yunan gerilimi yaşanmamıştır. Ancak, “Komşularla Sıfır Sorun” diye söylem üreten AKP hükümetinin hala Ege’deki bir dizi sorunlardan (Kıta sahanlığı, karasuları, hava sahası, FIR hattı, aidiyeti tartışmalı adacık-kayalıklar, Lozan hilafına silahlandırılan adalar, deniz yan hududu, Arama Kurtarma Sahası sorunları vb) hiçbirine 9 yıllık yönetime rağmen en ufak bir çözüm üretememesi de bir “eksiklik!” olarak görülmelidir.
Ekonomik krizin AB destekleri olmasa neredeyse iflasa sürükleyeceği Yunanistan, Kıbrıs civarındaki gelişmelere alçak perdeden katılmaktadır. Ancak, krizin atlatılması ile birlikte Doğu Akdeniz’deki Türk-Yunan deniz paylaşımıyla ilgili sorun da gündeme getirilecektir. Şu an için Yunanistan “sütre gerisinden” Türkiye’ye karşı kozlarını GKRY ile birlikte AB ve ABD nezdinde oynamayı sürdürmektedir…
Türkiye, uluslararası nitelik taşıyan bu sorunda, her ne kadar “çatışma istemediğini belirtse de”, Başbakan Erdoğan’ın “Gerekirse savaşırız!” şeklindeki “Dil sürçmesi” sebebiyle[9], şu an için “çatışmacı” taraf olarak anılmaya başlanmıştır. Buna rağmen, Türkiye’nin Noble Energy-İsrail işbirliği ile yapılan GKRY petrol çıkarma çalışmalarına müdahale etmeyeceği de anlaşılabilmektedir. O halde en azından bu sebeple İsrail’le çatışma riski azalmıştır…
Türkiye’nin meşru milli çıkarlarından ödün vermemesi esastır. Bunun için de “yalnız” kalınan bölgede en azından siyasi “müttefikler” bulmak da gerekliydi. Yani, eskilerin tabiriyle bu tür işler “Ağyarını mani, efradını cami yapılmalı” idi! Şimdilik çözümün düğümünü çözme işi de karşıya bırakılmış durumdadır!
[1] Yunan araştırma gemilerini izleme görevine TCG Akhisar ve TCG Demirhisar ile (ilkinde II. Komutan, ikincisinde Komutan olarak) bu yazının yazarı da fiilen birkaç kez katılmıştır.
[2] Batı Hun İmparatoru Atilla kast edilmektedir.
[3] Güven Özalp, “AB’den Türkiye’ye ağır eleştiri”, Milliyet, 28.09.2011.
[4] Safa Karahasan, “Akdeniz’de parsel krizi”, Milliyet, 28.09.2011.
[5] Mithat Yurdakul, “12. parsele doğru gidiyor”, 28.09.2011, http://dunya.milliyet.com.tr/akdeniz-de-parsel-krizi/dunya/dunyadetay/28.09.2011/1443838/default.htm
[6] Abdurrahman İtik, “Türkiye’nin arama yetkisi Ada’nın her yerinde geçerli”, Zaman, 25.09.2011.
[7] Markus Bernath, Gianluca Wallisch, “Gefährlicher Gasrausch vor Zypern”, 27.09.2011, http://derstandard.at/1317018641929/Streit-mit-der-Tuerkei-Gefaehrlicher-Gasrausch-vor-Zypern
[8] “Doğalgaz krizine KKTC’den yeni öneri”, 25.09.2011, http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/09/25/dogalgaz.krizine.kktcden.yeni.oneri/630569.0/index.html
[9] Bu konuda Ankara’daki yabancı diplomatik misyon görevlileri bile endişelerini dile getirdiler.
Kaynak: Türksam
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]