Terör örgütlerinin sonları, en çok merak edilen konuların başında gelir. Hele ülkemiz gibi zengin örgüt mezarlığına ve aynı zamanda doğumuna şahit olan bir coğrafyada bu konu çok daha fazla ilgi uyandırır. 12 Haziran seçimleriyle ivme kazanan terörle aktif mücadele döneminin sonuçları ve bundan sonra sürecin nereye evrileceği, Antalya’da gerçekleştirilen “Uluslararası Terörizm ve Sınır Aşan Suçlar Sempozyumu”nun ana tartışma konularındandı.
Dünyanın çeşitli ülkelerindeki üniversite, strateji merkezi ve güvenlik birimlerinden katılan yaklaşık 300 uzmanın farklı sorulara cevap aradığı sempozyum, PKK’nın geleceğini de detaylı tartışmaya açtı. Örgütle ilgili temel bulguların ve analizlerin dört somut çıkarımı olduğu söylenebilir.
İlk olarak, yurtiçi ve yurtdışında gerçekleştirilen operasyonlarla örgüt, alan ve kan kaybediyor. Bu aynı zamanda ciddi bir örgüt içi demoralizasyonu da beraberinde getiriyor. İkinci olarak, KCK’nın deşifresiyle özellikle demokrat Kürtler üzerinde oluşan baskının azalması farklı Kürt siyasal söylemlerine zemin sağlıyor (“Benim için ölme ve öldürme” inisiyatifinde olduğu gibi).
Üçüncü olarak, gerek kırsalda gerekse kentlerde kış öncesi tam kapasiteyle eylem yapmak isteyen örgüt eylemcilerinin büyük bir çoğunluğunun yakalanması ve geri kalanının ise dağlardaki geleneksel üslenmelerine geçememeleri, ciddi bir şaşkınlığa yol açmış durumda. Bu gelişmelerin sonucu olarak, örgütten çözülmelerin de arttığı istatistik? göstergelere yansıyan bir başka realite.
PKK İNTİHAR EYLEMLERİNE HAZIRLANIYOR
Küçülen, alan kaybeden, demoralize olarak çıkmaza giren terör örgütlerinin içine düştüğü çaresizlik hali, onları, çılgın eylemlere iter. Bir taraftan Kürt sokağındaki demokrasi taleplerinin şiddeti reddeden eğilimi, diğer taraftan terörle mücadeledeki alan başarısı, başka bir riskle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bu şartlar altında PKK’nın intihar eylemlerine yönelmesi riski daha da yükselmiş durumda.
Diyarbakır’da Tahrir’i yapamamış, kış üslenmesine geçmeden sansasyonel eylemlerini gerçekleştirememiş, “öz savunma birlikleri”yle toplu bir isyan başlatamamış örgütün seçenekleri dağdan inme ile intihar arasında sıkışıyor. PKK’nın bir süreden beri, intihar eylemlerine yöneldiğinin ipuçları da oldukça fazla. Gerek 29 Ekim’deki Bingöl eylemi gerek o günden bu yana eylem hazırlığındaki yaklaşık 38 militanın farklı kentlerde yakalanmış olması, örgütün gideceği nokta açısından çok önemli.
Bu aşamada, sıkışmışlık hissine kapılan yönetici kadronun, intihar eylemlerine yönelmesini önleyecek bir dönüşümü ortaya koymak gerekir. Bunun birinci koşulu, örgüte büyük anlamlar yükleyerek onu meydana çağırıp, ondan sözde “kahramanlıklar” bekleyen akıl sahiplerinin bu yaklaşımlarından derhal vazgeçmeleridir. Çünkü sıkışmışlık halindeki bir şiddet yapılanması, kendisini sanal bir gerçeklikle bir süre daha kandırabilir ve toplumda infial yaratacak intihar eylemleri yapabilir.
Bu noktada aydınların örgütü silah bırakmaya çağırması sadece bir sorumluluk değil, aynı zamanda vicdani bir görevdir. Özellikle trajik bir intihar eyleminden sonra “Eylemi kınamak zaten hepimizin görevi ama arkasındaki nedenlere bakalım” işgüzarlığıyla yeni saldırılara kılıf hazırlamak sadece Bingöl’de ölen militan kadın ve onun üstüne atlayarak çocuklarını kurtarmaya çalışan anne Hatice trajedilerinin sayısını artırır.
PKK intihara giderken yapılması gereken intihara azmettirme ve teşvik değil, örgütü bu hareketinden alıkoymaktır. Günün sonunda, ne ölenin kendine ve topluma yararı var ne de böyle bir intiharın bu ülkenin geleceğine sağladığı bir katkı… Çaresizlerin çaresizliği üzerinden fırsatçılık yapmanın kimseye yararı yoktur. 40 binin üzerindeki ölümün verdiği mesaj da zaten bu olsa gerek.
Kaynak: usakgundem.com




















