Serbest ve adil seçim sistemleri, demokrasilerin önkoşulu olarak kabul edilir. Liberal demokrasilerde, özellikle başkanlık ya da yarı başkanlık sistemleri varsa, seçimler son derece çekişmeli geçer. İktidara talip partiler ve kişiler, seçim zamanı yaklaşırken çoğunluğun oylarını almak için hemen her yola başvururlar. Seçim yarışında halen iktidarda olup da oy oranı düşen siyasiler bulunduğunda, yarış daha keskin, propaganda dönemi daha sert geçer; siyasilerin vaatleri hamasetten geçilmez.
Siyasi yarışların keskin geçtiği bu tür yerlerde, siyasilerin kendilerine seçiği bazı hedef kitleler bulunur. Çok genel olarak sosyal demokrat ya da sol eğilimli partiler orta ve alt sınıfları, önceki iktidarın ‘öteki’ olarak gördüğü kesimleri ve eğitim, sağlık, iş gibi alanlarda açık sorunları bulunan kesimleri hedeflerler. Sağ ya da muhafazakar kesimler ise, hemen her yerde ulusal değerleri, tarihi faziletleri gündeme getirip bunları dini ve/veya etnik referanslarla şekillendirir; toplumun çoğunluğunu bu değerleri korumaya muktedir bir ekibin olduğuna inandırmaya çalışırlar. Hangi eğilim olursa olsun, bir yandan en fazla oy hesabı yapılır, öte yandan seçim maliyetini karşılayacak hatta iktidar olduktan sonra da yakın temas sürdürülecek etkin ve zengin bir azınlığın desteği aranır.
Seçim teması
Avrupa ülkelerinde seçim süreçlerinin vazgeçilmez temaları ve hedef kitleleri vardır; bu hedef kitlelerin bir kısmı kötü örnek olarak gündeme getirilir ve böylece iyi örnekler sunanın oy kazanması beklenir. Avrupa ülkelerinin kötü örnek anlamındaki hedef kitleleri neredeyse belli gibidir. Romanlar, Ortadoğu kökenli göçmenler, Türkler ve genel anlamda Müslümanlar neredeyse her seçimin geleneksel teması durumundadır. Kimi bu kesimleri kazanmaya uğraşır, kimi de bu kesimlerden hoşlaşmayan diğerlerini.
Bu çerçevede Almanya ve Fransa’da benzer hedef kitleler, farklı özellikleriyle öne çıkarılır. Almanya’da seçimlerde mutlaka Türkiye kökenliler gündeme gelir ve seçim bu kesimin Almanya’ya entegrasyon derecesi üzerinden şekillenir. Fransa’da ise en popüler konu, Türkiye kökenliler değil Türkiye’dir. Türkiye’nin AB’ye üyeliği, Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığı tartışılır. Gayet tabi seçimlerin tek konusu Türkiye ve Türkiye kökenliler değildir; ancak bazen öyle işler yapılır ki Türkiye konusu tüm seçmen davranışlarını etkileyecek başka temalara dönüşür.
Hedef tema
Almanya açısından Türkiye tartışması Müslümanları, Fransa açısından ise Ermenileri ima eder. Seçimler yaklaşırken özellikle sağ olarak tanımlanan partiler Almanya’da meclise Türklerin durumunu ima eden yasa tasarıları getirirlerken Fransa’da Ermeni soykırım yasa tasarıları gelir.
Kendi iç ortamına bağlı olarak yapılan bu girişimler, sosyal ya da siyasi durumların yasalar yoluyla nihai bir biçime kavuşturulması gibi garip bir duruma yol açar. Fransa’da şu sıralar gündeme gelen içeriğiyle soykırımın inkarının suç sayılması ise, ceza yöntemiyle bir iradenin kabul ettirilmesi anlamına gelir. Bu, bir yandan ifade özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına da gelebilir. Ancak daha önemlisi, soykırım tartışması üzerinden birilerinin gönlü kazanılırken diğerlerini kaybetmek kaçınılmaz olur. Üstelik mesele toplumların daha demokratik ve barışçı yollara evrilmesine katkı da sağlamaz, devletlerarası keskin bir siyasi mücadeleye dönüşür.
Bugün Fransa’daki siyasi ortam, seçimlere giderken Ermenilerin desteğini garanti etmeye yönelik bir hamle olarak görülebilir. Ancak anlaşılan o ki esas konu, Türkiye’yi kızdırmak ve Türkiye’nin bu kızgınlıkla atacağı adımları onun Avrupalı olmadığını gösterecek biçimde kullanmak.
Kaynak: Star




















