Sınır ötesi operasyon dendiğinde, Türkiye’de hemen herkesin aklına PKK ile mücadele çerçevesinde Kuzey Irak’a yapılan kara harekâtı gelir. Tarih bilgilerinin kötü aktarımının zihinlerde yarattığı yanılsamayla, zaten ordu denince kara gücü anlaşılan kuvvetlerin akın akın bu bölgeye çıkarma yaptığı sanılır.
Terörle mücadele, uzun zamandır bu biçimde yapılmıyor ve sınır ötesi operasyon denen uygulama da sadece “bombalama” ya da vuruşmayı içermiyor. Üstelik askeri anlamda kara operasyonu niteliğine bürünecekse, bunun da önceden duyurulması yöntemine gidilmiyor. Kampların askeri yöntemlerle bertaraf edilmesi amaçlanıyorsa, buradakilerin kaçmasına ya da sızmasına engel olmak için önceden kamuoyuna ilanlar yapılmıyor. Eğer, kara operasyonu ihtimali kamuoyuna duyuruluyorsa, bu aslında askeri araçları kullanmaktan imtina edildiği anlamına gelir. Bu durumda da sınır ötesi operasyon, askeri değil siyasal araçların kullanım önceliğine ve muhatapların da bu çerçevede önlem almaları gereğine işaret eder.
Geniş alan
PKK nedeniyle gündeme gelen sınır ötesi operasyonların esas amacının Kuzey Irak yönetimiyle ilişkileri bozmaksızın bu bölgeden Türkiye’ye geçirilen lojistiğin önüne geçilmesi gibi gözüküyor. Dolayısıyla Kuzey Irak yönetimden PKK’ya silah, teçhizat ya da diğer malzeme sağlayan oyuncuları engellemesi isteniyor; engellemez ya da engellenemez ise, bu işi Türkiye’nin yapacağı beyan ediliyor. Hal böyle olunca da sınır ötesi operasyon sadece Kuzey Irak’a değil başka yerlere doğru da yapılmış oluyor.
Dar çerçeveden bakıldığında doğrudan Kuzey Irak ile ilgili bir askeri faaliyetmiş gibi gözüken operasyonlar, aslında askeri kapasiteyi bir gösterge olarak kullanmayı ve siyasal anlamda çok sayıda oyuncuya tavır sergilemeyi ifade eder, buna da “yumuşak güç” denir. Sanıldığı gibi yumuşak güç, askeri kapasitenin hiç dikkate alınmadığı bir gücü tarif etmez. Yumuşak güç, askeri kapasitesi yeterli caydırıcılığa sahip bir ülkenin bu araca başvurmak yerine siyasal ve ekonomik araçları öncelikli kılıp barış ve istikrar politikası uygulaması haline denir. Anlaşılan o ki PKK Türkiye’yi yumuşak güç olmaktan çıkarıp yeniden sert güce dönüştürüp eski hataları yapmaya zorluyor; Türkiye ise bu ihtimali saklı tutarak hala yumuşak güç koşullarını kullanmayı zorluyor.
Geniş kapsam
Sınır ötesi operasyonlar ile yumuşak güç politikasının bir arada değerlendirilmesini kolaylaştıracak bir diğer durum ise, Türkiye’nin diğer yerlerdeki faaliyetlerine bakarak da yapılabilir. Başbakan Erdoğan’ın Mısır, Libya ve Tunus gezisi; bu ziyaretler sırasındaki “tavsiyeler”, imzalanan ve imzalanma sözü alınan anlaşmalar, Filistin’in devlet meşruiyeti için verilen çabalar kendi başına sınır ötesi operasyon olarak değerlendirilebilir.
Söz konusu ziyaretlerin arka planında gayet tabi stratejik beklentiler, yeni güç dengeleri ve yeni ittifak arayışları mevcut. Ancak kullanılan araçların siyasal ve sosyal nitelikte olması, nedense bu faaliyetlerin sınır ötesi operasyon olarak anılmamasına yol açıyor. Çemberi genişletirsek, Somali yardımları, Azerbaycan ile Nabucco doğalgaz hattı görüşmeleri ve hatta NATO Füze savunma sistemi radarlarının ülkeye yerleştirilmesi süreci bile sınır ötesi operasyon sayılır. Üstelik marifet bu operasyonları askeri güç ile gerçekleştirip de Suriye’deki Esad rejiminin ya da Kuzey Kore yönetiminin içine düştüğü çıkmaza benzememektir.
Türkiye, sert güç olmaya yöneldiği her durumda zarara uğradığını bilen vatandaşlardan oluşuyor, yumuşak güçten sert güce dönmesi için ortam hazırlayanlarda da haz etmeyen çoğunluğa sahip.
Kaynak: Star




















