Suriye’de Esad yönetiminin genel af ilan etmesi, reform sürecinin başladığı izlenimi yarattı. Kararın hiç de kolay verilmediği tahmin edilebilir, zira af kapsamına giren kişilerin büyük çoğunluğu rejim karşıtı oldukları gerekçesiyle hapisteydiler. Rejimi, yönetimi ve yöneticileri protesto eden, sokaklara dökülen, bazen taş bazen silah atan ama daha çok “siyasi suçlu” olarak tanımlanan farklı çevrelerden kişiler, serbest kalacaklar.
Müslüman Kardeşler, solcular ve Kürtler biçiminde tanımlanan, ancak liderleri ve ortak talepleri henüz anlaşılamayan muhalif taraf açısından bu af konusu önemli olmalı. Zira muhalefet içinde insanları birleştiren şey, yeni bir Suriye’nin nasıl kurulacağına ilişkin projelerden çok baskıcı rejimden kurtulmak. Muhalif kesimin en belirgin özelliği ise “gençlerden” oluşması. Genç nüfusun zaten fazla olduğu Suriye’de gençler farklı düşünebilmeyi, eleştirebilme özgürlüğünü talep ederlerken aslında daha iyi bir gelecek istediklerini anlatmaya çalışıyorlar. Gençlerin daha iyi bir gelecek beklentisi ise en genel anlamda küresel sistemin dinamiklerine özgürce dahil olabilme beklentisi olarak açıklanabilir.
Bağlardan kurtulmak
Suriye’nin yeniden yapılanması ile ülkenin küresel sistem dinamiklerine açık hale gelmesi arasındaki bağıntı, doğal olarak değişmeyi gerektiriyor. Küresel sistemin gereği olacak değişimi de bir devletin tek başına ve sadece içeride alacağı önlemlerle başarması mümkün değil. Diğer bir ifadeyle küresel sistemle uyumlu hale gelinecekse, bu sistemin oyuncularını dışarıda bırakarak bir değişim yaşanması olası değil. Bu durumda, eski ortaklar yerine yeni dostlar aranması; ancak eski ortakları kızdırmanın maliyetine de katlanmak gerekiyor.
Suriye’nin küresel sistemin ekonomik, sosyal ve siyasal çoğullaşma baskısına direnmesinde kendisine yardımcı olan ortağının İran olduğu biliniyor. İran, arkasındaki Rusya ve kısmen Avrupa desteğiyle müttefik olarak kayda geçirilmiş, bu ittifakın itici gücü de İsrail düşmanlığı olmuştu. İsrail “öteki” olduğu sürece Suudi Arabistan ve ABD de bu “öteki” içinde yer alabilmiş ve her türlü baskı rejimini makbul gösterecek bir ortam yaratılabilmişti. Küresel sisteme dahil olma yönündeki değişim bu dizginin de kırılması anlamına geliyor. Kısacası Suriye İran’la bağlarını gevşetirken İsrail ile barış güvercinlerini Golan’dan uçurmak zorunda kalacağı bir evreye giriyor.
Yeni bağlar kurmak
Türkiye ile Yunanistan’ın aralarındaki sorunların tümünü çözmeden de barış inşa edilebileceği gerçeği, “deprem” sonrasında açığa çıkabilmiş, ilişkilerin normalleşmesi ile Türkiye’nin küresel sistemle uyumlu hale gelme arzusu birleşmiş, ancak bu iradeye güç katan “Batı” desteği de büyük bir ivme vermişti. Suriye’nin de normalleşmesi için bir “Batı” ivmesine ihtiyacı bulunuyor. Ancak Suriye’ye el verecek “batı”, 1990’ların batısı değil. Artık ülkelere istikrar vaadi Maastricht kriterleriyle değil NATO bombalarıyla yapılıyor, ekonomik yardım yerine ekonomik ceza uygulanıyor, sınırların genişletilmesi yerine sınırlar daha sıkı korunuyor. Dolayısıyla Suriye’yi sisteme taşıyacak “Batı”, tam da Suriyelileri ikilemde bırakacak güvensizlik ortamını destekliyor.
Türkiye’nin neden hem Esad hem de muhaliflerle görüşüp durduğunu ve neden sorunların ortasında yer aldığını soranlar varsa, bunun sadece Türkiye’nin tercihiyle olmadığını söylemek gerekiyor. Suriye’deki hemen tüm kesimler için dışarıdan gelecek “el”in Türkiye üzerinden uzanacağı düşünülüyor; bu “el”den şüphe dahi duyulsa Türkiye’nin Suriye lehine “pazarlık” yapabilecek güçte olduğuna inanılıyor.
Kaynak: Stargazetesi




















