Türk siyaseti yeniden yapılanırken

Türk siyaseti yeniden yapılanıyor. Soğuk Savaş’ın ‘sağ’ ve ‘sol’ etiketleri artık anlamsız kalıyor. Eskinin ‘sol’u bazen ‘sağ’ oluyor, ‘sağ’ı ise ‘sol’. Günümüzdeki ayrışmanın temelinde ulusalcılık ve küreselleşme var. Türkiye içe kapalı mı kalacak, yoksa dünya ile entegre mi olacak? İşte asıl mesele bu soruda. Ulusalcılar daha devletçi, içe kapalı bir yapıdan yanalar. Kendilerini öyle adlandırmasalar da küreselleşmeciler devletin yerini ulusal ve uluslararası özel sektörün aldığı, Türkiye’nin tam anlamıyla dışa açıldığı, hatta dış dünya ile entegre olduğu bir Türkiye istiyorlar. Ulusalcılar bol bol bağımsızlıktan ve egemenlikten bahsediyorlar. Küreselleşmecilerin vurguları ise siyasi ve iktisadi özgürlük ile demokrasi. Ancak tüm bu söylemler de yanıltıcı. Ne ulusalcılar daha ulusal, ne de küreselleşmeciler dış dünyanın adamları. Hatta Türkiye’nin eski halinden memnun olan bazı dış aktörler içeride ulusalcılar ile ittifak halindeler. Ergenekon davası sanıklarına yakından baktığınızda İsrail ve Rusya ile çok özel ilişkiler geliştirdiklerini rahatça görebilirsiniz. Öte yandan Türkiye’yi dış dünyaya açmaya çalışan kişilerin başında gelen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu belki de gelmiş geçmiş en milli isimlerin başında geliyor.

Küreselleşme ile mevcut düzen arasındaki çatışma öylesine yaman bir gerilim yaratıyor ki Türkiye’nin siyasetinden ekonomisine her alanında depremlere yol açıyor. Bu gerilim daha 1980’lerde ortaya çıkmıştı. İkisi de sağ gelenekten gelmesine rağmen Özal ile Demirel dünya değiştikçe iki düşman kardeşe dönüşüvermişti. Özal Türkiye ekonomisini dışa açarken, içeride de her alanda devletin alanını halkın lehine daraltıyordu. Böylece Özal milliyetçiliği de, muhafazakarlığı da, dindarlığı da, kısacası düzenin tüm değerlerini yeniden tanımlamaya başladı. Yeniden tanımlama süreci Özal’ın ani ölümüyle tamamlanamadı, ancak Türk siyasi hayatındaki kırılma her geçen gün büyüdü ve bizlerin sağcı bildikleri sola, solcu bildikleri sağa düşmeye başladılar. 28 Şubat Darbesi kırılmanın zirvesini oluşturdu. Tek parti döneminde kurulan bürokratik devletin artık ayakta kalamayacağı endişesi devlet içinde kendilerini ayrıcalıklı gören sağcı ve solcuları birleştirdi. Onların özel sektördeki ve medyadaki uzantıları da bu oluşuma katıldı. Her darbenin doğal destekçisi görünümündeki üniversitenin katılımıyla ulusalcı cephe tamamlanmış oldu. Böylece sağın ve solun en marjinal uçlarından gelen ve geçmişte birbirlerine kin bilemiş insanlar bile aynı safta yer alabildiler.

Biraz önce söylediğimiz gibi kendilerine ne kadar ‘ulusal’ derlerse desinler, ne kadar çok vatan, millet, Sakarya söylemleriyle konuşurlarsa konuşsunlar ulusalcıların küreselleşmecilerden daha ulusal veya daha bağımsızlıkçı olduklarını söyleyebilmek mümkün değil. Tam tersine sandıktan (halktan) destek alamadıkları için ulusalcılar ayakta kalabilmek için dış desteğe yöneldiler ve dış bağlantıları her geçen gün güçlendi. İsrail’in ise bu bağlantılar içinde özel bir yeri vardır. 1990’lar boyunca yükselen muhafazakar dalgaya karşı askeri-sivil bürokraside başlayan İsrail sevgisi zamanla ‘laikliğin garantisi İsrail’ anlayışına döndü ve hükümetlere rağmen İsrail, Türkiye’nin müttefiki haline getirildi. İsrail’e ek olarak ABD’de bazı neo-con çevrelerle, özellikle Pentagon’da bazı isimlerle kurulan özel ilişkilerde de bazı ulusalcılar kendi ulusuna karşı yabancılarla işbirliği yaptılar.

2002’de iktidar çok güçlü bir şekilde el değiştirdiğinde ise hem içeride, hem de dışarıda panik başladı. İçeride sistemin adamları düzenin geri dönülmez bir şekilde değiştiği korkusuyla, dışarıdakiler ise ‘kontrolden çıkan Türkiye’ endişesiyle zaten yakın olan ilişkilerini ittifaka çevirdiler. Bu nedenle son 9 yılda Türkiye’de yapılan tüm darbe planlarında dış boyut mutlaka olmuştur. En son seçim sürecinde dış dünyanın doğrudan müdahale girişimleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Konu derin, bir sonraki yazıda devam edeceğiz…

 

Kaynak: Stargazetesi

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)
Be Sociable, Share!

Yazar: Orhan YILMAZ