AKADEMİK ÖZGÜRLÜK


ULUSLARARASI İLİŞKİLER ÖĞRENCİLERİNİN REHBER SİTESİ





Küresel ısınma, iklim değişikliği konusunda yaklaşık 2 hafta sürecek müzakerelerin yapılacağı Birleşmiş Milletler iklim konferansı Kopenhag'da başladı. Ev sahibi Danimarka'nın Başbakanı Rasmussen, dünya liderlerinin bu fırsatı kaçırmaması gerektiğini bildirdi.





Danimarka Başbakanı Lars Loekke Rasmussen, bugün başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansının, "dünyanın kaçırmaması gereken bir fırsat" olduğunu söyledi.
Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da düzenlenen ve yaklaşık iki hafta sürecek konferansın açılışında, dünya çocuklarının, yıkıcı ısınma etkileri olmayan bir dünyada büyümek istedikleri mesajlarını içeren video görüntüler gösterildi.

Rasmussen, konferansın açılışında 192 ülkeden gelen delegelere hitaben yaptığı konuşmada, güçlü ve iddialı bir iklim değişikliği anlaşması gerektiğine dikkat çekti.
Başbakan Rasmussen, konferansın yapıldığı Kopenhag ile ilgili, İngilizce umut anlamına gelen "hope" sözcüğüyle birleştiren bir kelime oyunu yaparak, "Önümüzdeki iki hafta boyunca Kopenhag, Hopenhag olacak... Nihayetinde bugün burada bize verileni dünyaya geri vermeliyiz: daha iyi bir gelecek umudu" dedi.

Konferansa başkanlık eden Connie Hedegaard da hükümetlerin Kopenhag zirvesindeki fırsatı kaçırmaları halinde daha iyi bir fırsatın önlerine çıkamayabileceğini hatırlattı.
Hedegaard, küresel iklim değişikliği anlaşmasının anahtarının, iklim değişikliğinin etkilerine karşı savaşan yoksul ülkelere yardımcı olacak kamu ve özel teşebbüsün yardımını artırma yollarını bulmak olduğunu söyledi.

Connie Hedegaard, hükümetlerin Kopenhag zirvesindeki şansı kaçırmaları halinde daha iyi bir fırsatın olmayabileceği uyarısında bulundu.
BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli Başkanı Rajendra Pachauri de daha fazla kasırga, sıcak hava dalgaları, seller ve buzulların erimesini önlemek için eyleme geçmek gerektiğini söyledi.

Pachauri, ayrıca "iklimgate" denilen Birleşik Krallık'taki East Anglia Üniversitesi'nde bilim adamları arasında küresel ısınmayla ilgili e-posta yazışmalarının basına sızdırılmasını eleştirdi.

Kopenhag'da 190 ülkeden 15 bin delegenin katılımıyla bugün başlayan ve iki hafta boyunca müzakerelerin yapılacağı konferans, 18 Aralık'a kadar sürecek, devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı bir zirve ile sona erecek.

9 Tonluk buzdan kutup ayısı
İklim değişimine dikkat çekmek için 9 tonluk buz kütlesinden yapılan kutup ayısı heykeli, Kopenhag'daki iklim zirvesinin yapılacağı konferans merkezinin önüne dikildi.
Heykeltıraş Mark Coreth tarafından yapılan buzdan ayı, toplantıların yapılacağı Bella Center'ın gölgesinde iki haftalık zirve boyunca yavaş yavaş eriyerek liderlere mesaj verecek.
Buzdan Ayı Projesinin tertipçileri, ısının yükselmesi yüzünden kutup buzullarının erimesine dikkat çekmek istiyor.

Kutup ayılarının doğal yaşam alanının giderek kaybolması, bu hayvanların yeryüzünden silinmesi tehlikesini de beraberinde getiriyor.
Coreth, buzdan ayı yapma fikrinin Kanada'nın kuzeyindeki Baffin adası buz denizine yaptığı gezide ortaya çıktığını söyledi. Coreth, "Tüm Kuzey Kutbu büyük bir tehdit altında" dedi.
Kuzey kutbunda yaz buzullarının 1970'lerden beri yüzde 45 oranında inceldiği belirtiliyor. Buzulların 30 yıla varmadan tamamıyla ortadan kaybolacağı tahmin ediliyor.
Ülkelerin,  sera etkisi yaratan gazlarda ne kadar indirime gidebilecekleri konusunda bulundukları taahhütler şöyle:

- ABD Başkanı Barack Obama, sera gazlarının atmosfere salımını 2020'de, 2005 seviyesinin yüzde 17'si oranında kesme sözü verdi. Bu, 1990 seviyesinin yüzde 3-4'ü oranında bir azalış anlamına geliyor. ABD, 2030 itibarıyla yüzde 41, 2050 itibarıyla ise yüzde 83 azaltımı hedefliyor.
- Avrupa Birliği 2020 itibarıyla, emisyonu 1990 seviyesinin yüzde 20'si oranında kesmeye karar verdi. Diğer gelişmiş ülkelerin benzer taahhütlerde bulunmaları halinde hedefi yüzde 30'a çıkartabileceğini bildirdi.
- Japonya da diğer gelişmiş ülkeler benzeri taahhütlerde bulunurlarsa 2020'de, 1990 seviyelerinden yüzde 25 oranında azaltma hedefini benimsedi. 
- Avustralya da sera gazı emisyonlarını 2020'de, 2000 seviyesinin yüzde 25 altına çekmeyi hedefliyor.
- Rusya, Avrupa Birliği'ne, diğer gelişmiş ülkelerin de aynısını yapmaları halinde 2020'de yüzde 25 oranında emisyonları azaltmaya hazır olduğunun işaretini verdi. 
- Kanada da 2020'de emisyonları 2006 seviyesine oranla yüzde 20 kesmeyi planlıyor.
- Norveç 2020'de, 1990 seviyesinin yüzde 30-40'ı oranında düşüş planlıyor.
- Çin, "karbon yoğunluğunu" (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın her bir birimine karşılık gelen karbon emisyonu miktarı) 2020 itibarıyla 2005 seviyesinin yüzde 40-45'i oranında kesme sözü verdi.
- Hindistan da karbon yoğunluğunu 2005'e göre yüzde 20-25 oranında azaltmayı hedeflediğini bildirdi.
- Endonezya, mevcut durumda emisyonları 2020 itibarıyla yüzde 26 oranında kesme sözü verirken, finansman sağlanması halinde bu oranı yüzde 41'e kadar çıkarma sözü verdi.
- Güney Kore, geçen hafta emisyonları 2005 seviyesine göre 2020'de yüzde 4 oranında azaltabileceğini açıkladı.
- Brezilya, daha ziyade Amazonlardaki ormanların yok olmasını yavaşlatmak suretiyle 2020'de emisyonları yüzde 36-39 oranında azaltabileceğini bildirdi.
- Meksika, 2050 itibarıyla 2000 yılı seviyesinin yüzde 50'si oranında bağlayıcı olmayan bir azaltım öngörüyor, ancak bu hedefi hayata geçirmek için mali ve teknik yardım bekliyor. 
- Güney Afrika, gelecek 10 yılda emisyonları yüzde 34 oranında azaltacağını bildirdi. Bu oranın 2025'te yüzde 42'ye çıkacağını açıkladı.



Kaynak: Ajanslar

y
Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı McCully’den Davutoğlu’na ilginç soru: Son günlerde hangi gazeteyi açsam Türkiye’nin aktif dış politikasını görüyorum, bu nasıl oluyor?








Afganistan ve Bosna Hersek gibi Türkiye’nin yakın coğrafyasını ilgilendiren konulara hakimiyeti nedeniyle NATO dışişleri bakanları toplantısında komşu ülkelerden ve AB’li meslektaşlarının yoğun görüşme önerileri ve sorularıyla karşılaşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu, belki de en fazla Türkiye’nin oldukça uzağındaki Yeni Zelanda’nın Dışişleri Bakanı Murray McCully’nin sorusu şaşırttı.
NATO toplantısında Türkiye’den görüşme talebinde bulununca McCully’nin ne isteyebileceğini tahmin etmeye çalışan Türk diplomatlarını, Yeni Zelandalı bakanın Davutoğlu’na “Son günlerde hangi gazeteyi açsam Türkiye’nin aktif dış politikasını görüyorum, bu nasıl oluyor” şeklindeki sorusu rahatlattı.
“Türkiye bölgesinde çok parladı. Sizi ilgiyle takip ediyorum” diyen McCully, daha ayrıntılı bilgi alabilmek ve ikili işbirliğini ilerletmek için Davutoğlu’nu en yakın zamanda ülkesine davet etti.
Mcully ve Davutoğlu, gelecek aylarda yapılması beklenen ziyarette iki ülke ilişkilerini ilerletmeye yönelik “5 yıllık eylem planı” hazırlanması ve bazı işbirliği anlaşmaları imzalanması konusunda mutabık kaldı.



Kaynak: USAK


Economist dergisi, Türkiye'nin Batıdan uzaklaştığı yolundaki iddiaların abartılı olduğunu yazdı.




Dergi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek hafta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama ile görüştüğünde, Amerika'nın Afganistan'a yaptığı takviyeye destek vermesi talebiyle karşılaşacağını, fakat Erdoğan'ın Afganistan'a muharip asker gönderme talebini geri çevireceğini savunuyor.

Economist'e göre, Erdoğan'ı eleştirenler, bunu, Türkiye'nin Batı'dan uzaklaşmakta olduğunun ispatı olarak göstermeye çalışacaklar.

Dergi, Erdoğan'ın Batı'dan uzaklaşmasına örnek olarak gösterilen tutumlar arasında, Türkiye'nin İran ve Sudan'la yakınlığını, İsrail'e yönelik sert açıklamaları da sayıp, ardından, cihat yanlısı Türklerin ise Erdoğan'ı Amerika'nın fino köpeği olarak gördüğünü belirtiyor.

"Türkiye'nin tarafı, İran'a yaptırım oylamasında belli olacak"

Economist'in yorumundan öne çıkan diğer satırlar şöyle:

"Erdoğan'ın Obama'ya, neden İran'a karşı yeni yaptırımlardan yana olmadığını açıklamak gibi daha zor bir işi olabilir. Batılı bir diplomat, "Türkiye'nin bizim tarafımızda mı yoksa karşı tarafta mı olduğunu, yaptırımlar için oylamaya gidilirse göreceğiz" diyor."

"Erdoğan'ın düşmanları, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ordunun gücünü kırpmaya çalışmasının Avrupa Birliği'ne giriş arzusuyla değil, ülkede dini iktidarı yerleştirmek istemesiyle ilgili olduğunu iddia ediyorlar. Erdoğan'ın İslami bir diktatörlük kurmak için, özgür basını susturmaya çalıştığını iddia ediyorlar." yorumunu yapan Economist dergisi şöyle devam ediyor.

"Fakat Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği hedefine bağlı ve ülkesinin Avrupa Birliği hayalleri sona erse dahi, Türkiye'yi özgürleştiren reformlar yapmaya devam edecek gibi görünüyor. Erdoğan ayrıca, Türkiye'nin kendi Kürtler’iyle sorunlarını çözmeye çalışıyor ve Ermenistan'la uzlaşma yolunda ilerliyor. Bunlar, pek de Batı'dan uzaklaşmanın işaretleri değil."

Economist, Türkiye'de ele geçen belgelerin ordu içinde bir grubun bazı Hristiyanlar'a suikast düzenleyip suçu Adalet ve Kalkınma Partisi'ne atmaya çalıştığını gösterdiğini savunuyor ve yazının başında değindiği Afganistan'a asker gönderme konusuna dönerek, yazıyı "Neden onlar Afganistan'a gönderilmesin ki?" diye bitiriyor.



Kaynak: ABHaber


NATO Karadağ’ın ittifaka üye olması için hazırladığı yol haritasını yürürlüğe koydu. Ancak Bosna’nın üyelik talebi ertelendi.






10 yıl önce Karadağ’a hava operasyonu düzenleyen NATO ülkeleri, ülkeyi Üyelik Eylem Planı’na dahil ettiklerini açıkladı.

28 üyeli NATO, Karadağ’ı yaptığı reformlardan ötürü övdü.

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Bosna Hersek’in ise eylem planına alınması için daha fazla reform yapması gerektiğini söyledi. Genel Sekreter, NATO’nun Bosna’ya destek olmaya devam edeceğini bildirdi.



Kaynak: ABHaber


Afganistan'a muharip asker gönderme tartışmaları ile geçen NATO Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye asıl mücadeleyi Bosna konusunda verdi ve büyük oranda başarılı oldu. Türkiye'nin yoğun çabaları sonucu Bosna'ya NATO üyeliği yolunu açacak Üyelik Eylem Planı'na (ÜEP) "şartlı vize" verildi.




Toplantı başlarken NATO'nun ağır toplarının "mutlak hayır" yönündeki tutumu Türkiye'nin başını çektiği bir grup üye sayesinde "şartlı evet"e döndü. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Hollanda gibi İttifak'ın kuvvetli üyelerinin güçlü itirazı ile karşılaşan Ankara, Slovenya ile birlikte "Bosna-Hersek'e ÜEP verilmesi" inisiyatifi başlattı. Ortak inisiyatife Türkiye ve Slovenya ile Slovakya, Macaristan, Norveç, Arnavutluk ve İspanya imza verdi. Türkiye iki günlük zorlu müzakere sürecinde Bosna-Hersek'in ÜEP'e katılımının ilkesel bir tavır olduğunu ve geri adım atmasının mümkün olmadığını müteaddit kereler iletti.

İlk günkü müzakerelerin ardından 12 üye Türkiye-Slovenya inisiyatifine destek verirken, 9 ülke Bosna-Hersek'e NATO üyeliği yolunu açan ÜEP'e itirazlarını sürdürdü. Dün sabah ise Türkiye'nin pozisyonunu destekleyen ülkelerin sayısının artması üzerine, itiraz eden ülkelerle "mutlak hayır"dan "şartlı evet"e dönen bir formülde uzlaşıldı. NATO Bakanlar Toplantısı sonuç bildirgesinde "Bosna-Hersek'in reform çabalarında gerekli ilerlemeyi sağlaması durumunda ÜEP'e katılımına karar verilmiştir." ifadesi yer aldı. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de "Bosna'da herhangi bir tereddüt olmamalı. Sizi ÜEP'te görmek istiyoruz. Sizi NATO'da görmek istiyoruz. Ülkenizin önemini anlıyoruz." dedi.

AHLAKİ SORUMLULUK HATIRLATMASI

Brüksel'den dönerken gazetecilere zorlu müzakere maratonunu anlatan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da görülen en büyük katliam olan Srebrenitza soykırımı başta olmak üzere, Batı'ya 1990'lı yıllarda ölüme terk edilen Boşnaklara vicdani sorumluluklarını hatırlattığını belirtti. Boşnakların, Sırpların ve Hırvatların ÜEP'te uzlaştığını, ayrıca Bosna'nın komşularının da desteklediği bu müracaata olumsuz cevap vermenin Boşnakları bir defa daha yıkacağını vurgulayan Davutoğlu, sonuçtan Boşnakların da memnun kaldığını kaydetti.



Kaynak: Zaman

Türkiye Ek Asker Göndermiyor

Gönderen Orhan YILMAZ 0 yorum


ABD'nin Afganistan'a ek asker talebinin görüşüldüğü Brüksel'deki NATO toplantısında, 25 ülke, toplam 7 bin takviye güç gönderme sözü verdi. Kabil bölge komutanlığını devralması dolayısıyla asker sayısını 800'den 1700'e çıkaran Türkiye ise ilave asker taahhüdünde bulunmadı. Türkiye, Afgan güçlerinin eğitimi için 60 eğitmen gönderecek.





ABD Başkanı Barack Obama'nın Afganistan'da Taliban'a karşı savaşın yükünü paylaşmak için katkı çağrısı yaptığı NATO ülkeleri, ek kuvvet gönderme taahhüdünde bulundu. Obama'nın 30 bin takviye asker gönderme kararının ardından Brüksel'de dışişleri bakanları düzeyinde toplanan NATO müttefikleri toplam 7 bin asker sözü verdi. ABD'nin muharip güç talep ettiği Türkiye ise herhangi bir asker taahhüdünde bulunmadı. Türkiye, Afgan güçlerinin eğitimi için 60 eğitmen gönderebileceğini bildirdi.

NATO'nun Afganistan'daki operasyonu çerçevesinde Kabil Bölge Komutanlığı'nı geçen ay bir yıl süreliğine yeniden devralan Türkiye, Afganistan'da normalde 800 civarında bulunan asker sayısını, komutanlık görevi süresinde 1700 civarında tutacak. Bu kapsamdaki kuvvet artırımını geçen ay gerçekleştiren Türkiye, Afganistan'daki askeri gücünün görev alanını Kabil ve çevresinin güvenliğini sağlamakla sınırlandırmıştı. Washington yönetimi, birliklerin görev tanımında "daha çok esneklik" ve "daha az rezerv" beklediğini Ankara'ya iletmişti. Ancak Türkiye'nin muharip güç konusundaki tutumunu değiştirmesi beklenmiyor.

NATO dışişleri bakanları toplantısı kapsamında basına bilgi veren NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, "En az 25 ülke, 2010 yılında Afganistan'daki güçlerine 7 bin civarında ek takviye önerisinde bulundu." dedi. Rasmussen, "Şimdiye kadar verilen açık taahhütler var. Önümüzdeki haftalar ve aylar içinde bunu yeni açıklamalar izleyecek." diye de ekledi. ABD'nin Afganistan'daki birliklerinin komutanı General Stanley McChrystal, 40 bin asker talep etmişti. Afganistan'daki asker sayısını 30 bin ilaveyle 100 bine çıkarma kararı alan ABD yönetimi, kalan 10 bin askerin de diğer NATO üyelerince karşılanması çağrısında bulunmuştu.

NATO kaynaklarından alınan bilgiye göre, Afganistan'a 1000 yeni asker gönderebileceğini açıklayan İtalya'ya ek olarak, Polonya 600, İngiltere 500, İspanya 200, Portekiz 150, Çek Cumhuriyeti 100 ve Slovakya da 250 ek asker göndermeye hazırlanıyor. NATO üyesi olmayan Gürcistan'ın 900 ek askerle Washington yönetimini memnun etmesi beklenirken, aynı durumdaki Avustralya 140, Makedonya 80, İsveç 125, Ukrayna da 20 ek asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk da 35 muharip asker, 50 eğitmen sevk edeceğini duyurdu. Ermenistan da Afganistan'daki uluslararası koalisyon gücüne ilk kez gelecek yıl başında 40 asker göndereceğini bildirdi. Fransa ve Almanya'nın ise Afganistan güvenlik güçlerinin eğitim çabalarını artırmaları bekleniyor.

Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İngiliz meslektaşı David Miliband ile görüşmesinde 28 Ocak'ta Londra'da toplanacak uluslararası Afganistan konferansında bu ülkenin "komşularının dışlanmaması" mesajını verdi. Davutoğlu, Miliband'a, konferansın başarısının Afganistan'daki bütün unsurların desteklenmesine, komşularının sürece dahil edilmesine ve uluslararası taahhütlerin devamına bağlı olduğunu iletti.

TÜRKİYE İLE ÇALIŞMAYI SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUZ

Brüksel'deki NATO dışişleri bakanları toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Afganistan'a çok yönlü katkıları nedeniyle Türkiye'ye "çok müteşekkir" olduklarını belirtti. Clinton, Erdoğan'ın ABD ziyaretini ve "Türkiye'nin öncülük edeceği birçok konuda ortak çalışmayı sabırsızlıkla beklediklerini" kaydetti. Washington'da konuşan Obama'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı General James Jones ise Türkiye'nin Afganistan'ın normalleşmesinden "kilit ülkelerden biri" olduğuna dikkat çekti. Ek asker tartışmalarına da değinen Jones, bunun Türkiye'nin "ulusal meselesi" olduğunu söyledi.

Yeni Zelandalı bakandan Davutoğlu'na: Hangi gazeteyi açsam Türkiye'yi görüyorum

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Afganistan ve Bosna-Hersek gibi Türkiye'nin yakın coğrafyasını ilgilendiren konulara hakimiyeti nedeniyle NATO dışişleri bakanları toplantısında komşu ülkelerden ve AB'li meslektaşlarının yoğun görüşme önerileri ve sorularıyla karşılaştı. Ancak Davutoğlu'nu belki de en fazla, Türkiye'nin oldukça uzağındaki Yeni Zelanda'nın Dışişleri Bakanı Murray McCully'nin sorusu şaşırttı. NATO toplantısında Türkiye'den görüşme talebinde bulununca McCuplantısında komşu ülkelerden ve AB'li meslektaşlarının yoğun görüşme önerileri ve sorularıyla karşılaştı. Ancak Davutoğlu'nu belki de en fazla, Türkiye'nin oldukça uzağındaki Yeni Zelanda'nın Dışişleri Bakanı Murray McCully'nin sorusu şaşırttı. NATO toplantısında Türkiye'den görüşme talebinde bulununca McCuplantısında komşu ülkelerden ve AB'li meslektaşlarının yoğun görüşme önerileri ve sorularıyla karşılaştı. Ancak Davutoğlu'nu belki de en fazla, Türkiye'nin oldukça uzağındaki Yeni Zelanda'nın Dışişleri Bakanı Murray McCully'nin sorusu şaşırttı. NATO toplantısında Türkiye'den görüşme talebinde bulununca McCully'nin ne isteyebileceğini tahmin etmeye çalışan Türk diplomatlarını, Yeni Zelandalı bakanın Davutoğlu'na "Son günlerde hangi gazeteyi açsam Türkiye'nin aktif dış politikasını görüyorum, bu nasıl oluyor?" şeklindeki sorusu rahatlattı. "Türkiye bölgesinde çok parladı. Sizi ilgiyle takip ediyorum." diyen McCully, daha ayrıntılı bilgi alabilmek ve ikili işbirliğini ilerletmek için Davutoğlu'nu en yakın zamanda ülkesine davet e McCully'nin ne isteyebileceğini tahmin etmeye çalışan Türk diplomatlarını, Yeni Zelandalı bakanın Davutoğlu'na "Son günlerde hangi gazeteyi açsam Türkiye'nin aktif dış politikasını görüyorum, bu nasıl oluyor?" şeklindeki sorusu rahatlattı. "Türkiye bölgesinde çok parladı. Sizi ilgiyle takip ediyorum." diyen McCully, daha ayrıntılı bilgi alabilmek ve ikili işbirliğini ilerletmek için Davutoğlu'nu en yakın zamanda ülkesine davet eTürkiye'nin aktif dış politikasını görüyorum, bu nasıl oluyor?" şeklindeki sorusu rahatlattı. "Türkiye bölgesinde çok parladı. Sizi ilgiyle takip ediyorum." diyen McCully, daha ayrıntılı bilgi alabilmek ve ikili işbirliğini ilerletmek için Davutoğlu'nu en yakın zamanda ülkesine davet etti.



Kaynak: Zaman


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesinde havaalanında açıklamalarda bulundu. Başbakan "Afgan ordusuna eğitim verebiliriz. Zaten veriyoruz” dedi. DTP'nin kapatılması konusunda ise "Doğmamış çocuğa don biçilmez. İnşallah ülkemiz için hayırlı olur" diye konuştu. Erdoğan 8 Aralık'ta Obama ile görüşecek. Sonra Meksika'ya geçecek, 10 Aralaık'ta Türkiye'ye dönecek.









Erdoğan ABD gezisi öncesi basına çeşitli açıklamalarda bulundu. 8 Aralık'ta Beyaz Saray'da Obama ile görüşecek olan Erdoğan daha sonra Meksika'ya geçecek. Başbakan 10 Aralık'ta Türkiye'ye dönecek.
Başbakan ile Obama'nın müzakere gündeminde K. Irak'taki durum, PKK, İran, Suriye, Ermeni açılımı, Kürt açılımı ve Afganistan'a Türk askeri gibi önemli ve yoğun konular var. 
Başbakan Erdoğan'ın havaalanında yaptığı açıklamaların satır başları şöyle:
7 aralık Pazartesi günü Başkan Obama’yla kısıtlı katılımlı bir toplantımız olacak. Ardından çalışma yemeğinde birlikte olacağız.
Washington’daki temaslarda Obama’nın deyimiyle model ortak olan iki ülke arasındaki ilişkilere dair görüş alışverişinde bulunacağım.
Irak, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar’daki gelişmelerle, küresel mali kriz, iklim değişikliği konularında görüş telakisinde bulunacağız. Temaslarımda ülkemizin dış politikasına dair mesajları vermeye gayret edeceğiz.
Başkan Obama’nın ülkemize yaptığı ilk ziyaretin ardından ilişkilerimizde önemli bir ivme yakalanmıştır. Örnek bir düzeyde olan askeri ilişkilerimizin iktisadi alana da yansıtılması hedefimizdir. ABD’nin ardından Meksika’yı ziyaret edeceğim. Bu ziyaret Latin Amerika ile ilişkilerimizde yeni bir açılım için faydalı olacaktır.
Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
DTP’nin kapatma davası sonrası parti kapatılırsa sine-i millete döneriz açıklaması hakkında ne diyorsunuz?
Doğmamış çocuğa don biçilmez. Kararı Anayasa Mahkemesi verecektir. Verilecek karar temenni ederim ki ülkemiz için hayırlı olur.
Sine-i millet kimleri kabul eder kimleri kabul etmez bunun ölçüsü sandıklarda belli olur. Sine-i millet halkımızın göstereceği bir tasarruftur. Hiçbir siyasi liderin onun üzerinde etkisi olamaz.
ERGENEKON DAVASI
Hukuk tasarrufu çerçevesinde bu kararı yargı versin. Kalkıp ana muhalefet lideri her zaman yaptığı açıklamaları yapıyor. Ben bunları çirkin buluyorum. Kuvvetler ayrılığı prensibinin olduğu bir toplumda yargı erkine müdahale olarak görüyorum.
DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİ
Milli birlik ve kardeşlik projesi konusunda herkesin taşları eteğinden kimileri de paçasından dökülüyor. Biz bunun devlet projesi olduğunu muhatabının 72 milyon olduğunu söyledik. Biz bunları her vatandaşımıza anlatmanın gayreti içinde olacağız.
ORTADOĞU BARIŞ SÜRECİ
Biz durumdan vazife çıkaramayız. Taraflar Türkiye’den arabuluculuk talep ederlerse gereken gayreti gösteririz.
Ortadoğu’da aktörler çok. Uluslar arası kurum ve kuruluşlar çok. Bundan sonra da bu tür gayretlerin içinde bulunacağız.
Taraflar böyle bir talepte bulunmadığı sürece bizler böyle bir eşeyin içine girmeyiz.
AFGANİSTAN KONUSU
Silahlı kuvvetlerimiz talep gelmeden 700 civarında olan asker sayımızı 1750 civarına çıkardık. Şu anda biz orada yapabileceğimiz yapıyoruz. Bunun dışında ne olur diyecek olursanız Afgan ordusuna eğitim verme imkânımız var onu yapabiliriz.
Silahlı kuvvetlerimiz buna hazır aynı şekilde emniyet teşkilatımız da buna hazır.
Altyapı konusunda orada çok önemli çalışmalarımız oldu. Şu ana kadar 150 milyon dolarlık yatırımımız var. Bütün bunlar Afgan halkı ile tarihten gelen yakınlığımızın geleceğe taşınması ile ilgili olarak atılmış adımlardır.


Kaynak: Hürriyet

Vizesiz Hangi Ülkelere Gidebilirsiniz?

Gönderen Orhan YILMAZ 04 Aralık 2009 Cuma 0 yorum


Türkiye'ye vize uygulamayan ülke ve özel idare bölgeleri şöyle:

Antigua-Barbuda,

Arjantin,

Arnavutluk,

Bahamalar,

Barbados,

Belize,

Bolivya,

Bosna-Hersek,

Brezilya,

Ekvador,

El Salvador,

Fas,

Fiji,

Filipinler,

Guetemala,

Güney Afrika Cumhuriyeti,

Gürcistan,

Haiti,

Hırvatistan,

Honduras,

Hong Kong,

İran,

Jamaika,

Japonya,

Karadağ,

Kazakistan,

Kırgızistan,

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,

Kolombiya,

Kore Cumhuriyeti (Güney Kore),

Kosova,

Kosta Rika,

Libya,

Makau Özel İdare Bölgesi,

Makedonya,

Maldivler,

Malezya,

Mauritus,

Nikaragua,

Palau Cumhuriyeti,

Paraguay,

St. Vincent-Grenadines,

Singapur,

Solomon Adaları,

Sri Lanka,

Suriye,

Svaziland,

Şili,

Tayland,

Trinidad-Tobago,

Tunus,

Tuvalu,

Uruguay,

Ürdün,

Venezuela.





 Aralık 2009 Tarihli

Yunanistan İle Yeni Dönem

Gönderen Orhan YILMAZ 0 yorum


Ermenistan, Suriye ve Irak ile ilişkilerinde attığı adımlarla dikkat çeken Türkiye, batı komşusu Yunanistan ile de yeni bir döneme giriyor. Atina'da görüşen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Yunan Başbakan Yorgo Papandreu, ilişkilerin geleceğini şekillerendirecek dört önemli prensip üzerinde anlaştı.






Türkiye ile Yunanistan ikili ilişkilerde yeni bir sayfa açıyor. Önceki gün Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile görüşen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 4 alanda işbirliği yapma konusunda anlaştıklarını açıkladı. Atina'dan Brüksel'e giderken uçakta Türk gazetecilere konuşan Davutoğlu, "çok güzel bir başlangıç" yaptıklarını ve Papandreu'nun şahsında "çok güçlü bir muhatap" bulduklarını söyledi.

Atina'da katıldığı AGİT toplantısında Brüksel'deki NATO toplantısına giderken uçağında Türk gazetecilerle sohbet eden Davutoğlu, Türkiye ile Yunanistan'ın üzerinde mutabık kaldığı 4 işbirliği alanını şöyle sıraladı:

İkili ilişkilerde düzenli siyasî diyaloglar (ekonomik ve kültürel ilişkiler, Kıbrıs-Ege sorunları, azınlıklar)

Avrupa Birliği'nde Türk-Yunan ilişkilerinin güçlendirilmesi (AB'nin üyesi olan bir Türkiye ile Doğu Akdeniz'e kayacak AB çekim merkezinin desteği ile bölgede bir sinerji üretilmesi)

Bölgesel alanda işbirliği (Balkanlar, Ortadoğu, Akdeniz, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı)

Küresel alanda işbirliği (Küresel ısınma, BM'de bölgeyi ilgilendiren meseleler)

Atina'ya gitmeden önce Papandreu'ya 4 konuda teklif götürmeyi kararlaştırdıklarını kaydeden Davutoğlu, baş başa görüşmelerinde Papandreu'nun neredeyse tamamıyla aynı tekliflerle masaya gelmesine hem çok şaşırdığını hem de çok sevindiğini kaydetti. İki ülkenin vizyonları arasında tam bir tetabuk (örtüşme) olduğunu vurgulayan Bakan, "Sanki onlar bizi dinlemiş gibi aynı şeyler söylediler. En son olarak küresel ısınmada neden işbirliği yapmayalım diye sorunca ben de tamamen aynı şemayı çizdim ve kendisine bizdeki 'aklın yolu birdir' sözünü aktardım." dedi. Krizlerden ziyade vizyoner siyasete odaklanılması gerektiğini muhatabına aktardığını söyleyen Davutoğlu, "Papandreu'da bir vizyon perspektifi var." dedi.

Davutoğlu ile Papandreu'nun ilk resmî görüşmeleri entelektüel seviyesi oldukça yüksek bir sohbete şahitlik etti. Türkiye'nin Asya'nın en batısı, Yunanistan'ın da Avrupa'nın en doğusu gibi algılandığına işaret eden Türk bakan bu ayrımların suni olduğunu belirtti. Davutoğlu bu suniliği izah ederken ünlü İtalyan filozof Niccolo Makyavelli'nin Prens'i ile Türk filozof Kınalızade Ali Çelebi'nin Ahlak-ı Alai'sini mukayese etti. Prens'te Yunan felsefesinin bulunmadığını, sadece Roma kültürü ile Hıristiyanlığın olduğunu, buna karşın Kınalızade'nin Sokrates'i en büyük üstadı gördüğünü anlatan Davutoğlu karşı tarafın düşman gibi görülmemesi gerektiğini ve ayrımların ne kadar suni olduğunu anlattı. Papandreu, Davutoğlu'ndan Kınalızade'nin kitabının İngilizcesinin olup olmadığını sordu.

Küresel çağda çatışmayı körükleyecek bir adım

Atina'da İsviçre Dışişleri Bakanı Michelline Calmy-Rey ile görüşen Davutoğlu minare referandumuna sert tepki gösterdi. İsviçre'deki kararın Avrupa kültürünün 16. yüzyılda terk ettiği mezhep çatışmalarını ve dini bağnazlığı çağrıştırdığını kaydeden Davutoğlu, bu tür tavırların küresel çapta çatışmayı körükleyecek potansiyele sahip olduğu uyarısı yaptı. Meselenin demeçlerle geçiştirilemeyecek kadar mühim olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Çok endişeliyim. Meseleyi çok ciddiye almalıyız. Tek başına münferit bir hadise gibi ele alınabilecek bir olay değil. Bir kesimin fevri tutumu da değil. Avrupa'nın en elit, en iyi eğitimli toplumlarından birinde oluyor bu hadise. Bu bir semptom ve ciddiye alınması gerekiyor." dedi. İsviçre'deki referandumun Avrupa kültürü için de bir tehdit olduğunu söyleyen Dışişleri Bakanı, Avrupalı yetkilileri cesaretle konunun üzerine gitmeye davet etti. "Bundan böyle kim Avrupa'da camilerin emniyette olduğunu söyleyebilir? Bundan 15 yıl önce Bosna'da yüzlerce cami yıkıldı. Milyonlarca Müslüman Avrupalı liderlerden net tavır bekliyor ve buna hakları var." diyen Davutoğlu, İsviçre Dışişleri Bakanı'nın da neticeden son derece rahatsız olduğunu vurguladı. Ahmet Davutoğlu, İsviçre'nin ikinci bir referanduma tersi bir teklifle gidebileceğini kaydetti.

NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın en mühim konusu Afganistan'a muharip asker gönderilmesi meselesinde Bakan Davutoğlu, "Biz durumu sadece askerî mesele olarak görmüyoruz." dedi. Afganistan'daki sorunun sadece askerî değil çok geniş ve kapsamlı bir perspektif ile alınması gerektiğini vurgulayan Dışişleri Bakanı, Türkiye ile Afganistan arasındaki ilişkilerin herhangi bir ikili ilişki olmadığını özellikle vurguladı. Devlet teşkilatının yeniden yapılandırılması, eğitim ve sağlık sorunlarının çözümünün en az güvenlik kadar önemli olduğuna vurgu yapan Bakan, Türkiye'nin Afganistan'a tarihinin en kapsamlı insani yardımını gönderdiğini, 50 okul yaptırdığını belirterek Afganistan'da güvenliğin sağlanmasının en emin yolunun Afgan ordusunun güçlendirilmesi olacağını kaydetti. Afganistan'a muharip asker gönderilmesine soğuk baktığını ihsas ettiren Davutoğlu meselenin NATO toplantılarında ele alınacağını vurguladı. 



Kaynak: Zaman

ABGS İstanbul'da ofis açıyor

Gönderen Orhan YILMAZ 0 yorum


Avrupa Birliği Genel Sekreterliği çalışmalarını artık İstanbul'dan da yürütecek.ABGS İstanbul ofisi, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın katılımıyla yarın açılacak.









Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine uyumuna yönelik çalışmalarda koordinasyondan sorumlu kurum olarak faaliyet gösteren Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nin bir ayağı artık İstanbul'da.
İstanbul Ortaköy'de bulunan ofisin açılışı yarın Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın katılımıyla gerçekleşecek.
Temmuz 2000 yılında kurulan ABGS, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları hazırlık ve çalışmalarda iç koordinasyon ve uyumun plan ve programlara uygun olarak yönlendirilmesini ve yürütülmesini sağlıyor.
Geçtiğimiz günlerde logosunu yenileyen ABGS'nin teşkilat yapısında da değişikliğe gidiliyor.


Kaynak: Euractiv




NATO Toplantısına katılan Davtoğlu, Türkiye'nin Afganistan'daki eğitimci asker sayısını yeni arttırarak 1700'e yükselttiğini belirtti. Davutoğlu, eğitim görevini sürdüren türkiye'nin savaşçı asker yollamaycağını kesin bir dille belirtti.









Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Afganistan'a muharip asker göndermesinin söz konusu oolmadığını, ancak Afgan ordusunu eğitme çabalarının artarak süreceğini söyledi.


Dışişleri Bakanı Davutoğlu, NATO'nun Afganistan'daki operasyonu çerçevesinde Kabil Bölge Komutanlığını geçen ay bir yıl süreliğine yeniden devralan Türkiye'nin bu kapsamda Afganistan'da normalde 700'ün üzerinde bulunan asker sayısına 1000 ilave yaptığını hatırlatarak, bu sayının tekrar artırılmasının söz konusu olmadığını söyledi.


"Afgan ordusunun eğitimi çabalarımız artarak devam edecek" diyen Davutoğlu, bunun ABD Başkanı Barack Obama'nın NATO toplantıları öncesinde açıkladığı yeni yaklaşımla ilgili olmadığını belirterek, Türkiye'nin Afgan ordusunu eğitme çalışmalarına ta Kurtuluş Savaşı döneminde Atatürk'ün talimatıyla başladığını hatırlattı.


Davutoğlu, Afgan ordusunun eğitimi kapsamında bir kısım faaliyetlerin Afgan subaylarının Türkiye'de eğitimini, bir kısmının da Türk eğitimcilerin bu ülkeye gönderilmesini kapsadığını belirtti.


Türkiye'nin Afganistan'da bin 750 olan asker sayısının eğitimcilerin de hesaba katılması halinde önümüzdeki dönemde artacağını ifade eden Davutoğlu, Türkiye'nin Afganistan'da askeri okul inşa ettiğini ve tüm etnik grupların katılımıyla Afgan ulusal ordusunun oluşturulmasına büyük destek verdiğini belirtti.


Davutoğlu, Türkiye'nin Afganistan'a sivil katkılarını da artırarak sürdüreceğini ve başarıyla götürdüğü Vardak il imar ekibi dışında ülkenin kuzeyinde yeni bir il imar ekibi kuracağını bildirdi. Davutoğlu, "Bu katkılar (sivil) belki askeri katkılardan çok daha önemli" dedi.


NATO Dışişleri Bakanları Toplantısının ardından Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj ile ortak basın toplantısı düzenleyen Davutoğlu, NATO toplantıları öncesi ve sürecince devamlı temas halinde oldukları Alkalaj ile bu ülkenin NATO Üyelik Eylem Planına dahil edilmesi için birçok diplomatik girişimde bulunduklarını anlattı.


Üyelik Eylem Planının Bosna'nın ve Batı Balkanlar'ın istikrarlı geleceği için büyük önem taşıdığını vurgulayan Davutoğlu, Türkiye'nin bu çabalarına başta Bosna-Hersek'in bütün komşuları, Macaristan, İspanya ve Norveç olmak üzere 15 NATO üyesinin destek verdiğini, bunun önemli bir başarı olduğunu belirtti.


Bosna-Hersek'in ana gündem maddesi olduğu dün akşamki Kuzey Atlantik Konseyi çalışma yemeğinde uzlaşma sağlanamayınca müzakerelere bugün de devam edildiğini anlatan Davutoğlu, toplantılar sonunda alınan kararlarda "reform çabalarında gereken ilerlemeyi sağladığında Bosna-Hersek'in Üyelik Eylem Planına dahil edileceğinin" ifade edilmesinin, bu ülkenin NATO üyeliğine önemli bir ivme kazandıracağını vurguladı.


Alkalaj ise ülkesinin Üyelik Eylem Planına dahil edilmesi için "gösterdiği liderlik" konusunda Davutoğlu'na teşekkür ederek, "NATO toplantısında alınan kararla amaçlarına ulaştıklarını" belirtti.


Dışişleri Bakanı Davutoğlu, NATO toplantılarının ardından Türkiye'ye hareket etti.


DAVUTOĞLU'NU ŞAŞIRTAN SORUDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu, belki de en fazla Türkiye'nin oldukça uzağındaki Yeni Zelanda'nın Dışişleri Bakanı Murray McCully'nin sorusu şaşırttı.


NATO toplantısında Türkiye'den görüşme talebinde bulununca McCully'nin ne isteyebileceğini tahmin etmeye çalışan Türk diplomatlarını, Yeni Zelandalı bakanın Davutoğlu'na "Son günlerde hangi gazeteyi açsam Türkiye'nin aktif dış politikasını görüyorum, bu nasıl oluyor" şeklindeki sorusu rahatlattı.


"Türkiye bölgesinde çok parladı. Sizi ilgiyle takip ediyorum" diyen McCully, daha ayrıntılı bilgi alabilmek ve ikili işbirliğini ilerletmek için Davutoğlu'nu en yakın zamanda ülkesine davet etti.


Mcully ve Davutoğlu, gelecek aylarda yapılması beklenen ziyarette iki ülke ilişkilerini ilerletmeye yönelik "5 yıllık eylem planı" hazırlanması ve bazı işbirliği anlaşmaları imzalanması konusunda mutabık kaldı.


Kaynak: AA


Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, “Obama konuştu diye, üç gün içinde hemen tamam asker yolluyoruz diye yanıt vermemizi kimse beklemesin” dedi. NATO 10 bin yerine ancak 7 bin yeni asker gönderme sözü verdi. Almanya’nın 4500 askere ek olarak ne kadar asker göndereceği ocak sonu belli olacak.









Almanya’nın Avrupalı ve Batılı müttefiklere yönelik, Afganistan’a asker gönderme baskısı artıyor. Ancak Avrupa’da bu talebe karşı kuşku ve tepkiler de giderek büyüyor. NATO Dışişleri Bakanları toplantısında ABD’nin beklediği 10 bin asker yerine NATO ancak 7 bin asker göndermeyi taahhüt edebildi. Ancak bu 7 bin askerin hangi ülkelerden gideceği de henüz netlik kazanmadı. Bu taahhütün altında NATO’ya bağlı 25 ülke bulunuyor.

Toplantıda konuşan Almanya’nın yeni Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle Almanya’nın asker talebine ancak ocak ayı sonunda, Londra’da toplanacak Uluslar arası Afganistan toplantısından sonra yanıt verebileceklerini söyledi.
Halen Afganistan’da 4500 askeri bulunan Almanya, Meclis7te dün alınan kararla birliklerin görev süresini bir yıl uzattı. Ancak asker artışına ilişkin herhangi bir karar almadı. Amerika Afganistan’daki asker sayısını 30 bin artışla 100 bine çıkarmak istiyor.
ABD kendi asker takviyesine ek olarak 10 bin askerin de NATO ülkelerinden gelmesini istiyor.

Westerwelle “Obama konuştu diye, hemen üç gün içinde tamam diyecek değiliz, onlar da yeni asker gönderme kararını uzun süre düşünüp taşınıp, olgunlaştırarak aldılar” dedi.
Westerwelle, bu konuda sürekli olarak yalnızca asker sayısı konuşulmasından duyduğu rahatsızlığı da belirtti ve “Biz ülkenin yeniden inşasını istiyoruz. Askeri de bu süreci destekleyen bir unsur olarak görüyoruz” dedi. Westerwelle böylece, Afganistan’da “savaşma” konusundaki isteksizliğini de ortaya koymuş oldu.
Almanya, zaten Kunduz’da Taliban tarafından kaçırılan iki petrol tankerinin vurulması sonucunda ciddi bir politik krizle yüzyüze kaldı. 30-40 kadar sivilin öldüğü füze saldırı nedeniyle NATO alman askerlerini acelecilikle suçladı.
Almanya’da geçen hafta bu yüzden Genelkurmay Başkanı ve eski savunma bakanı istifa zorunda kaldılar. Merkel kapsamlı bir soruşturma başlattı.

Almanya Afganistan’da daha çok polis eğitimi görevini üstlenmek istiyor. Almanya’nın halen Afganistan’da eğitim veren 160 görevli uzman polisi bulunuyor.

NATO toplantısında İtalya 1140, Gürcistan 920, Polonya 680, İngiltere 500 yeni asker göndereceğini açıkladı. İngiltere ayrıca geri çekme kararı aldığı 700 askeri de orada tutarak, sayıyı arttırmış olacak. Slovakya da 250 asker yollayacak.


Kaynak: Euractiv


İsviçre’de minare yasağı bugün yine Türk basınında birinci sayfa haberleri arasında yeraldı. Minare yasağına destek veren Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy eleştirilerin odak noktasında yeraldı. Vatan gazetesi Sarkozy’i Hitler benzetmesi ile manşete taşıdı. Hürriyet İsviçre’de minareye sembolik destek veren papazı manşet yaptı.









İsviçre’de minare yasağı bugün yine Türk basının gündeminde.
Hemen bütün büyük gazetelerin manşetinde minareye ilişkin bir haber var.
Minare yasağına destek veren Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’e en büyük eleştiri ise Vatan gazetesinden geldi.
Vatan gazetesi Sarkozy’i Hitler benzetmesi ile manşetine taşıyarak “Faşist” dedi.
Hürriyet gazetesi ise “Çan ve Minare” manşeti ile çıktı.
Hürriyet İsviçre’nin Basel kentinde minare yasağına tepki olarak, kilisenin çan kulesini sembolik olarak minare ilan eden Papaz Anndreu Feuz’un Müslümanlarla  bu dayanışma eylemini manşete taşıdı.
Haberturk’te “Minareyi kadınlar istemedi” başlığı yer aldı.
İsviçre’nin Ankara Elçisi Kunz, Haberturk’a konuşarak, kadınların İslamla birlikte yükselen erkek egemenliği korkusu yüzünden minare yasağına destek verdiğini öne sürdüb
Posta 1. Sayfasında Fatih Akın’ın minare protestosuna yer verdi.
Akşam gazetesi “Moskovaya minare, Antalya’ya kilise” üst manşeti ile çift yönlü dini açılımı işledi.


Kaynak: euractiv


Davutoğlu BBC'ye yaptığı açıklamada şunları söyledi: “AB, ya dinamik bir ekonomisi ve çok kültürlü bir küresel çevresi olan bir küresel güç olacak, yada daha az dinamik bir ekonomisi ve daha içe dönük bir kültürü olan bir kıta gücü olacak. İki seçenek bunlardır. Türkiye, bunun için belirleyici test olacak."









ABD’nin Türkiye’den Afganistan’a muharip asker göndermesi talebine ilişkin tartışmalar sürerken Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin, Afgan ordusuna daha çok yardım yapacağını belirterek Afganistan için “kapsamlı askeri, siyasi ve sosyal strateji” çağrısında bulundu. Davutoğlu, “Yabancı kuvvetler terimini kullanmamalıyız. Biz, uluslar arası toplum olarak Afgan halkına yardım için oradayız” şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, NATO Dışişleri Bakanları toplantısı için gittiği Brüksel’de BBC’ye konuştu. Davutoğlu, söyleşide Afganistan’da başarısızlığın bir seçenek olmadığını belirtirken büyük bir ordusu olan Türkiye’nin Afganistan’a askeri katkısına küçük kaldığı yönündeki eleştirileri reddederek, “Türkiye, dünya çapındaki askeri yöndeki barış koruma çabalarına en çok katkı yapan ülkelerden biri” dedi.

Afganistan’da “kapsamlı bir askeri, siyasi ve sosyal strateji” çağrısında bulunan Davutoğlu, “, “Yabancı kuvvetler terimini kullanmamalıyız. Biz, uluslar arası toplum olarak Afgan halkına yardım için oradayız” dedi. Davutoğlu, Türkiye’nin Afgan ordusuna daha çok yardım yapacağını da söyledi.

-İSVİÇRE’DEKİ REFERANDUM ALARM ÇANLARINI ÇALDI”-

Ahmet Davutoğlu, söyleşi sırasında İsviçre’de yapılan “minare yasağı” referandumu da değerlendirirken oylamanın sonucunu “alarm çanları”nı çaldığını vurgularken “İslamofobyada, öteki konseptinde bir artış var. Sanki, topluma ait değiller. Bugün Müslümanlar olabilir, yarın Yahudiler, sonraki gün zenciler, ardında da Afrikalılar” uyarısını da yaptı. Davutoğlu, “Yeni küresel dünyada hep birlikte yaşıyoruz bu nedenle her yerde yeni bir hoşgörü ruhuna ihtiyaç var” sözlerine ekledi.

-“TÜRKİYE AB ÜYESİ OLACAK”-

Türkiye’nin AB üyeliği konusunda iyimser ifadelerde bulunan Davutoğlu, Türkiye’nin AB üyesi olmak istediğini belirterek, “Ben bir akademisyenim. İstatistikler bir şeyler söylüyor. AB ile katılım müzakerelerine başlayan tüm ülkeler, AB üyesi oldu. Tek istisna, üye olmak istemeyen Norveç. Bu istatistik analize dayanarak Türkiye’nin yüzde yüz AB üyesi olacağını söyleyebilirim ” dedi. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, AB’nin önünde iki yolunun bulunduğuna işaret ederek şöyle devam etti:

“AB, ya dinamik bir ekonomisi ve çok kültürlü bir küresel çevresi olan bir küresel güç olacak, yada daha az dinamik bir ekonomisi ve daha içe dönük bir kültürü olan bir kıta gücü olacak. İki seçenek bunlardır. Türkiye, bunun için belirleyici test olacak. (…) Ben iyimserim. AB’nin yaklaşımının akılcılığına inanıyorum. Türkiye’nin üye olacağımdan, bir yük değil, katkı yapan bir üye olacağından eminim” sözlerine ekledi.

-BOSNA UYARISI-

Bu arada, Davutoğlu söyleşi sırasında Türkiye’nin Bosna ile ilgili kaygılarını da ortaya koydu. Boşnakların, AB tarafından ihmal edildiğini hissettiklerini anlatan Davutoğlu, AB’nin, Sirbistan ve Karadağ’a vize kaldırdığını anımsatarak “Şimdi eğer onlar (Boşnaklar) NATO’nun desteğinden yoksun hissederse, büyük bir sorun olacak” uyarısını da yaptı. 



Kaynak:Anka


Başbakan Erdoğan haftaya ABD’de Obama ile görüşecek. Sıcak konular belli: Ortadoğu. İsrail. İran. Ama asıl önemli konu, Obama’nın Türkiye’den Afganistan’a “savaşacak asker” istemesi. Türkiye şimdiye kadar bunu reddetti. Erdoğan’ın bu konuda Türkiye’nin çıkarlarını tavizsiz koruyacağına inanıyoruz. Ama bir nokta önemli. Amerika, Irak’ta PKK’yı bitirmeden, Kandil ve tüm üsleri dağıtmadan, Türkiye Afganistan’a tek bir ek asker bile yollamamalı! Ne savaşçı, ne barışçı! Aksi halde bu “büyük oyun”da kaybeden taraf Türkiye olur.







Erdoğan ABD yolcusu. Başkan Obama ile Beyaz Saray’da görüşecek.
Obama ülkesinde ve dünyada giderek sıkışan ve bunalan bir pozisyonda. Irak’tan en geç 2010 yazında çekileceğini açıkladı. Oysa Irak’ta ocakta yapılması gereken genel seçimler bile tehlikeye girdi. ABD’nin bu süre içinde çekilmesi çok zor.
Obama dün yeni Afganistan stratejisini açıkladı.
Buna göre 30 bin ABD askeri daha oraya gidecek. Böylece ABD'nin toplam asker sayısı 100 bin civarına yükselecek. NATO ve Batılı müttefikler de bir 10 bin yollayacak. Toplam 40 bin ekstra asker ile Taliban ve İslamcı militanların işi bir yılda bitirilecek. ABD 2011’de Afganistan’dan çekilecek. El Kaide'nin 11 Eylül saldırısı sonrası 2001 ekim ayında başlayan ABD'nin Afgan operasyonu giderek artan asker sayısı ile 8 yıldır sürüyor. Afganistan'da saklandığı iddia edilen El Kaide lideri Bin Ladin bu süre içinde hala yakalanamadı. 
Obama'ya göre şimdi takviye askerle bir yılda Taliban terörü bitecek. 
Kağıt üstünde bile gerçekçi durmayan bir plan!..
Avrupa yan çiziyor
Obama asker ve savaş konusunda giderek sıkışıyor.
Şimdi yana yana dünyadan İslamcı terörle savaşacak yeni asker arıyor.
Avrupa bu konuda yan çiziyor.
Afganistan’a asker göndermek istemiyor.
En “savaşkan” İngilizler bile ancak 500 asker göndereceğini açıkladı.
Fransa yollamak istemiyor.
Almanya, bırakın yeni askeri, son bombardıman skandalı ve bir Genelkurmay Başkanı ve eski Savunma Bakanı’nın istifasından sonra, şimdi Afganistan’daki mevcut Alman askerlerini geri çekmeye çalışıyor.
İtalya ve İspanya da çok gönüllü değil. Ayrıca  bu ülkelerin askerleri, sıcak savaşta deneyimi olan durumda da değiller.
Bu yüzden Obama, gözünü Türk askerine dikmiş durumda.
Çünkü son 30 yıldır bu bölgede PKK terörü ile mücadelede sıcak savaş tecrübesine sahip tek ordu Türk ordusu. En deneyimli subay, astsubay ve uzman askerler Türk ordusunda.
Obama'nın umudu Türk askeri
Şimdi Obama, yavaş yavaş Afganistan’dan “Exit” (Çıkış-Kaçış?) planları yaparken, oraya başka bir “nöbetçi” dikmenin telaşı içinde.
Bu yeni “nöbetçi” rolüne en uygun olarak Türkiye’yi ve Türk askerini gördükleri açık.
Bunun bir nedeni askeri.
Türk askerinin savaş deneyimi ve gücünün yüksek olması.
Diğer nedeni sosyal ve psikolojik.
Çünkü Türk ordusu şimdiye kadar iki kez merkezde görev yaptığı Kabil’de savaş girmedi. Koruma kollama görevlerini yürüttü. Halen 1750 askerle Kabil'de ISAF (Uluslararası Koruma Gücü) görevini yürütüyor.
Orada görev yapan Müslüman ülke ordusu olduğu için prestiji çok yüksek.
Diğer ülke askerleri göreve çıkarken, korktukları için kollarına Türk askeri simge ve kokartlarını takıyorlar. Afganistan’da Türk ordusunun prestiji o kadar yüksek!        
Tabii Afganistan ile ortak tarihi bağlar da var. Ta Türk Babür Şah’a kadar uzanan ortak bir tarih var.
Ama konumuz tarih değil.
Bugün ve gelecek.
İşte bütün bu elverişli şartlar nedeniyle Obama, Afganistan’da Taliban’a karşı savaşacak
Türk askeri istiyor.
Türk ordusu bu oyuna gelmedi.
Genelkurmay şimdiye kadar Afganistan’a savaşçı asker göndermeyi reddetti.
Bunun en önemli gerekçesi de bölgede, Kuzey Irak’ta kendisinin zaten terörle savaştığı gerçeği oldu.
Türk Genelkurmayı “Biz zaten PKK terörü ile savaştayız, Afganistan’daki terörle sen savaş!” dedi özetle Amerika’ya.
Kartlar yeniden açılıyor
Şimdi ABD masaya yeni kartlar açarak, asker talebini yeniden gündeme getiriyor.
Bir kart bölgede PKK’nın sorun olmaktan çıkmaya başlayacağı vaadi…
Vaadi, diyoruz. Çünkü bu henüz gerçekleşmedi.
ABD 1. Körfez Savaşı’ndan beri (1990-91), yani yaklaşık 20 yıldır PKK’nın o bölgede üstlenip Türkiye’ye saldırmasına göz yumdu.
Son Irak müdahalesi sonrası günümüze kadar da bu göz yummayı sürdürdü.
Hala da sürdürüyor.
Türk askerinin başına “çuval geçirme” olayını bir yana bıraksak bile, PKK’nın ABD’nin hoşgörüsü ve müsamahası altında bugünlere kadar geldiği gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Bu yüzden şimdi ABD’nin oynamak istediği “büyük oyun”da, Türkiye kendi kartlarını doğru, yerinde ve güçlü kullanmak zorundadır.
Ortadoğu, Kafkasya ve Asya toprakları her zaman dünyada o sırada hüküm süren “süper power”ların oyun alanı olmuştur. Burada hep “büyük oyun” oynanmıştır.
Afganistan’daki savaşın koskoca Sovyetler Birliği’ni çökerten unsurlardan biri olduğunu hatırlatırsak, belki ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. Sovyetler 1979'de Afganistan'ı işgal etti. 9 yıl savaştı. 1988'de savaşı bitiren anlaşma imzalandı.1989'da Berlin duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı!
Bölgede şimdi başka büyük güçler büyük oyunlar peşindedir. Ama savaş için Türkiye'nin kapısını daha ısrarlı şekilde çalmak zorunda kalmışlardır.
Bu yüzden Erdoğan Beyaz Saray’daki “büyük oyun” masasına, eli güçlü, başı dik gitmektedir.
Bölgede yükselen güç Türkiye’dir.
Komşuları ile “sıfır problem” temelinde her türlü açılımı yapan ülke Türkiye’dir.
ABD Başkanı Obama’nın “Afganistan’dan beni kurtar” diye sarıldığı ülke de Türkiye’dir.
Erdoğan işte böyle güçlü bir birikimi ve konumu temsilen o masaya oturmaktadır.
Bunun sorumluluğunu ve ağırlığını da aynı biçimde vakarla taşıması gerekir.
Erdoğan’ın bu konumunun farkında olduğunu biliyoruz.
Bu olumlu bir durumdur.
Ancak yine de uyarmakta yarar görüyoruz.
Sayın Başbakan.
Kartlar masaya açılınca, onları doğru okuyun!
Terörle mücadelede binlerce şehit vererek, bugünkü prestijli konumunu kazanmış olan Türk ordusunun, Türk milletinin kaderi bugün sizin ellerinizdedir.
Irak’ta PKK terör üsleri tümüyle ve fiilen temizlenmeden, Afganistan’a tek bir ek asker bile göndermeyin. Ne savaşçı, ne barışçı!
Eğer ABD'nin katkısı ile PKK Irak'ta temizlenirse, asker talebi yeniden değerlendirilebilir. Kuşkusuz bu konuda en önemli yetkili kurum olan Genelkurmay'ın da plan ve değerlendirmeleri vardır.
Ama orada PKK temizlenmeden Türkiye Afganistan’a tek bir yeni asker bile göndermemelidir.
Türkiye, ABD’nin kolları ve koruması altında büyüyen PKK terörü ile mücadelede bugüne kadar çok ama çok ağır bir bedel ödedi. Maddi olarak 400 milyar dolar.
Ve parayla ölçülemeyecek kadar çok şehit ve gazi verdi. Hala da veriyor.
“Analar ağlamasın” derken, “Anaların ağladığı bölümde” ABD’nin büyük payı var!
ABD şimdi bu bedeli ödemek zorunda.
Bu bedel, Irak’tan çekilmeden PKK’yı oradan temizlemek sorumluluğudur.
ABD işi ciddiye aldığı zaman, bunu gerek kendisi, gerekse Barzani üzerinden üç günde yapabilecek konumdadır. Şimdiye kadar yapmaması ise ancak Türkiye’yi yeterince ciddiye almaması ile açıklanabilir.
Şimdi ciddiye alıp alması ise sizin elinizdedir Sayın Başbakan Erdoğan.
ABD’ye ve Obama’ya  “One Minute” demenin zamanı gelmiştir.
Bunu Davos’taki kadar güçlü bir şekilde yapacağınızdan kuşkumuz yoktur.
ABD seyahati ve Obama ile görüşmelerinizde size başarılar diliyoruz.    

Google-Translate-Turkish to English Google-Translate-Turkish to French Google-Translate-Turkish to German Google-Translate-Turkish to ItalianGoogle-Translate-Turkish to Spanish Google-Translate-Turkish to Russian Google-Translate-Turkish to Ukrainian Google-Translate-Turkish to BulgarianGoogle-Translate-Turkish to Greek